Dolar
ABD Doları 1.000
Euro
Euro 1.000
Sterling
Sterling 1.000
Altın
Altın 1.000
BOLU ÇOK BULUTLU
13
ÇOK BULUTLU

Mehmet ÖZBEY

Mehmet ÖZBEY (Emekli Öğretmen-Beşkavaklar Mahallesi
Muhtarı)

 

Doğum: 10
Mayıs 1955 Bolu / Mudurnu

Okul: Mudurnu
Cumhuriyet İlkokulu, Mudurnu Ortaokulu, Bolu Erkek Öğretmen Okulu mezunu…

Meslek: Emekli
Öğretmen – Muhtar

Bulunduğu görevler: Mahalle
Muhtarları Derneği Üyesi, bir dönem Demokratik Sol Parti İl Başkanlığı yaptı…

 

O MAHALLESİNİ, MAHALLELİSİ O’NU SEVİYOR

 

Afacan bir çocukluk dönemi geçirdi…

Çocuk yaşta babasını kaybedince hem okudu, hem
çalıştı…

Öğretmen olduktan sonra bile çalışmayı hep sevdi,
hayatı çalışmakla geçti…

Camcılıkla öğretmenliği aynı anda yaptı mesela…

Başarılı bir öğretmenlik dönemi geçirdi…

Farklı meslek guruplarında birçok öğrenci yetiştirdi
bu ülkeye ve hep gururlandı…

Yani mesleğini severek yapan öğretmenlerden oldu…

Emekli olduktan sonra iki yıl Demokratik Sol Parti’nin
Bolu İl Başkanlığı görevini yürüttü…

Sonra da muhtar olmaya karar verdi ve seçildi.
Mahalleli tarafından çok sevilen, mahallesine birçok hizmeti kazandıran muhtar
oldu…

İnsanlara yardım etmeyi çok seven, bundan da büyük
keyif alan, çok kitap okuyan ve hedefi bir gün mutlaka kitap yazmak olan
Bolu’nun başarılı Muhtarlarından, Emekli Öğretmen, Beşkavaklar Mahallesi
Muhtarı Mehmet Özbey’in hayat hikayesi…

 

Bolu’nun
tanınmış ve sevilen isimlerinden Emekli Öğretmen, Beşkavaklar Mahallesi Muhtarı
Mehmet Özbey, soluksuz okuyacağınız hayat hikayesini şu şekilde özetledi;
 

ÖĞRETMEN OLACAĞI
KÜÇÜKKE BELLİYDİ
















































10
Mayıs 1955 Mudurnu doğumluyum. İlkokul, Mudurnu’da Cumhuriyet İlkokulunda
okudum, Ortaokulu Mudurnu Ortaokulunda bitirdim. Öğretmen okulu olarak Bolu
Erkek Öğretmen Okulu Gündüz bölümünden mezunum. Dört yıllık eğitimden sonra
öğretmen oldum. 1974 yılında 150 kişinin içinde ilk mezun olan kişiler
arasındaydım. Öğrencilik hayatım, çok başarılı geçti. Tek sıkıntı çektiğim konu
ortaokulda fazla kompozisyon derslerine ağırlık verilmiyordu. Öğretmen okuluna
geldiğimde okuma konusunda fazla alışkanlığım olmadığından kompozisyon
dersinden zor geçtim. Eylül’e kaldım, geçemdim. 7 Ekim’de imkan tanında öyle
geçtim. Ondan sonra Lamia Dal isminde bir öğretmenim vardı. Beni teşvik etti,
edebiyatın gayet güzel, sen bunu aşabilmek için kitap okumalısın dedi. Elime
geçen bütün parayı kitaplara verdim, gece gündüz kitap okudum. Öyle bir gelişme
içine girdim ki, son sınıfta iken gazete çıkarabilen, olayları dile getirebilen
bir yapı içine girdim. Hala o okuma alışkanlığım devam eder. Benim
öğrencilerime vermiş olduğum konu da budur. Benim beşinci sınıftaki
öğrencilerim müsamerelerde kendi yazdıkları piyesi oynayarak başarı kazandılar.
Ben bir devreyi birden beşe kadar okutmuştum. Dumlupınar Okulundaki beşinci
sınıf öğrencilerim çok başarıya ulaştılar. Hakim, savcı, eczacı oldular. Hatta
birisi üniversite seçme sınavında 216. Sıraya girdi. Öğretmenliği çok severek
yaparım, ben öğretmenlik yaparım, yöneticilik yaparım, öğrenciler kendi
kendilerine araştırır bulurlar. En büyük başarı kaynağım da küme çalışmaları
yaparak ben onları araştırmaya sevk ederdim. Kitap kullanmazdım, hep araştırma
yaparlar, rapor hazırlarlar, raporu sınıfa sunarlar, bu şekilde eğitim süreci
geliştirdim. Bir Türkçe dersinde üç tane ders yapardık. Beden eğitimi, müzik
resim gibi. Çocuklar teneffüse çıkmak istemezlerdi. Ben öğretmenliği böyle
severek yaptım. Çok sevdiğim bir meslektir, şimdi bile bir devre yapabilirim.
İnsanları, çocukları çok severim. 

Çocukluk Fotoğrafları

ÇOCUKLUK ANILARI

Çocukluk
hayatımda çok afacandım. Boş zamanlarında özellikle Eylül ayları içinde alıç
denilen, kırmızı beyaz alıçlar vardır, toplardım dizerdim. Teneffüs aralarında
arkadaşlarıma satardım. Ticari alışkanlığım ta ilkokul ikinci üçüncü sınıftan
itibaren başlamıştı. Ondan sonra dördüncü sınıfa geldiğimde, babam aniden bir
trafik kazasında vefat ettikten sonra büyük bir yıkım içerisine girdim. Dayım
bize sahip çıktı ama o yıkımı ortaokul süresince derslerime yansıtmadım ama
beni o kadar yalnızlığa, çaresizliğe itti. Babam ölüp de ben bu sürece
girmeseydim bende okuma diye bir şey olmazdı. Ben çok haşarı, yaramaz, çevrede
haksızlıklara karşı gelen biriydim. Orman işletme lojmanlarında kalıyorduk,
babam gece bekçisiydi. Orada kalırken, Orhan Bey diye bir işletme müdürünün
oğlu Erdal vardı. O zamanlar bisikletler çok pahalıydı. Babamın aylığı 250 –
300 lira iken bisikletler 600 liraydı. Ona da babası bisiklet almıştı. Erdal
bir de ben bineyim dedim şu bisiklete. Beni bindirmedi bisiklete.
Bindirmeyince, babam bir gün bana top almış, topu aldı verdi bana ondan sonra
arkadaşlarımla beraber oyun kurduk. Erdal da katılmak istedi, git dedim, oyuna
katmıyorum seni baban top alsın sana dedim. Ağlayarak gitti, babama söyledi,
beni şikâyet etti. Sonra oyuna aldık bunu. Sabah gittim yakaladım bunu, sen
beni nasıl şikâyet edersin dedim. Gözümü budaktan sakınmayan bir çocuktum. Ama
babam öldükten sonra çöktüm. O arada öğretmenim vardı. Dedi ki, Mehmet sen
okuyacak mısın? O kadar kahrıma gitti ki, öksüz kalmışım, sen okuyacak mısın?
Diye soruyorlar. O zaman afalladım ben. Demek ki benim okuyacak bir durumum yok
gibi bir duygu içine girdim. Ondan sonra dayım bize sahip çıktı, bizi okuttu. O
anı hiç unutmam. Babam öldükten sonra orman işletmesinde yaz tatillerinde beni
çalıştırırlardı. Oradaki ormancılara bir şeyler taşırdım, su verirdim. Ama
ortaokula girdikten sonra mesai yapılırdı, tomruk kesiminde. Tomrukların başlarına
siyah boya ile ölçüleri yazılırdı. Hiç unutmam sabah dörtte kalkar, gece
karanlıkta çıkardım. Sefer tasım vardı, birinde domates, birinde soğan ekmek…
Yiyeceklerimi alır, saat 4’te kalkar, 9’da yaylaya varırdım. Yaylada mesai
işleri var orada çalışır yürüyerek gelirdim. Bu çalışmalar beni derslerime
çalışmaya da itti. Cumhuriyet Bayramı’nda yada 23 Nisan’da şiir okuma yarışması
yapılırdı hep ben birinci olurdum ama fakir aile çocuğu olduğum için bana
okutmazlardı. Müdür çocuğu, hakim çocuğu bilmem ne, onları çıkarırlardı, bana
okutmazlardı. Öğretmen okulundan mezun olduktan sonra ben hep bu garip
çocuklara sahip çıkmışımdır. Yaşantım hala bu şekilde devam etmektedir.

VE ÖĞRETMENLİK
HAYATI








Sonrasında
öğretmenlik yaşantım başladı. Öğretmen oldum, bizim zamanımızda mektuplu
öğretim diye bir sistem vardı. Öğretmen olduktan sonra üniversite imtihanlarına
girdim kazandım. Muğla Mimarlık fakültesini kazandım. Annem, oğlum ben seni
okutacağım dedi. Ben de okumayayım, kardeşimi okutayım dedim. Mektuplu öğretim
var oradan okur hem de öğretmenlik yaparım dedim. Hem de kardeşimi okuturum
dedim. Öylelikle öğretmenliğe başladım. 
Matematiği çok sevdiğim için mektuplu öğretimin matematik bölümüne
yazıldım. Kitaplar geliyor, ben çalışıyorum. O zamanlar elektrik de yoktu
çalıştığım köyde. Birinci sınıftan ikinci sınıfa geçtim. Dersler ağırlaştı,
devam etme zorunluğu da vardı. Devam etsem matematik öğretmeni olacaktım. Şimdi
de öğretmenim dedim yarım bıraktım tekrar öğretmenliğe devam ederek, yaşantımın
26 yılında öğretmenlik yaptım. Öğretmenlik yaparken, de annemin adına
Mudurnu’da dükkan açtım. Arkadaşım yağlı boya, duvar kağıdı yapıyorlardı. Ben
dedim duvar kağıdı yağlı boya işlerine başladım. Oradan da epey para kazandım.
Bir gün iki katlı dört dairelik evin yağlı boyasını, duvar kağıdını her şeyini
bana verdiler. Altı ay uğraştım olmadı, bitiremedim. Bir gün camcılar geldi,
camı taktılar, parayı koydular ceplerine gittiler. Ben bu işi yapmayacağım
camcılık yapacağım dedim. Mudurnu’da bir camcı vardı. İçkici bir tipti. Bir gün
cam takarken müşteriye camı tut demiş, sonra kafa çekmeye gitmiş adam bir saat
orada kalmış, böyle bir camcımız vardı. Millet bundan nefret etmiş
vaziyetteydi. O olayı da gördüm, memleketin camcıya ihtiyacı var dedim camcı
dükkanı açtım. Ama cam kesmeyi bilmiyorum, bir şey yapmayı bilmiyorum. Annem
karşı çıktı, dayım karşı çıktı, hanım karşı çıktı, kayınpeder karşı çıktı. Ben
yapacağım dedim. Ne kaybederim. Bir anadol taksim vardı. 550 liraya sattım onu.
Koydum cebime, o arada annemin adına bütün işlemleri yaptırdım, dükkanı da
tuttum. Toptancıdan cam almaya gittim. Camcıyı da tanıyorum öğretmen okulunda
okurken komşumuzdu. Cam almaya geldim dedim, yüzüme bile bakmadı. Dedi,
camcılık öyle kolay iş değil, memur adamdan esnaf olmaz dedi. Ben senle
uğraşamam dedi. İster uğraş ister uğraşma sadece sen misin camcı? Para burada,
gider İstanbul’dan almayı da bilirim dedim. Sonra çıkarken dedi, sana baya iş
var, araba bul, dedi. Sonra camları Mudurnu’ya götürdük. Mudurnu’ya gittik,
Cuma akşamı camları yıktık bitirdik. Eve gittim, ama o zaman kadar cam nasıl
kesilir, hiç düşünmedim. Eski bir cam parçası buldum ama kesemedim. Kesemeyince
bir korku geldi. Bu camları aldık, getirdik, bunu nasıl keseceğiz. Dedim kesenler
anasının karnında mı öğrendi. Sabah oldu, evden dükkana gitmek istemiyorum.
Biri kapıya geldi. Buyurun dedim, camcı dükkanı açmışsınız cam lazım dedi.
Adamı gönderdim ama zar zor gittim dükkana. Girdim içeri, masa hazır, bir camı
yatırdım yere metreyi aldım, işaretledim, daha kesmeden kapıdan biri girdi, ben
camcıyım dedi çalışabilir miyim burada? Dedim seni Allah gönderdi, hemen gel
dedim. Hemen kesti camları verdi. O işten sonra 16 yıl camcılık yaptım. Hem
öğretmenlik hem de camcılık yaptım. O gün aldığım camların hepsini sattım.
Mudurnu Tavukçuluğa sattım, çok büyük desteklerini gördüm. Bolu’da ilk ısıcamı
yapan bendim. Öyle boyutlara geldim ki, deprem olmasaydı, beni kimse tutamazdı.
Cam fabrikasının altı aylık pazarlama işini halletmiştim. Bolu falan az
geliyordu bana o şekildeydik ama bir deprem geldi, ne cam kaldı ne çerçeve
hepsi gitti. Sonra buraya yerleşmek zorunda kaldım. Sonra Bolu beni bırakmadı.
Büyük bir ekonomik girdap içine girmiştim zaten. Annemin, benim, hanımın
aylığını borçlara endekslemiştik. Dört senede ancak temizleyebildik. Bunun için
ben sigara paramı, ekmek paramı kazanabilmek için sigarayı da bıraktım gerçi,
sözleşmeli öğretmenlik yaptım. Değirmenbeli Köyünde iki yıl öğretmenlik yaptım.
Sonra bana sahip çıktılar, geldim burada Abant Sürücü Kursunda direksiyon
öğretmenliği yaptım. 2003 – 2005 arası direksiyon öğretmenliği yaptım. Sonra
iki yıl bırakmadılar beni il başkanlığına getirdiler, fırtınalar estirdim o
dönem. Vali Ali Serindağ zamanında, belediye başkanımız Alaaddin Bey’di. Her
gün kapışırdık, gazeteciler haber bulamadığında bana gelirdi. Her gün
basındaydım. 

Okul Fotoğrafları

HAYATI ÇALIŞMAKLA
GEÇTİ

Benim
hayatım çalışmakla geçtiği için, aynı mahallede oturduğumuz halde, aynı
okullarda okuduğumuz halde, eşimle birbirimizi tanımıyorduk. Bir gün, Doktor
Muzaffer Bey’ler vardı. Çok severlerdi, onlar demişler, Mualla’yı, Mehmet’e
yapalım. O ara tayin için Ankara’ya gitmiştim, söz almışlar, kayınpeder karşı
çıkmış. Ben oğlanı tanımıyorum demiş. O ara tayinim çıktı, tayin yerine
gidebilmek için para kazanmam lazım kahvecilik yapıyorum. O ara onların demirci
dükkanları vardı, ben ateş gibi çalışırken, görmüş beni tamam demiş verdim
kızı. Bu oğlan kızımı aç bırakmaz ekmeğini taştan çıkartır demiş. Kayınpeder
tanımak isterim demiş beni. Ondan sonra bacanakla beraber gittik kayınpederin
dükkana. Ben sizin damadınız olacağım, öğretmenim dedim. Sonra evlendik, eşim,
kendisi seçim müdürüydü, oradan emekli oldu. İki tane kızım var. 21 – 22
yaşında torunum var. üç torunum var. Kızımın biri resim öğretmeni Düzce’de
çalışıyor, eşi makine mühendisi. Buradaki kızım da babasının zenginlik
havalarına girdiği zamana denk geldi. Okuma ihtiyacı duymadı. Liseyi dahi
bitirmedi, evlendi, şimdi eşi ile birlikte emlakçılık yapıyor.

SİYASİ HAYATI








Siyasi
hayatım, sosyal bir yapı içinde geliştiğim için öğretmenlik yıllarımda genelde
sivil toplum kuruluşlarında öğretmen derneklerinin başında bulunurdum. Hatta
bir gün, köylerden şehre gelirken, öğretmenler sıraya girerlerdi. Ben
Mudurnu’nun Kilözü köyü vardı orada birinci sıradaydım. Sırada olmayan bir
öğretmeni tayin yaptılar, beni de başka yere tayin ettiler. O ara sivil toplum
kuruluşlarını da harekete geçirerek hemen işi düzelttik. Böyle etkin bir
şekilde hak arayan bir yapı içinde yaşantım devam etti. Emekli olduktan sonra
Demokratik Sol Partide iki yıl il başkanlığı yaptım. Ondan sonra, muhtarlık
nasip oldu. Bolu Gündem Gazetesinde iki yıl köşe yazarlığı da yaptım. Okurlarım
takdir ederlerdi. Bir gün gazeteye gittiğimde yazı işleri müdürü hanım, sizin yazılarınızı
okurken, kendimi buluyorum derdi. İki dönemden beri de muhtarlık yapıyorum,
önümüzdeki seçimde yine aday olacağım. 

İş Fotoğrafları

MAHALLEYE BİRÇOK
HİZMET GETİRDİ

2007
seçimleri sırasında partiye gittim, milletvekili adaylarının isimleri var
gazetede Mehmet Özbey adı da var. Sonra Erhan Bey’e telefon ettim, bu nereden
çıktı dedim. Ziyarete gittim, dedim arkadaş sen nasıl yazarsın bunu, o zamanlar
emekli aylığı 850 TL. Ben milletvekili adayı falan olamam dedim. O da ister yap
ister yapma, bizim gözümüzde sen milletvekili adayısın, toplumun sorunlarını
dile getiren, rüzgar estiren sensin, sen milletvekili olmayacaksın da kim
olacak? Dedi. Adım milletvekilliğinde geçtiği için ben görevden alındım.
Çekemeyenler tarafından görevden aldırıldım. Sonrasında vatandaş sahip çıktı
bana 2009 seçimlerinde muhtarlık seçimlerine son bir hafta içinde girdim.
Evrakları hazırladım ve muhtar oldum. O zamanlar çok popüler olmuştum. Bir
haftada muhtarlığı aldı dediler. Mahalleye çok büyük hizmetler kazandırdım. İlk
zamanlar buralarda parke yoktu, asfalt yoktu. İlk karşılaştığım olay da
pazaryerini kaldırdılar. Avukat Reşat Bulut, mahkemeye vermiş. Bölge idare
mahkemesi de kaldırılması istemiş. Belediye de mahkeme kararına uyarak
pazaryerini kaldırdı. O ara işe ben dahil oldum, ora olmazsa buraya yaparım
dedim. Sonra pazaryerini belediye ile iyi ilişkiler sonucunda pazaryerini
buraya aldırdım. Bir gün bir baktım iki tır parke geldi. Mehmet Özbostancı’nın
evinin önüne geldi. Dedim Mehmet Bey ne oluyor? Seni buradasın burası parke
olacak da diğer yerler olmayacaksa seni buraya koymam dedim. Olur mu öyle şey
dedi, ya her yer parke olacak yada bu arabalar geri gidecek. Sonra ilk parke
çalışması bizim mahallede başladı. Bir gün park bahçeler gelmiş, ağaç dikiyor,
karşısında park rezillik içinde görmüyor musun? Bu nasıl iş, orayı da
yaptırırız dedi. Açtı telefon, derken, orayı da yaptırdık. Bu sivri dil ve
sertliğimle büyük hizmetler kazandırdım. Burada sağlık ocağı yaptırmak için
dört sene uğraştım. Önce belediye encümeninden yer çıkarmak için iki sene
uğraştım. Sonra bütün işlemler yapıldı belediye başkanı ver burayı dedi, vermem
dedim. Ne yaptım yaptım, belediye başkanını ikna ettim. Sağlık ocağını da
yaptırdım. Okulumuz yetersizdi, sadece bir binayı okul olarak aldık. Öğrenciler
iyi eğitim alamıyorlar, teneffüste birbirini çiğneyecek vaziyetteler. 28
derslikli okul yapılıyor şimdi. Oranın da ihalesi tamamlandı. Orası da
önümüzdeki Haziran’da bitecek. SEDAŞ’ın alt tarafında, bir yer meydana geldi.
Orayı da kısmet olursa park yapmak için elimden gelen bütün gayreti
göstereceğim. Sosyal etkinliklerimiz böyle devam ediyor.

İNSANLARA YARDIM
ETMEYİ ÇOK SEVİYOR

Ben
insanları çok seviyorum, yardım etmeyi çok seviyorum, bu yüzden beni çok
aldatıyorlar, o yüzden cebimde çok para durdurmam. Elektrik parası ödeyemedim
diyor, bilmem ne diyor, ona da zaafım var. O yüzden hanım elimden her şeyi
aldı. Yapamıyorum çünkü ihtiyacı olan bir kişiye varken yok diyemiyorum. Çok
yardımsever, sosyal bir içerik içindeyim. Mahallemde geçen 81 yaşında bir kadın
geldi. İki tane oğlu var ama geleni gideni yok. Sosyal hizmetlere başvurduk,
maaşını bağlatamadık. Yok efendim iki çocuğu varmış, o yüzden bağlanmazmış. Ben
sonra vali beye çıktım, dedim maaş bağlanması lazım. Araştırın dedi, olur mu
öyle şey. Araştırdılar yine maaş bağlanmadı. Sinirlendim, bizim hattımız var,
direkt İçişleri Bakanlığına bağlı. O hattan bildirdim, araştırma yaptılar, son
aşamayı bilemiyorum. Bu maaşı bağlatacağım, gerekirse Cumhurbaşkanına çıkacağım
yine bağlatacağım. Böyle bir şey olamaz. Benim hobim bunlarla ilgilenmek. Geçen
bir öğrenci geldi, dedi ki Isparta’yı kazanmış. Emekli bir ailenin çocuğu.
Fakat, iki çocuk daha üniversitede okuduğu için bir ara verelim donduralım diye
geldi buraya. Benden yazı alırlar, dondurmak için bu yazıyı almaya gelmiş. Niye
dondurmak istiyorsun dedim. Böyle böyle. Dedim olur mu öyle şey? Para yok diye
okumamazlık olur mu? Bu milletvekilleri neyin vekili. Ali Ercoşkun’u aradık
ulaşamadık, Fehmi Küpçü’yü aradım sağ olsun ilgilendi, Isparta’da yer buldu.
Ayarlandı, geçen geldi, amcacım diye. Böyle şeyleri yapmak çok hoşuma gider.
Kitap okumayı severim. Genelde kitap okurum, şimdi kafamda tasarladığım bir
kitap var, kendi yaşantımdan örnekler vererek gençlere faydalı olabilmek
isterim. Ama daha o aşamaya gelmedik.

ÇOK DUYGUSAL

Hiçbir
korkum, endişem yok. O kadar ekonomik sıkıntı içine girdim. Bir söz vardır,
tecrübe hayatta yenilen kazıkların toplamıdır derler. Benim için umulmadık bir
yıkıcı olay olursa rahat hareket ederim. Bir gün arkadaşımın biri geldi, o
kadar endişe içinde ki, borçlarını ödeyememiş, hanımı hasta falan derken. Niye
bu kadar düşünüp kendini hırpalıyorsun, biraz da alacaklılar düşünsün hep sen
mi düşüneceksin. Onun da hoşuna gitti. Ben hayatta hep pozitif düşünürüm. Ama
ufacık bir şey beni ağlatır. Geçen Ayla filmini izledim hüngür hüngür ağlattı. Öyle
de bir duygusal yapım var.
















 

Aile Fotoğrafları

Boludabolu Avatar
BoludaBolu
14 Kasım 2018
Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir