Dolar
ABD Doları 32.2336
Euro
Euro 35.1337
Sterling
Sterling 40.8952
Altın
Altın 2506.9302
BOLU HAFİF SAĞANAK YAĞIŞLI
11,3
HAFİF SAĞANAK YAĞIŞLI

Mustafa Fahrettin AKSOY

Mustafa Fahrettin AKSOY (İnşaat Mühendisi – Akpiliç kurucusu
– İşadamı – Belediye Meclis Üyesi)

 

Doğum: 11
Ocak 1961 Trabzon

Okul: İlkokulu
Trabzon, Erzurum ve Ankara’da tamamladı, ortaokulu Balıkesir Gönen Ortaokulunda
başlayıp, Ankara Bahçelievler Ortaokulunda bitirdi, Ankara Atatürk Lisesi,
Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Bölümü mezunu…

Meslek: İnşaat
Mühendisi

Bulunduğu görevler: Cumhuriyet Halk Partisi Bolu Belediye Meclis Üyeliği,
bir dönem Boluspor As Başkanlığı, bir dönem Bolu Karadenizliler Derneği
Başkanlığı ve halen üyeliği…

 

TRABZON’DAN BOLU’YA UZANAN YOLCULUK…

 

Aslen Trabzonlu. Henüz 9 günlükken vefat eden babasını
hiç tanımadı, ev hanımı olan annesi büyüttü onu ve kardeşlerini…

Üniversite yıllarında 12 Eylül dönemini yaşadı…

O zorlu dönemde hem okudu, hem çalıştı. Hatta
pazarcılık bile yaptı…

Üniversite bitince müteahhit abisinin yanında mühendis
olarak çalışmaya başladı…

1994 yılında bambaşka bir sektöre girmek istedi ve
tavukçuluk sektörüne girdi, Akpiliç firmasını kurdu…

1997 yılında da aktif siyasete girdi, o günden beri de
kopamadı siyasetten…

Önümüzdeki günlerde ‘Adapiliç’ adıyla yeni bir
markayla pazara girmeye hazırlanan ve gece gündüz kendini işine adayan bir
isim…

En çok küçük bahçesi ile meşgul olmaktan haz duyan,
çocuklarıyla vakit geçirmeyi seven, hiç emekli olma hayali kurmayan, kimseye
muhtaç olmadan yaşamak isteyen başarılı işadamı ve siyasetçi Mustafa Fahrettin
Aksoy’un hayat hikayesi…

 




































1961
yılında Trabzon’da dünyaya gelen Mustafa Fahrettin Aksoy, henüz 9 günlükken babasını
kaybetti. Zor şartlarda annesi büyüttü onu ve kardeşlerini. Farklı illerde
başarılı geçen eğitim hayatı sonunda inşaat mühendisi olarak üniversiteyi
bitirdi. Ardından abisinin yanında çalıştı. Sonra sektör değiştirdi ve
tavukçuluk sektöründe bir marka yarattı. Yeni markalar yaratmaya devam ederken,
bir yandan siyasi arenada da boy gösteriyor. Artık Bolulu olan, 20 yıldır
Bolu’da yaşayan başarılı işadamı ve siyasetçi Mustafa Fahrettin Aksoy hayat
hikayesini şöyle özetliyor; 

OKUL HAYATI

Mustafa
Fahrettin Aksoy, 11 Ocak 1961 yılında Trabzon’da doğdum. İlkokulu Trabzon,
Erzurum, Ankara gibi farklı illerde tamamladım. Ortaokulu Balıkesir Gönen
Ortaokulunda başlayıp, Ankara Bahçelievler Ortaokulunda bitirdim. Daha sonra
Ankara Atatürk Lisesini bitirdim. 1978 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi
İnşaat Fakültesini kazandım ve zaten Trabzonlu olduğum için kendi memleketimde
üniversite hayatıma başladım.

ZORLU ÜNİVERSİTE
YILLARI

Üniversite
yıllarımda 12 Eylül darbesi ile karşılaştık, zor bir öğrencilik dönemi
geçirdik, anarşi ve öğrenci olayları okumamızı zorlaştırmıştı. 12 Eylül’den
sonra 1982 yılında üniversiteyi bitirdim ve iş hayatına başladım. Üniversite
hayatım boyunca hem çalıştım hem okudum. O yıllarda boykotlar üniversitelerin
kapalı olduğu dönemler çok olduğu için pazarcılık yaptım. Üniversite hayatını
bitirinceye kadar da pazarcılığa devam ettim. Daha sonra müteahhitlik yapan
abimin yanında mühendis olarak çalışmaya başladım. 1982 yılı ile 1984 yılları
arasında Bursa Şehir Merkezinde bin konut ikmal inşaatı yaptık. Ben şantiye
şefi olarak görev yaptım. 1984’te Trabzon Beşikdüzü Balıkçı Barınağına
başladık. 1984 – 1987 yılları arasında Beşikdüzü Balıkçı Barınağının ikmal
inşaatını tamamladık. 1987’den sonra Ardeşen Balıkçı Barınağını yaptık.
Ardeşen’de meslek hayatıma başladım. 1997 yılına kadar merkezi Ardeşen’de olan
şantiyemiz o bölgedeki pek çok yol ve balıkçı barınağını yaptı. Daha sonra ben
sektörümü değiştirerek tavukçuluk işine başladık ve ben Bolu’ya geldim. Bolu’da
Akpiliç şirketini müteahhitlik yaptığım dönemlerde 1994 yılında kurmuştuk. 1997
yılında aktif üretime başladık. O tarihten bu yana Bolu’dayım. Siyasi hayata o
dönemde Boluspor’da yöneticilik yaptığım dönemde tanıştığım Yüksel Ceylan
vasıtasıyla girdim. O gün bugün hala politikanın içindeyim.

BABASINI HİÇ
TANIMADI














Babam
rahmetli ben 9 günlükken ölmüş babamı hiç tanımıyorum. Annem ev hanımı olarak
bizleri büyüttü. Biz 4 erkek kardeşiz. Şu an en büyük abimiz yaşamıyor. Diğer
abilerimin hepsi tümümüz yüksel tahsil yaptık. Annemiz bize hem annelik hem
babalık yaptı. İlkokulu Trabzon’da, ilk üç yılını Trabzon’da okudum. Sonra
Ankara’ya geldik. Sonra 5. Sınıfta Gönen’e gittik. Orta biri de Gönen’de
okudum. Orta ikide tekrar Ankara’ya döndük. Orta ikiden lise sona kadar 5 sene
Ankara’da kaldık. Lise sonda üniversiteyi Trabzon’a döndük. Sonraki üniversite
bitene kadar Trabzon’da kaldık. 

AKPİLİÇ KURULDU
SIRA ADAPİLİÇ’TE

Benim
bir büyük abim burada eczacılık yapıyordu. 1980’li yıllarda tavukçuluk
sektörüne olan desteklerden dolayı abim burada üretim yaparak, kümesçilik
yaparak tavukçuluğa başlamıştı. Bana burada gel beraber bir kesimhane kuralım
teklifinde bulundu. Ben de şantiyecilik hayatının uzun yıllar huzurlu
olmayacağını düşünerek, sabit bir işim olsun düşüncesi ile bu teklifi uygun
gördüm. 1994 yılında Akpiliç’i kurduk, Akpiliç’in kuruluşunda bizim soyadımız
Aksoy olduğu için oranın akını aldı. Daha sonra Ak Parti kurulunca, sanki Ak
Parti ile bir ilgisi varmış gibi algılandı bazı kişiler tarafından. Markamızı
değiştiremedik, değiştirmeyi düşündüğümüz, beğendiğimiz bütün markalar lisans
almışlardı. Dolayısıyla bulamadık. Önümüzdeki günlerde Adapiliç adı altında
yeni bir marka ile pazara çıkacağız.

TAVUKÇULUK
SEKTÖRÜ…

Biz
1996 yılında üretime başladık. O dönemde deli dana hastalığı vardı. Müthiş bir
dönemdi. Ama ondan sonra da kötü bir dönem başladı. Biz şirketi kapatma
aşamasına geldik. Bugün kapatalım, yarın kapatalım derken, tavukçuluk inişli
çıkışlı bir sektördür. İyi bir dönem başladı. O dönemde postu deldirmeden
kurtardık. Biz o zaman çok sermayesi olmadan kurmuş olduğumuz bu şirket, para
da kazanmayınca, ekonomik sıkıntılara girdik. Pek çok bankalara faiz ödedik,
hala da ödüyoruz ama o dönemki bizi yoruyordu. Sonra toparladık. Ben 2,4 dolara
fabrikadan tavuk çıkışını biliyorum. Dolar karşılığı olarak bugünkü kurla hesap
etsek 15 TL gibi bir rakam ki fabrika çıkışı şu anda telaffuz bile edemiyoruz.
O dönemde öyle bir pazar yakalanmıştı. Geçtiğimiz üç yıl üst üste zarar etti
bizim sektörümüz. Bu dönemde de pek çok fabrika işlevini durdurdu. Bolu
çevresinde, Mudurnu, Çerkeş’te Aytaç. Aytaç her ne kadar yangın sonrası
kapattıysa da, esas gerçek şirketin, zararları kabullenmemesiydi. CP bunların
hepsinden önce kapatmıştı Mudurnu yolu üzerindeki fabrikasını. Sektör o
dönemlerde oldukça darbe yedi. Bolu’da da üç firma kaldık. O gün bugün devam
ediyoruz. Biz ilk fabrikayı kurduğumuzda saatte bin adet kesim yapan küçük
ölçekli iş yapan bir işletmeydik. Şimdi saatte 8 bin adet kesim yapabilecek
kapasiteye sahibiz. Tek vardiya çalışıyoruz. Dönem dönem mesai yaptığımız
oluyor ihtiyaçları karşılayabilmek için. Ben ortağı olmayan bir işletmeyim, tek
başıma bu kadar yapabildim. Şu andaki sektör olarak kötü durumda değiliz. 2013
– 2015 yılları arasındaki zor dönemi geçtikten sonra, 2016, 2017, 2018, biraz
daha normal seyreden yıllar oldu. Sektör zor bir sektör. Devamlı canlı ile
uğraştığınız için 7/24 çalışıyorsunuz. Ben tatil diye bir cümleyi bu sektöre
girdikten sonra bilmiyorum. Daha önce müteahhitlik yaptığımız dönemde
şantiyelerimizi kapatırdık, hadi 3 gün, 5 gün paydos derdik. Bayrama yada
tatile gidiyoruz deyip, kapatabiliyorduk. Ama bu sektörde o şansınız yok.

KURALLARI VAR














İşyerinde
kurallarım var ama biz kendimiz yiyemeyeceğimiz ürünü pazara sunmamak asıl
kural. Ana temamız budur. Ben çalışanlarıma beni zarar ettirme hakkı vermişimdir.
Tüm çalışan personelime derim. Senin bir defa beni zarar ettirme hakkına
sahipsin. Beni bilmeyerek, zarar ettirebilirsin. Ama ikinci defa yaparsan
aptalsın derim ben. Kurallar katıdır. Üçüncü defa aynı hatayı yapıyorsan,
hainsin demek. Hemen ihraç. Bizdeki iş prensibi budur. Ben işimin her kademesi
ile ilgilenebildiğim kadar ilgileniyorum. Yetiştirebildiğim kadar. Bir ortağım
olmadığı için bütün işlerimi çalışanlar vasıtasıyla oluşturuyorum. Elimizden
geldiği kadar da gece gündüz koşturuyoruz. Bürokrasi ile uğraşmak çok zor.
Bürokrasi bizim iş gücümüzü iş şevkimizi kırıyor. Ama yapacak bir şey yok. Bu
ülkede yaşıyoruz. Bu ülkenin kurallarına uymak zorundayız. Biz de bu zorluklara
rağmen işimizi devam ettiriyoruz. 

BOLUSPOR VE
SİYASET

Boluspor’un
kulüp başkanı o zaman belediye başkanı olarak Yüksel Bey’di. O dönemde ben de
as başkandım. Boluspor’un bütün transfer işleri, harcamaları, para girdisi
çıktısı, benden geçiyordu o dönemlerde. O vasıta ile tanıştık. Benim oradaki
çalışmalarımdan Yüksel Abi memnun olmuş olacak ki, bana bir sonraki seçimde
belediye meclis üyeliği teklif etti. Şu andaki belediye başkanının ilk
döneminde ben belediye meclis üyesiydim. Ama bizim ilk dönemdeki belediye
başkanı ile son dönemki belediye başkanının arasında dağlar kadar fark var. Çok
değişti, o dönemler böyle şeylerimiz olmuyordu. Şimdi hepten ipin ucu kaçtı. Şu
an belediye meclis üyeliğime devam ediyorum. Arada bir dönem görev almadım.
2004 – 2009 yılları arasında meclis üyesiydim. 2009 – 2014 arasında olmadım. 2014’ten
2019 Mart’ına kadar ilk seçime kadar da belediye meclis üyesiyim. Ben Trabzonlu
olduğum için burada bir Karadenizliler Derneğimiz var. Hala devam ediyor. İlk
kuruluşundan beri, kuran Sayın Ali Hoca’mızla beraber devam ediyoruz. Yaklaşık
bir 10 yıl başkanlığını yaptım. Daha sonra Karadenizli bir arkadaşımıza
devretmek zorunda kaldık. Siyasetin gereği. Dernekteki üyelerimizin çoğunluğu
Ak Partili olmasına rağmen CHP’li olarak başkanı kabul edemediler. Onun için
ihtilal oldu devrildik.

HOBİLERİ

Ben
önceleri top oynuyordum. Bir trafik kazası geçirdikten sonra top oynayamaz
olduk. Şu an oynayamıyorum. Spor da çok yaptığım söylenemez. Arası sora sağa
sola yürüme gitmeyi tercih ederim. Onun haricinde küçük bir bahçem var, orada
domates salatalık yetiştiriyorum. Ben acı biberi çok severim bol miktarda acı
biber yetiştirerek konu komşunun acı biber ihtiyacını karşılıyoruz. İki tane
küçük olmak üzere dört çocuğum var. Onlarla uğraşıyoruz boş kaldığımızda. Yeni
hobimiz onlar. Gezmeyi severim, bu aralar son zamanlarda çok fırsat
bulamıyorum. Gittiğim yerlerde yöresel yemekleri yemeyi severim. Her nereye
gitsem, oranın yemeğini orda yemeyi severim. Deniz kenarına gidersem balık
yemek isterim, Anadolu’da gezerken et yemeyi tercih ederim. Deniz kenarında et
yemenin doğru olmadığını düşünürüm. Televizyondan, sosyal medyadan, etrafımdan
duyduğum ve enteresan gelen her yere gitmişimdir. Ülke içinde, ülke dışında.
İşlerin yoğunluğundan bu aralar çok fazla gezemiyorum. Bizim ülkemiz çok güzel
bir ülke. Uzakdoğu’da farklı, Avrupa’ya gittiğinde farklı yerler görüyorsun.
Ama bizim ülkemizin sıcaklık ve doğallığını hiçbir yerde bulamıyorsun. Biz
ülkemizin kıymetini bilmiyoruz. Onu yok etmek için uğraşıyoruz. Hiç saygı
duymuyoruz, gelecek nesillere saygı duymuyoruz. Bizim yapmamız gerekenleri
yerine getirmiyoruz.

ÇEVRE KİRLİLİĞİ














En
büyük sorun çevre kirliliği ve bunla ilgili hiçbir yaptırım yok. İnsanlara
eğitimimiz yok. Son zamanlarda bu Irak, Suriye nüfusunun da ülkemiz nüfusuna
karışması ile beraber bu çevre kirliliği daha da artıyor. Oradan gelen
insanların çevreye saygıları yok. Çevrenizde görebilirsiniz. Bulundukları
yerler çok sağlıklı ortamlar değil. Onlar da daha kötü ortamdan geldikleri için
o kötülüğü görmüyorlar. Bizimkiler de sanki kötü olmanın daha iyi bir şey
olduğu düşüncesi ile yöneticilerimizden de kimse buna itiraz etmiyor. Benim
gözlemlediğim bu. Çöp konteynırları var Bolu’nun sorunu. Bunları koyarken ben
itiraz etmiştim. Bunları yeraltına koymayalım, yeraltında temizlik yapma
şansınız yok. Bunlar zamanla pislik olacak. Şimdi çevrede duyuyoruz. Kokular,
şikayetler hemen hemen her çöp bidonuna yakın yerden geliyor. Onlar belki geri
dönüşüm konteynırları olarak kokmayan atıkların atıldığı konteynır olarak
kullanılabilir ama evsel atıklar için bence kullanılmaması lazım. Yöneticiler
aldıkları paraya bakıyor. Bu daire başı 500 TL, bu taksit taksit alındığı için
vatandaş da farkında değil. Her daire bu konteynırlar için dolayı olarak bu
parayı ödüyor. 

“BOLU’NUN SUYU
PAHALI”

Su
Bolu’da pahalı, içme suyu. Ama yine de belediye bu kadar borçlanmasına rağmen
tüccar zihniyeti ile çalıştığını düşünerek kar ettiğini söylüyor. Orada burada
para batırıyorlar. Bu paraları akıllı yönetseler, Bolu halkı belediyeye ödemiş
olduğu pek çok ödemeden karlı çıkacak. Daha az ödeyecek. Belki su parasının
yarısını ödeyecek. Ama böyle bir düzen gidiyor.

“BAŞKA İLLERİ DE
GÖRÜN”

Artık
Bolulu olduk. 20 senedir Bolu’dayım. Artık Trabzon’da kendi memleketimdeki insanlardan
daha fazla Bolu’da tanıdım. Bolu ilk geldiğimde bana çok küçük gelmişti. Bu
kadar mı Bolu demiştim. İsmi hem Boluspor’dan, hem de Bolu Dağı’ndan dolayı
Türkiye genelinde bilinen bir isimdi. Bolu küçük bir şehirdi o zaman. Sonra
mahallelerin katılımı ile Bolu nüfus olarak da büyüdü. Yine küçük şehir, yine
büyükşehirde yaşamış, oraları görmüş insanları mutlu etmeyen bir şehir. Ama
Bolulular çok iyi olduğunu söylüyorlar. Ben de onlara diyorum ki gidin şurada
en yakın Düzce’yi görün, başka bir yere gitmenize gerek yok. Bolu’nun dışında
bir yer görmemiş insanlar için Bolu onların çok hoşuna gidiyor. Yapılanların
fazla olduğunu düşünüyorlar. Ama Türkiye ile özellikle Avrupa ile dünya ile
mukayese ettiğinizde Bolu’daki şeylerin çok büyük bir anlam ifade etmediğini
düşünüyorum. Böyle gidiyor. Şehircilik çok sağlıklı yürümüyor. Adam kayırma,
kişiye göre plan muamele yapma, planlama yapma şu anda belediyenin ön planda
tuttuğu konular. Pek çok usulsüz kararlar, demokratik çoğunluğun verdiği güçle
usulsüz kararlar alınıyor. Bunlarla mücadele etmeye çalışıyoruz. Sesimizi
duyurabildiğimiz kadar bağırıyoruz. Ama duyan yok. Basın özellikle bu konuda
yalnız kalıyor. Basının gelirinin çoğunluğu belediyeden olduğu için basındaki
arkadaşlar yeteri kadar tepki gösteremiyorlar. Dolayısıyla yapılan
olumsuzluklar da kamuoyuna çok duyurulmuyor. Kamuoyundaki insanlar da bu
olumsuzluklarla çok ilgilenemiyorlar. Herkes halinden memnun.

DÖNÜM NOKTASI














Kendi
yemediğini başkasına üretmeme prensibi bizim şirketimizin ana prensibi. Ben
üniversite yıllarımda bu ülkeyi ihracat yaparak kalkındırabileceğimizi
düşünüyordum. Ne yapsam da bir şey satabilsem yabancı ülkelere diye hep
düşünmüşümdür. Kısmet tavukçulukta bana bu işi yapmak nasip oldu. 2009 yılında
Irak pazarına ilk malımızı satarak bu hayalimi gerçekleştirmiş oldum. Şu anda
da üretimimizin yaklaşık %25’ini ihracata veriyoruz. Dolayısıyla ülkenin
kalkınabilmesi için gerekli olan girdilere ben de kendi ölçümde katkıda
bulunuyorum. Daha fazla mal üretmek istiyoruz ama sektörümüzün kırılgan olması
dolayısıyla benim de yalnız olmam dolayısıyla çok da fazla zıplayarak bu işi
yapmanın doğru olmadığını biliyorum. Onun için de sağlıklı büyümeye
çalışıyoruz. Büyüme miktarlarımız daha az oluyor ki ayağımızı yere sağlam
basalım. Sektör enteresan, ne zaman ne ile karşılaşacağını bilmiyorsun. Canlı
ile uğraşıyorsun. Canlı ile uğraştığın için bu konuda çok fazla hareket etme
kabiliyetin yok. Kaldı ki ben inşaat mühendisiyim, bu sektör baba mesleği de
değil. Ben bunu burada yaşayarak öğrendim. Onun için dönemleri ve piyasayı iyi
koklamak lazım. Yoksa Allah göstermesin, şirkette çalışan 300’e yakın insan
var, onlardan ben sorumluyum. Onların sorumluluğu ile hareket etmek zorundayım. 

HAYALLERİ

Emekli
olma gibi bir hayalim yok. Emekli olmak istemiyorum. Emekli olan insanlara da
kızıyorum. Gelen bir arkadaşım emekli olduğunda aman diyorum git bir yerde iş
bul adam sana para vermese de sana bir koltuk bir iş versin para istemeden
çalış. Bir şey yapmak bir şey üretmek beni daha çok dinlendiriyor. Onun için
emekliliği hiç düşünmüyorum. Özel sektördeki insanın emekli olma gibi bir
düşüncesi olmaz. Kaldı ki daha 15 günlük bir oğlum var, emekliliği düşünecek
yaşta değiliz.

KORKULARI








En
büyük korkum birilerine muhtaç olmak. Onun haricinde bir korkum yok, hayattaki
tek korkum o. İşim bozulur da şayet, birilerine muhtaç olursam, en büyük korkum
o. 

Boludabolu Avatar
BoludaBolu
23 Ocak 2019
Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir