Dolar
ABD Doları 32.2062
Euro
Euro 35.0008
Sterling
Sterling 40.8932
Altın
Altın 2510.5509
BOLU ÇOK BULUTLU
14
ÇOK BULUTLU

Hüseyin Cahit ÇINGI

Hüseyin Cahit ÇINGI (İnşaat Mühendisi)

Doğum: 12
Temmuz 1955 Pazarcık / Kahramanmaraş

Okul: Kahramanmaraş
Atatürk İlkokulu, Kahramanmaraş Merkez Ortaokulu, Kahramanmaraş Lisesi, Ankara
Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi Gece İnşaat Bölümü mezunu…

Meslek:
İnşaat Mühendisi

Bulunduğu görevler: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi, bir dönem İnşaat
Mühendisleri Odası Bolu Temsilciliği yaptı, Atatürkçü Düşünce Derneği Bolu
Şubesi Kurucu Başkanlık görevini yaptı, CHP İl Başkan Yardımcılığı ve İl
Başkanlığı yaptı…


Bolu sevdalısı bir Mühendis…


1955 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde
başladı yaşamı…

Taşrada ilk, orta ve lise eğitim hayatını tamamlayıp,
Ankara gibi büyük bir şehre Mühendislik okumaya gitti…

Gece bölümünü kazandı üniversitede, yani geceleri
okudu, gündüzleri çalıştı…

Üniversiteyi okurken, çocukluk aşkım dediği eşiyle
nişanlandı, son sınıfta da evlendi…

Sonra iş hayatı başladı. Doğuda birçok ilde çalıştı…

1985 yılında gelen bir teklifle Bolu’da işe başladı.
Böylece Bolu macerası da başladı Çıngı ailesinin…

Kökeni Cumhuriyet Halk Partili. Hatta dededen CHP’li…

Siyasete 1973 yılında CHP Maraş Gençlik Kolları üyesi
olarak başladı, Bolu’da siyasi hayatını devam ettiriyor…

Yıllarca Bolu’ya faydalı işler yapmak için uğraştı ve
başardı da. Hem görev aldığı STK’larda hem de sivil hayatında başarılı işlere
imza attı…

İnsanların mutlu ve huzurlu olduğu bir Türkiye
özlemiyle hayatını idame ettirirken, Bolu Belediye Başkanlığına da talip olan,
Bolu’nun başarılı inşaat mühendislerinden ve tanınmış isimlerinden Hüseyin
Cahit Çıngı’nın hayat hikayesi…
   


12
Temmuz 1955 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde dünyaya geldi Hüseyin
Cahit Çıngı. İlkokulu Maraş Atatürk İlkokulunda, Ortaokulu Maraş Merkez
Ortaokulunda, Liseyi Maraş Lisesinde okuduktan sonra Üniversiteyi, Ankara
Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi Gece İnşaat Bölümünde tamamladı. Başarılı
bir inşaat mühendisi olarak çalışmaya devam eden Hüseyin Cahit Çıngı hayat
hikayesini şu şekilde özetledi;
 

Çocukluk Fotoğrafları

OKUL HAYATI

Beş
çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm. Babamı, bir yaşında Van’da benim de olduğum
bir trafik kazasında kaybetmişiz. Beni tesadüfen, 4 yaşındaki abim kurtarmış.
Yaşamımda böyle özel anılar var. Daha sonra Pazarcık’ta yaşamışız, 6 yaşına
kadar. Sonrasında Maraş’a taşındık. Maraş’ı Bolu’ya kıyasladığınızda, Sakarya
gibi, Atatürk İlkokulu Maraş’ın en gözde olan okulu. Beş sene aynı öğretmende
okudum. Bizlerde emeği çok fazladır, rahmetle anıyorum. İlkokulda iyi bir
öğrendiydim. Sınıftaki 4 – 5 öğrenciden biriydim. Ortaokulda da aynı
şekildeydi. Lisede, gençlikle beraber biraz derslerin düştüğü dönemler ama yine
de vasatın üstünde sayılırdım. Liseden doğrudan mezun oldum. O dönem için iyi
bir eğitim aldığımızı düşünüyorum. Taşradan gelip, Ankara’da iyi bir üniversiteyi
kazanmak bizim için başarıydı. Biz o yıllar ilk defa testle tanışmıştık. Gece
bölümünü kazandım. Gündüzden başka bölümlere geçme şansım belki vardı ama
ailemin bulunduğu ortam nedeniyle çalışma ihtiyacı da vardı. O yüzden gece
bölümünde kaldım. Okuduğum yıllarda gündüzleri de önceleri bir kamu kuruluşunda
sonra özel sektörde çalıştım. Okulumuz öğrenci olaylarının yoğun olduğu bir
bölgedeydi. O yüzden okulumuz uzunca bir süre kapalı kaldı. Beş yıllık okulu
altı yılda bitirdim. Okul bir yıl kapalı kaldığı için. 1977 mezunu olmam
gerekirken 1978 mezunuyum. Bu sene meslekte 40. Yılım. Odamızdan 40. Yıl
plaketi alacağım.

ÇOCUKLUK
ARKADAŞLARIYLA HALEN GÖRÜŞÜYOR








Öğrencilikten
arkadaşlıklarım hala devam ediyor. Geçen yıl bir grup arkadaşımız geldi misafir
ettik. Arkadaşlarımızla sürekli irtibat halindeyiz. İlkokul öğretmenimiz o
dönem için Maraş’ın en gözde öğretmenlerindendi. Onun bize verdiği çok artılar
var. Şimdi hepimizin farklı siyasi görüşleri olsa da büyüdükten sonraki
yıllarda, birçok arkadaşımızla bir araya gelip konuşup sohbet ediyoruz,
telefonla görüşüyoruz. İhtiyacımız olduğunda yıllardır görüşmediğim arkadaşımı
telefonla arayıp, bir takım taleplerde bulunabiliyoruz. Onlar da gelip geçerken
uğruyorlar. Bunlar küçüklükten büyüklüğe taşınan güzel ilişkiler ve dostluklar
o yüzden önemsiyorum. 

Okul Fotoğrafları

EVLİLİK VE DOĞU
HAYATI

Ben
üniversiteyi okurken nişanlandım 1975’te. Eşim, ilkokuldan komşu
sınıfımızdaydı. Ortaokul ve lisede sınıf arkadaşımdı. O yüzden çocukluk aşkı
diye ifade ederim. 1975’te o Ankara Eczacılık Fakültesinde okuyordu. Onun okulu
dört yıl olduğu için 1976’da bitirdi. Biz 1977 yılında ben son sınıftayken
evlendik. İstanbul’a yerleştik, abimin yanında çalışmaya başladım. Bir yıl mühendis
olmamış teknik eğitim almış biri olarak orada çalıştım. 1987’de okulu bitirdim.
İstanbul’da yaklaşık 1,5 yıl kaldım. Sonrasında ben üniversite yıllarından
gelen, siyasi bakış açımızdan gelen özlemle Doğu’da çalışmak istedim. Van
YSE’de inşaat mühendisi olarak 1979 Mayıs ayında göreve başladım. Doğu’ya
gittik. Yaklaşık 3,5 yıl Van’da görev yaptım. Van’da görev yaparken, o dönem için
kısa dönem askerlik çıktı. Askerliğimi de Van’da iken yaptım. Sonrasında da
Bitlis’e tayinimizi istedik. Bitlis’te teşkilatta mühendis açığı vardı. Eşimin
de eczacı olması nedeniyle orada bir eczane açma imkanı doğdu. O günkü
koşullarda ekonomimiz iyi olmadığı için hesaplı davranmak zorundaydık.
Bitlis’te çalıştım. Çocuklarım Van’da iken doğdular. Bir oğlum Van doğumlu.
Diğer oğlum Ankara doğumlu.

BOLU YOLCULUĞU
BAŞLADI








Memuriyette
tecrübe kazandıkça yükseliyorsunuz. Bitlis’te şube müdürü iken, Anavatan
döneminde siyasi olduğunu düşündüğüm nedenle Tunceli’ye tayinim çıktı. 1985
yılı idi, büyük oğlumun tam okulu başlamıştı. Bolu’dan gelen bir teklifle,
Filiz Gıda Sanayi’den gelen bir teklifle teknik müşavir olarak Bolu’ya geldim.
Bolu’ya geliş sebebim o. 3,5 yıl Filiz Makarnada teknik müşavir görevi yaptım
oranın lojman inşaatında. Sonrasında da fabrikanın tevsii inşaatları vardı,
daha sonra yatırımları söz konusu olmadığı için ayrıldım. 1989 Şubat ayında
serbest çalışmaya başladım. Sonrasında çocuklarımız okullarını bitirdiler,
üniversiteye gittiler. Benim mesleğime yakın meslekler seçtiler. Biri inşaat
mühendisi biri mimar oldu. O günden bugüne de önce yalnız sonrasında da aile
şirketi olarak devam ediyoruz. Ağırlıklı olarak Bolu’da çalıştık. 4 – 5 yıl
Ankara’da inşaatlarım oldu. Ankara’daki inşaatlar bitti orada yeni bir projemiz
yok. Bolu’da inşaatlarımıza devam ediyoruz. 

İş Fotoğrafları

KÖKENİ CUMHURİYET
HALK PARTİLİ


Ailem
Cumhuriyet Halk Partili kökenim Cumhuriyet Halk Partili. Dedem 15 yıl kadar
Pazarcık ilçe başkanlığı yapmış. Babam kısa bir dönem de olsa, Maraş İl
Başkanlığı yapmış. Pazarcık’ın CHP’li ailelerinden geliyoruz. Ben de ilk
üniversite yıllarımda o günkü bir abimizin teşviki ile 1973 Gençlik Kolları
Yönetim Kurulu Üyesiyim, Maraş Gençlik Kolları Yönetim Kurulu üyesiyim.
Üniversitede okuduğum için o yıllarda Ankara’da yapılacak kurultayda gençlik
kolları kurultay delegesi olarak görev yaptım. Siyasi hayatımız 18 yaşı ile
resmi olarak başladı. Daha sonraki yıllarda memuriyetin getirdiği şeylerle
resmi bir siyasi ilişkimiz olmadı. Üniversite yıllarında hep sol, sosyal
demokrat kadroların içinde yer aldım. Öğrenci olaylarının içinde kısmen
bulundum. Gitgide siyasi bilincimiz biraz daha gelişti. Memuriyetin bitip,
Bolu’ya geldiğimiz yıllarda, birkaç yıl geçmişti ki, Bolu bizim için yeni ve
tamamen yabancısı olduğumuz bir yerdi. Filiz Gıda’dan ayrıldığımız yıllarda,
komşumuz, aynı zamanda eşlerimiz iş komşusu olan Nihat Başer arkadaşımızın
teşviki ile parti üyesi oldum. Kaydolduğumuz an itibari ile de partide aktif
görevlerde bulunduk. 1991’de Ahmet Özcan’ın aday olduğu dönemde, 1994’te,
1995’te, 1999’da, 2002’de partinin seçim dönemlerinde aktif olan 8 – 10 üyelerinden
biriydik, eşim de ben de. Eşim 1994 yıllarında SHP İl Yönetim Kurulu Üyeliği
yaptı. Birleşmeden sonra da yine il yönetim kurulu üyeliği ve il sekreterliği
yaptı. O dönemlerde ben sade bir üye oldum. Bir yandan da iş hayatının çok
yoğun olduğu dönemlerdi. Ankara’da iş yapmaya başlamıştım, Ankara’ya gidip
geliyordum. 1999 yılında partimiz parlamento dışında kaldığında çok zor
günlerimiz oldu. Deprem sonrasıydı, partimiz de zor günler geçiriyordu
parlamento dışı kaldığı için. O dönem il başkanı olan Nihat Bey’in talebi ile
Ferit Atalay başkanlığındaki ilçe yönetim kurulunda görev aldım. İlçe başkan
yardımcılığı yaptım. Daha sonraki süreçte de 2003 il kongresinde il
başkanlığına tek aday olarak girdim. İl başkanlığını üstlendim. 2005’e kadar bu
görevi sürdürdüm. Ancak bizim olduğumuz dönem parti içi sorunların çok daha
yoğun yaşandığı dönemdi. Bugünkü tüzük kurultaylarının çıkış noktası olan tüzük
değişikliği söz konusu oldu. Biz ona 30 il örgütü olarak muhalefet ettik.
İtirazlarımız vardı, karşı çıktık. O yüzden de genel merkez yöneticilerimizle
karşı karşıya geldik. Bu uzunca bir süreçti. Sarıgül’ün aday olduğu, Ankara
dışında jandarmalı kurultay diye geçer, oralarda yapılan gergin geçen kurultay
süreçleri idi. O süreçlerin sonunda görev süremiz dolmadan 6 ay kala genel
merkez tarafından görevden alındık. Ben il başkanıydım, Raşit Aydın merkez ilçe
başkanıydı. Benim yerime Yüksel Bey geldi. Yüksel Bey’in gelişinden bir süre
sonra da Raşit Aydın görevden alınarak yerine Tanju Özcan ilçe başkanı oldu.
Tanju Bey’in siyasi hayatı da böyle başlamış oldu. O süreç içinde parti içinde
mücadele etmeye çalıştık. Fakat, hak etmediğimizi düşündüğümüz bazı olaylarla
karşılaştık. Yaşandı geçti, oralara da çok takılmamamız gerekiyor. 2006
yılından 2010 yılına kadar biz partimizden ayrıldık. O süreç içinde de
Bolu’daki değişik sol partilerden teklifler geldi. Yöneticilik yapmamız ve aday
olmamız yönünde bana ve Nihat Bey’e ve diğer arkadaşlarımıza. Biz bunların partimize
zarar vereceği düşüncesi ile hiçbir şekilde kabul etmedik o dönemde. Dışarda,
parti üyesi olmayan ama oy veren bir tavırda bulundu. 2010 yılındaki parti
değişikliği sonrasında genel merkezden de o dönem için Genel Başkan Yardımcımız
Sayın Gülsün Bilgehan ve Gökhan Günaydın’ın talepleri ile biz partiye
dönüşümüzü yaptık. O günden beri de yine parti içinde hiçbir zaman geride
durmadan çalışma içinde oldum. 2014 seçimlerinde belediye başkanlığına aday
adayı olarak katıldım. Orada da bir takım arzu etmediğimiz süreçler yaşandı ama
Mehtap arkadaşımız aday oldu. Bildiğimiz sonuçlarla karşılaştık. Bizlere
ihtiyaç duydukları zaman parti çalışmalarının hepsine katıldık. Parti içinde
birlik bütünlüğün bozulmamasına özen gösterdik. Erken seçim gündeme geldiğinde
milletvekili aday adayı olduk. Orada da üçüncü sırada yer aldım. Seçilme
şansımın olmadığı bir yerdi Bolu’nun gerçekleri ile. İkinci sıra bile bir
mucize iken üçüncü sıradaydım. Partimin verdiği program doğrultusunda
yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalıştım. Ki yaptığımı da düşünüyorum. Bu
çalışma parti örgütünden ve Bolululardan olumlu geri dönüş yaptı. Takdir gördü
çalışmalarımız. Yerel seçim gündeme geldiğinde çevremden özellikle teşvik
mesajları oldu. Bir süre değerlendirdim. Bu tek taraflı olacak bir şey değil,
benim de isteğim var ki, aday adaylığımızı açıkladık. Parti içindeki süreç
nasıl yönetilecekse arkadaşlarımızla yarışacağız ama tek adayımız çıkacak. Bizim
hedefimiz 15 yıllık Bolu’daki AKP iktidarına son vermek. Bolu’yu huzurlu,
kendisi ile barışık, insanları horlamayan, daha fazla yeşil alanı olan,
üniversite öğrencilerine daha fazla sosyal imkan sağlayan, gençlerimizi
çocuklarımızı düşünen, kadınlarımızın yaşamını kolaylaştıracak projeler üreten
bir belediye olmak istiyoruz. Altyapı işleri, çöp toplama, yolları
kanalizasyonu yapmak belediyelerin asli görevleridir. Bunları yapan bir
belediyenin bunları yaptım diye övünmesine gerek yok. Bir belediye zaten bu
hizmetleri sunmak durumundadır. Türkiye’ye baktığınızda da, dünyaya
baktığınızda da birçok örnekte yerel yönetimlerde göreceksiniz ki sosyal
demokrat belediyeler çok daha başarılı. Şu anda birkaç belediye başkanı varsa,
CHP’li veya sol görüşlü belediyelerdir. Sosyal demokrat belediyecilik insan
yaşamına kolaylık sağlayan, hizmeti tabana yaymaya çalışan bir hizmet
anlayışıdır. O yüzden de genellikle İzmir gibi, Eskişehir gibi yerlerde
insanların daha mutlu olduklarını görürsünüz. Eskişehir dünyada yaşanabilecek
25 kentten 10. Sıradadır. Bizim çocukluk, ilkokul, ortaokul yıllarımızda Eskişehir
Anadolu’nun kırsalında verimli olmayan bir yerde 67 vilayet içinde sanki 50 –
55. Sıralarda olan bir ilimizde. Ama şu an Türkiye’nin gözdesi. Orayı bu hale
getiren oranın belediye başkanı Sayın Yılmaz Büyükerşen. Önce rektörlük, daha
sonra belediye başkanlığı. Hiçbir siyasi görüş gözetmeksizin vatandaşlar ona
destek oldular. Eskişehir’de CHP güçlü değilken bile daha önceki yıllarda DSP
ile sadece Yılmaz Büyükerşen ismi ile oy alındı. Şimdi biliyoruz ki, Eskişehir
bir turizm merkezi oldu, öğrenci merkezi oldu. 6 – 7 yıl önce gittiğimizde her
hafta 80 – 100 otobüsün geldiğini söylemişti yetkili arkadaşlar. Eskişehir’e
turlar düzenleniyor, yaşam standardı çok yüksek. Biz de bir seçim döneminde
ziyarete gitmiştik. 50 metre ara ile partilerin gençleri çok rahatlıkla, aşırı
soldan da, sağdan da gençler, partileri ile ilgili tanıtımlar, broşürler
dağıtabiliyorlardı. Özgürlüklerin fazla olduğu bir yer. Gençlerimizin de
ihtiyacı olan daha fazla özgürlük, daha fazla kendilerini ifade edebilme
şansları olan yerleri tercih ediyorlar. Biz Bolu’nun böyle bir yer olmasını
arzu ediyoruz. Üniversite kenti, spor kenti, spor turizmi kenti, sağlık turizmi
kenti. Belki bunu mevcut belediye başkanımız da, yöneticilerimiz de ifade
ediyorlar ama kağıt üzerinde ifade edilen şeyle gerçekler birbiri ile uyumlu
değil. Sözle yerine gelmiyor, icraatla olması gereken şeyler. Şehrin yukarıdan
bir fotoğrafını çekseniz hiçbir yeşil alan yok. Eski yapı kredinin olduğu
Cumhuriyet Parkı vardı yeşil alan. Mahkeme ile yeşil alan olmuştu. Orası da
büyük bir kafeye dönüştü. Şehir merkezinde bir park ne yazık ki yok. 

Aile Fotoğrafları

DOSTLUKLARA ÇOK
ÖNEM VERİYOR

Dışarıdan
görüntü olarak farklı görünebilirim ama insani ilişkilerim gelişmiştir.
Özellikle dostluklara çok önem veririm. Geçmişten gelen çok önemli dostluklarım
vardır. 25 – 30 yıl birbirimizi görmediğimiz ama bir telefon açtığımızda
ulaşabileceğimiz dostluklarımız vardır, çok sağlam dostluklarım vardır. Aday
olursam o dostlarımı zaman zaman Bolu kamuoyu da burada göreceklerdir,
tanıyacaklar. Geçmişimle ilgili daha fazla detaylı bilgiler edinecekler. Öğrenci
yıllarımdan beri çok sosyal aktivitede bulundum. İlkokul yıllarımda o zaman
monologlar olurdu. Sanıyorum bir Kurtuluş Savaşı ile ilgili bir de yerli ürün
haftasında iki tane öğretmenimiz bana monolog vermişti. Bütün sınıflara tek tek
gidip onları yaptığımı hatırlıyorum.

İYİ BİR
ORGANİZATÖR

Üniversite
yıllarımda birleştirici bir yönüm vardı. Turneye gelen tiyatro oyunlarına
biletleri ben alırdım. İstanbul’dan dostlar tiyatrosu geldiğinde, mutlaka o
biletleri ben alırdım organize ederdim. Üniversite yıllarında iyi bir sinema
seyircisi idim. Gece bölümünde okuduğum için gündüz saatlerinde fırsat
yaratabiliyordum. Şimdi de evde film seyircisi diyebilirim. Amatör olarak spor
yaptım ama çok ilerde olmadım. Ama iyi bir spor seyircisiyimdir. Beşiktaşlıyımdır.
Zaman zaman arkadaşlarımla beraber Beşiktaş maçlarına gideriz. Basketbolu
severim, Türkiye’de yapılan Avrupa Şampiyonasına kombine alıp bütün maçları
seyretmiştim. Üniversite yıllarında basketbol maçlarına gittim. Lise yıllarımda
güreş seyircisiydim. Hiç güreş yapmadığım halde ama Maraş da güreşte ileri bir
yerdi. O zamanki takımları, güreşçileri bilirdim. Bunları yaparken hep,
üniversite yıllarımdan itibaren siyaseti takip ettim. Gençlik yıllarımda Bülent
Ecevit’in son Ankara mitingine katılmıştım. Siyaseti takip ederdim o yıllardaki
CHP’nin önde gelen isimlerini bilirdim. Siyasete ilgim sonradan değil. İyi bir
organizatör olduğumu söyleyebilirim. Profesyonel değil, amatörce. Genellikle
arkadaş grubumuzla, ya da siyasi çevremizle yapılacak organizasyon işlerinin
büyük bir yükü benim üzerimde olur. Geziler olsun, başka aktiviteler olsun. O
yönümün gelişmiş olduğunu söyleyebilirim.

ADD’NİN KURUCU
ÜYELERİ ARASINDA YER ALDI

1994
yılında Refahyol Hükümeti döneminde Türkiye sıkıntılı bir süreçten geçiyordu.
Yine özgürlükler kısıtlandı, o günün şartlarında Atatürk ilke ve devrimlerine
daha fazla saldırı söz konusuydu. Atatürkçü Düşünce Derneğini kurmak için
arkadaşlarımız buraya geldiklerinde ilk kayıt olanlardan birisi bendim. 15 – 20
arkadaş form doldurmuştuk. Kurucu üyeler arasında yer aldık. İlk yönetim kurulu
üyeliğini yaptık, iki üç ay sonra da genel kurula gittik ve oradan Atatürkçü
Düşünce Derneğinin seçimle gelen ilk başkanı oldum. Arkadaşlarımızla beraber
iki yıl görev yaptık benim için çok güzel anıların çok güzel tecrübeler
kazandığım yıllardı. Diğer abilerimizin hepsi benden büyük abilerimizdi. Ben o
zaman 40 yaşındaydım, onlar 55 – 60 yaşındalardı. Bana abilik yaptılar, yol
gösterdiler, Mustafa Hitit, Mümtaz Erdoğan, rahmetle anıyorum her ikisini de,
İsmail Engin, şimdiki il başkanımız Sayın Kazım Karsu. Bunlar yönetimlerde
beraber çalıştığımız büyüklerimizdi. Onlar bana hep yardımcı oldular. Biz
başarı ile bu süreci geçirdik. Sonrasında ben görevimi Nihat Başer arkadaşımıza
seçimle devrettim. Onun başkan olduğu dönemde yine çok başarılı etkinliklere
imza attık. Ki o dönem gerçekten çok zor bir dönemdi. Yine rahmetle anıyorum
Toktamış Ateş kurşunlandı. Onu Bolu’ya konuşmacı olarak getirmiştik. Türkan
Saylan gelmişti Ali Sirmen gelmişti. Çok sayıda etkinliğimiz olmuştu ve Bolu’da
çok ses getirmişti. Rahmetle anıyorum Sayın Ahmet Taner Kışlalı gelmişlerdi,
Neşet Çağatay, Neda Armaner Hoca, Arif Çavdar… O dönem için yapılması çok zor
etkinliklerdi, iddialı etkinliklerdi. Bir sivil toplum örgütü olarak önemli
görevler üstlenmiştik.

İMO TEMSİLCİLİĞİ




















Gazi
konutlarını yaparken o zaman meslek odamızın bir takım sorunları vardı.
Ankara’ya bağlı bir temsilcik konumundayız. Ankara ile Bolu örgütümüz arasında
sorunlarımız vardı. Bolu’dan bir grup meslektaşım beni ziyarete geldiler bina
inşaat halindeydi. Benden bu görevi üstlenmemi talep ettiler. O dönem için ben
Ankara ve Bolu’ya gidip geldiğim için çok sıcak baktığım bir görev değildi.
Israrcı oldular, genel merkezle görüştüğümüzde onların da aynı yönde teşvikini
gördüm. Belediye başkanımız Aladdin Yılmaz da dahil bir çok arkadaşımızın
imzası ile beni istediklerini Ankara’ya talep ettiler. Bu benim isteğimdi,
desteği görmek istediğimi belirtmiştim. Onların da isteği ile ben Bolu
temsilcisi oldum. 3 dönem altı yıl görev yaptım. 2013 yılında yerel
yönetimlerde aday adayı olduğum süreçte bu görevden ayrıldım. Odada görev
yaparken de etkinliklerimiz oldu. Sağ olsun arkadaşlarımız bizleri yalnız
bırakmadılar. Ankara, İstanbul’da fuarlara katıldık, burada bir takım
etkinlikler düzenledik. Sempozyumlarımız oldu, çalıştaylarımız oldu. Bu süreçte
odamıza bir bina kazandırdık şu anki kullandığımız bina odamızın mülkiyetinde.
Odadaki bütün meslektaşlarımızın da desteği oldu. Onlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Siyasi kimliklerimiz olmasına rağmen odamızı siyasileştirmedik. Benden bu
görevi talep eden arkadaşlarımızın hepsi değişik siyasi kimliklere mensup
arkadaşlarımızdı. Biz de herhangi bir şekilde siyaseti bulaştırmadık. Gönül
rahatlığı ile bıraktım. Bolu için doğru şeyler yaptığımızı düşünüyorum.
Belediyenin kadrosu o yıllarda gelişmemişti. Proje denetimlerini bizden talep
etti belediye. Statik projeleri biz denetledik. Herhangi bir ücret ödemeden.
Böyle bir işbirliğini de yaşadık Alaaddin Bey’le. Daha sonra hükümetin aldığı
kararla odalar biraz daha işlevsiz hale getirildi. 

Siyasi ve Sivil Toplum Kuruluşlarındaki Fotoğrafları

BEKLENTİLERİ


Ben,
hayata birazcık siyasi mi demek gerekir ama insanların mutlu olduğu huzurlu
olduğu bir Türkiye özlemim var. Bunu gerçekten samimi olarak söylüyorum. Biz
çocukluk yıllarımızda her türlü olanaksızlığa rağmen ekonomik sıkıntılara
rağmen ki ne koşullarda büyüdüğümü az çok biliyorum. Büyük ekonomik sıkıntılara
rağmen daha mutlu olduğumuzu düşünüyorum. O zaman daha özgürdük, daha dış dünya
ile temas halindeydik, çocuklar olarak mahalle aralarında sokaklardaydık.
Oralar bizim oyun alanlarımızdı. Şimdiki kuşakta, yeni Türkiye’de özgürlüklerin
git gide kısıtlandığını düşünüyorum. Bizim o yıllarda varlıklı veya daha az
gelirli insanlarımız yine vardı. Üniversite yıllarımda daha varlıklı
arkadaşlarımız vardı. Ama onların da bizim aramızda yaşamsal boyutta büyük bir
uçurum yoktu. Aynı evlerde kalırlardı arkadaşlarımız. Belki biraz daha giyim
kuşamı daha iyiydi. İkinci Dünya Savaşından sonraki süreçte aileler daha
tutumluydu, daha sade mütevazı bir yaşam seçilmişti. Şimdi büyük bir tüketim
toplumu olduk. 1950’lerden sonra aşama aşama bize enjekte edilen bir etki ile
tüketim toplumu olduk. Ekonomik olarak çok güçlü olmadığını tahmin ettiğimiz
arkadaşlarımızın gençlerimizin ellerinde bizlerin kullanmadığı çok pahalı
telefonlar var. Sadece ve sadece tüketiyoruz ki bu yaşadığımız artık üç beş
aydır kimse inkar etmiyor, ekonomik krizin asıl nedenlerinden birisi üretmemek
ve sadece tüketmek. Tüketirken de böyle acımasızca vahşet halinde tüketmek.
Yani, ihtiyacı gören boyutta değil daha fazlasıyla tüketmek, gelirimizin üzerinde
tüketmek. Bir de gençlerimizin uzunca süredir mutsuz olduklarını görüyoruz. Biz
ne kadar kendi çocuklarımıza da baksak, yaşama bakarak. Biz yaşama
atıldığımızda çok daha istekliydik, heyecanlıydık. Şimdiki gençlerimizde o
heyecan ne yazık ki kalmadı. Bir mutsuzluk, umutsuzluk hakim. Gazetede okuduğum
veriler yanlış değilse, geçen yıl sadece 10 – 12 bin civarında gencimiz
yurtdışına gitmiş. 200 – 250 bin gencimizin yurtdışında olduğu söyleniyor. Bu
resmen bir beyin göçüdür. Onların gitme sebeplerinin tek nedeni
özgürlükleridir. Burada aldıkları eğitime paralel topluma faydalı
olamamalarıdır. Bu gençler Türkiye’mizin iyi okullarında yetişmiş, iyi eğitim
almış, dünyanın aldığı, Amerika’da, Hollanda’da, İngiltere’de olan gençlerimiz
var. Türkiye’ye çok faydalı olabilecek bir kuşak Türkiye’den ayrılıyor. Bunun
sadece ve sadece sebebi yaşadıkları ortamdan mutsuz olmaları. Bizim yaş itibari
ile geldiğim noktada benim bütün hedefim, amacım, kendi adıma bir yaş geçirdim
iyi veya kötü. Türkiye’nin özgür bir ülke olmasını istiyorum. Biz bu özgürlüğü,
eğitimi sağladığımız zaman, ülkemiz çok güzel bir ülke. Çok da gezdim, görev
yaptığım yerler oldu. Hiçbir zaman başka bir ülkede yaşamayı aklımdan
geçirmedim. Böyle güzel bir ülke nadirdir. Bulunduğumuz coğrafya nedeniyle.
Medeniyetlerin doğduğu bir bölgede yaşıyoruz. Ortadoğu, Anadolu… her zaman dış
güçler denen şeylerle biz yan yanayız. Savaşlar burada çıkıyor, petrol krizleri
burada çıkıyor, dünyanın gözü burada. Biz bunlarla birlikte yaşamayı
öğrenmeliyiz. Dış politika olarak öğrenmeliyiz. Dış politikamız olmalı,
günübirlik olmamalı. Bunların hepsi bizim yaşadığımız bir risk. Ülkeyi
yönetenler, kendilerini değil Türkiye’yi düşünürlerse, mutlu bir ülke oluruz.
Eğitim çok önemli bir şey, onu yurtdışına gittiğimizde görüyoruz. Yaya
geçidinden geçerken kendimizi sorguladığımızda, bir bisiklet yolundan
geçerkenki davranışlarımızda görüyoruz. Eğitim çocuk doğar doğmaz başlıyor.
Dışardan sonradan verilen eğitim de ne yazık ki gerekli şeyi sağlayamıyor.
Bütün yaşadıklarımızın ana sebebi bana göre eğitimle başlayan bir süreç. İyi
bir eğitim alırsak, iyi bir insan olmayı becerebilirsek, biz bu ülkede Alevisi
ile sünnisi ile kürdü ile ermenisiyle, çerkezi, abazasıyla mutlu bir şekilde
yaşarız. Anadolu göçler üzerinde olan bir coğrafya. Birçok kavim gelip geçmiş,
biz bu topraklarda barış içinde yaşamayı becerebilmeliyiz. Sadece Türklerindir
diye bakmıyorum ben. Burada yaşamış bütün kavimlerindir. Ortak değerleridir. Ortak
gelenek görenekleridir. Birçok yemeğimizi araştırdığımızda başka bir kavime
ulaşıyoruz. Ritüellerimize baktığımızda başka bir gelenekte de bunlar var. Biz
bunu özümseyebilirsek Anadolu çok güzel bir yer. Anadolu’da yaşayan birçok
kavimin gelenek ve göreneklerinin yemeklerinin, müziklerinin ve hatta müzik
aletlerinin birbiriyle örtüştüğünü görüyoruz. 

Hobi Fotoğrafları
Boludabolu Avatar
BoludaBolu
10 Ekim 2018
Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir