Dolar
ABD Doları 32.2062
Euro
Euro 35.0008
Sterling
Sterling 40.8932
Altın
Altın 2510.5509
BOLU ÇOK BULUTLU
14
ÇOK BULUTLU

Abdullah ALEMDAR

Abdullah Alemdar 
(İşadamı)

 

Doğum:
14 Ocak 1968 Bolu/Ketenler Köyü

Okul: Bolu
Ketenler Köyü İlkokulu, Bolu Doğancı Köyü İlkokulu, 50. Yıl İzzet Baysal
Ortaokulu, Sanat Okulu, Akdeniz Üniversitesi Harita ve Kadastro Bölümü, Anadolu
Üniversitesi İktisat mezunu

Meslek: İşadamı

Bulunduğu görevler: Bolu Ticaret ve Sanayi Odası Üyeliği, MHP İl Yönetim
Kurulu Üyeliği, Boluspor Üyeliği

 

KÜÇÜKKEN
ÇALIŞTIĞI İNŞAATLARDA ŞİMDİ PATRON OLDU

 

İnşaat işçisi bir babanın oğlu olarak, yokluk içinde
geçen çocukluk yıllarında yeri geldi
tuğla
taşıdı, harç kardı, yeri geldi kum eledi. Haliyle inşaat işlerine eli
yatkınlaşınca şimdi Bolu’nun aranan müteahhitlerinden biri oldu. Onlarca bina
yaptı, birçok insan ev sahibi oldu. Paraya hiçbir zaman değer vermedi. Hatta
kazandığı her şeyi insana yatırma taraftarı olduğunu her fırsatta yineledi.
Spora, hastalara, engellilere ve öğrencilere her zaman destek olan, şimdilerde
siyasi arenada da yer alan, en büyük hayali dünyayı gezmek ve kitap yazmak olan
başarılı işadamı Abdullah Alemdar’ın hikayesi… 

 






















14
Ocak 1968 yılında Bolu’nun Ketenler Köyü’nde, Huriye ve Hüseyin çiftinin iki
çocuğundan biri olarak dünyaya geldi Abdullah Alemdar. Zor geçen çocukluk
yıllarında hayvan otlatan, inşaatlarda çalışan Abdullah Alemdar, ‘Kalite,
Güven, Para’ sıralamasıyla Bolululara hizmet veriyor Alemdar İnşaat olarak. 2006
yılında Bolu’da iş hayatına başlayan Alemdar İnşaat’ın Yönetim Kurulu Başkanı
Abdullah Alemdar, şöyle anlatıyor bu zamana kadar geçen süreci:

Çocukluk Fotoğrafları

5-6 KİŞİYLE
AYNI KİTABA ÇALIŞARAK ÜNİVERSİTEYİ KAZANDI

İlkokulun ilk 3 sınıfını Ketenler köyünde
tamamladım. Daha sonra babamın işi dolayısıyla Doğancı köyüne yerleştik. 50.
Yıl İzzet Baysal İlköğretim Okulu’nda ortaokulu bitirdikten sonra o zamanki
adıyla Sanat Okulu’na şimdiki adıyla Endüstri Meslek Lisesine gittim.

Sanat Okulu, o dönem sınavla öğrenci alıyordu,
benim motor bölümüne ilgim vardı. Elektrik bölümünün puanı yüksekti, benim
puanım elektrik bölümüne yetmesine rağmen ben motor bölümünü tercih ettim. Motor
bölümünü okurken, üniversite ile ilgili bir hayalim yoktu. Lise son sınıfta bir
hocamız sağ olsun üniversite sınavına girecek olan var mı dediğinde üniversite
aklıma düştü. O zamanlar özel ders, dershane de yok. Üniversite sınavına ne ile
çalışacağımızı da bilmiyoruz. Hocamız bize geçmiş dönemdeki bütün soru
kitapçıklarını getirdi. 5-6 arkadaş bu kitapları sırayla kullanarak soruları
çözmeye çalıştık. 1982 yılında Sanat Okulundan mezun oldum ve sınava girdim. Akdeniz
Üniversitesi Harita Kadastro Bölümünü kazandım.

 

BÖLÜMDE
TEK SANAT OKULU MEZUNU

Okula başladığımda acı bir gerçekle karşılaştım.
Bölümdeki diğer öğrenciler düz lise sayısal çıkışlıydı. Sınıfta tek sanat
okulundan gelen ben vardım ve derslerimizin tamamı matematik üzerineydi.
Duymadığım tabirleri, dersleri gördüm. Önceleri baya bir zorlandım sonra işin
içinden çıkabileceğimi düşündüm ve çok çalıştım. Okulda karalama not tutuyordum
eve gelince notları temize çekiyordum. Bu şekilde bir çalışma sistemi ile 70’in
üzerinde bir notla okulu süresinde bitirdim.

 

HEM OKUDU
HEM ÇALIŞTI
















1986 yılında Bolu’ya döndüm. Daha sonra İstanbul’dan
bir arkadaş vasıtasıyla o dönemin Türkiye’nin en büyük inşaat firmalarından
olan STFA da haritacı olarak işe başladım. İstanbul’da çalışırken, Anadolu
Üniversitesi yeni faaliyete geçmişti. Hem çalışıp hem okuyarak, dışarıdan
iktisat lisans eğitimimi 4 yılda tamamladım.

Okul Fotoğrafları

EN BÜYÜK
PROJELERDE YER ALDI

Bizim yaptığımız projeler o dönemin en büyük
projeleriydi. Turgut Özal ile ülkede bir yatırım hamlesi başlamıştı. Bu yatırım
hamlesine istinaden otoyollar, köprüler, tüneller yapılıyordu. Örneğin ben
ikinci boğaz köprüsünde görev yaptım. Galata köprüsü yenileniyordu orada görev
yaptım. Kınalı – Sakarya otoyolunda görev yaptım. Türkiye’nin ilk doğal gaz
termik çevrim santrali yapıldı orada görev yaptım. Bunların dışında Türkiye
genelinde o dönemin en büyük projesi olan 2 bin 400 km doğalgaz boru döşeme
işinde görev yaptım. Çok yoğun bir çalışma trafiği oldu o dönemde. Benim için
de bir eğitim süreci oldu ve tecrübe kazandım.

 

1991 yılında Bolu’dan bir evlilik
gerçekleştirdim. Evlilikten sonra gurbetteki yoğun iş temposu aynı şekilde
devam edemedi. Şantiye hayatıyla evliliği beraber yürütmek zor oldu. O dönemde
Gümüşova Gerede otoyolunun yapımı başlamıştı. Bolu’da yaşayabilmek için işimi
bırakıp, Yüksel Proje’ye transfer oldum. Yüksel Proje’deki işim 1994 yılında
kısa dönemlik askerlik nedeniyle kesildi. 239. kısa dönem olarak acemiliği
Ankara Mamak, usta birliği Tekirdağ Çorlu’da yaparak askerliğimi tamamladım.
Askerlik sonrası Yüksel Proje’deki işime devam ettim. 2006 yılına kadar 11 yıl
süreyle Yüksel Proje’de çalıştım.

 

TUĞLA
TAŞIDI, HARÇ KARDI, KUM ELEDİ

Babam üç kardeşti ve hepsi de inşaatçıydı.
Çocukluğumuz varlık içinde geçmedi. Ortaokul döneminde okuldan geriye kalan
zamanlar hayvan otlatıyordum, lise zamanında ise babamın yanında inşaatlarda
çalışıyordum. Tuğla taşıyordum, harç karıyordum, kum eliyordum. Zamanım böyle
geçti. Tabi zamanla inşaat işlerine elim yatkınlaştı ve belli işleri kendim
yapar hale geldim. Bir gün rahmetli babam, “Oğlum sen her işi yapıyorsun,
her işi de biliyoruz ancak bilmediğimiz bir iş var: o da soğuk demircilik.
Soğuk demirciliği de senin öğrenmen lazım” dedi. Bunun üzerine Seyit
köyünde demircilik yapan ‘Deli İmam’ lakaplı bir imamın yanında çalışmaya
başladım. 2 yaz tatilinde onun yanında çıraklık yaptım. Hatta 15 tatil
döneminde bile çalışmıştım. Çok iyi hatırlıyorum, Mudurnu’nun Feriz köyünde bir
inşaat yaptık, demirler elimize yapışıyordu. o zamanlar tabi ekipman yok,
eldiven yok, bu şartlarda çalıştık. Böylelikle demirciliği de öğrenme fırsatı
bulmuştum. Temelden de inşaatçılık olunca ne kadar da haritacı olsanız inşaata olan
ilginiz çok fazla oluyor. Tabi böyle olunca biz de bu işin hem alt yapısını
harita kısmını okuduk, hem de inşaat kısmının her aşamasını gördük.

 

2006 yılında kendi firmam olan Alemdar İnşaat’ı
kurdum. O dönemde köy kadastrolarının yapım işi özelleştirilmişti ve bende bu
ihalelerle iş hayatına başladım. Eski çevremizin, arkadaşlarımızın yardımıyla
çok hızlı işler bulduk. Kaliteli firmalarla çalışma şansımız oldu. Önceden
eleman olarak çalıştığım haritacılık sektöründe bu kez firmamla çalıştım.

 

BABA MESLEĞİ
İNŞAATÇILIK

İnşaatçılık damarımız sürekli var ve sürekli
tetikliyor. Alemdar İnşaat olarak 2009 yılında Bolu’da ilk arsamı aldım ve
proje çalışmalarına başladım. 2010 yılında ilk kazmamızı vurduk ve ilk
inşaatımızı da 2011 yılı sonunda bitirdik. Şu anda geldiğimiz nokta itibariyle
de Bolu’da 75 proje, 100 blok, 1300 daireye ulaşmış bulunmaktayız. Bunun
yanında harita işlerimiz de Bolu dışında devam ediyor. Biz Bolu merkezde
haritacılık sektöründe çok fazla iş yapmadık. Bir Karayollarından aldığımız bu
Abant yolunun haritasını yaptık, teleferik projesinin haritasını yaptık. Buna
benzer büyük işlerde çalıştık. Küçük çaplı işlerde, vatandaş işlerine Bolu’da
hiç girmedik. Bu işin temelinde tabii ki haritacılık var. Ama en altında da
baba mesleği inşaatçılık var.

 

“ÇOCUKLARIMI
YÖNLENDİRMEM”




























Eşim Emine Alemdar, ev hanımı. İki çocuğumuz
var. 25 yaşında olan bir oğlum ve 18 yaşında bir kızım var. Oğlum Enes Emre
Alemdar iki yıl önce mimarlık fakültesini bitirdi. Şu anda Eskişehir Üniversitesi’nde
yüksek lisans yapıyor. Kızım Beyza Senem Alemdar, şu anda üniversite sınavına
hazırlanıyor. İnşallah o da önümüzdeki sene iyi bir bölüm kazanaraktan hayatına
devam edecektir diye düşünüyorum. Ben çocuklarımı yönlendirmiyorum. Bu sene
girdiği sınavda inşaat mühendisliği, mimarlık bölümlerini kazanabiliyordu ama
kızım sağlıkçı olmak istiyor. O anlamda bir hedef koymuş kendine. Eğer
başaramaz ise mecbur, inşaatçı olacak. Baba mesleğine gelecek yapacak bir şey
yok. Netice de abisi ile birlikte bir inşaat mühendisi bir mimar olsa fena
olmaz diye düşünüyorum açıkçası.

İş Fotoğrafları

“PARASAL
BİR HEDEFİM OLMADI”

Babam 1996 yılında 65 yaşında kalp krizinden
vefat etti. Babam ile arkadaş gibiydik. Bir de çok mütevazı bir insandı. Durumu
bilen, halden anlayan bir insandı. Aşırı çalışkandı. Ben onun bir dakika bile
boş durduğunu görmedim. Bende de aynı şey var. Bende çok çalışmayı seviyorum.
Çünkü çalıştıkça mutlu oluyorum. Hatta bazen takılıyorlar bana; “Ne
yapacaksın bu kadar parayı?” diye. Benim parayla ilgili bir hedefim yok,
parayla ilgili hiçbir işim yok. Yani benim hiçbir zaman parasal bir hedefim
olmadı. Başarmak ile ilgili bir hedefim oldu. Bunu yaptığım sürece çok mutlu
hissediyorum kendimi. Bu ülkeye faydalı olmak istiyorum. Türkiye
Cumhuriyeti’nin gerçekten dünyada söz sahibi olması için bizim üzerimize düşen
görevleri layıkıyla yapmamız gerekiyor. Bizim başarılarımız birey olarak,
toplumun başarısına dönüşüyor. Toplumun başarısı da ülkenin başarısına
dönüşüyor. Ben yaptığım işi gerçekten büyük bir keyifle yapıyorum, zevk
aldığım, mutlu olduğum işi yapıyorum. Üretmek, başarmak ortaya bir eser
çıkarmak, parayla ölçülemeyecek bir değerdir bence.

 

GÜVEN-KALİTE-PARA

Bir sıralamamız var bizim; güven, kalite, para.
Önce güven, sonra kalite derseniz parayı da üçüncü sıraya koyarsanız, güven ve
kalite size o parayı getirecektir. Biz hep böyle düşündük. Parayı hiçbir zaman
birinci sıraya koymamak lazım bu hayatta. İki tane düsturumuz var, bir tanesi
‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’ diyoruz, sadece işe bakıyoruz. Onun dışında
bizim sektörle alakalı olduğu için ‘Bitmeyen işin karı olmaz.’ Bizim sektörde
şöyle bir yanılgı var. İnsanlar dışarıdan hesap yapıyorlar. Belki başka
sektörlerde de vardır bilmiyorum. İşte şurada şu kadar daire bu kadar kar bana
uyar. Hesap yapılıp bunun üzerinden gidildiği zaman çok yanılırsınız. Çünkü o
kadar işin içine girdiğiniz zaman o kadar farklı şeylerle o kadar farklı
enstrümanlarla farklı gelirler ve giderlerle karşılaşırsınız ki; işin
matematiğini gördükten sonra bitmeyen işin karının olmayacağını anlarsınız.
Bizde o yüzden diyoruz bitmeyen işin karı olmaz. İşi bitireceksin ondan sonra
karına zararına bakacaksın.

 

MARKA
TESCİLLENDİ

Bolu’da Alemdar İnşaat olarak marka tescillendi.
Her yerde herkes bizi Alemdar İnşaat olarak biliyor. Çünkü Bolu’da bir marka
oluşturduğumuza inanıyorum. Ve bu markanın da sürekli yükselerek devam etmesi
için elimizden gelen tüm gayreti göstermeye çalışıyoruz.

 

İNSAN ODAKLI
BİR FİRMA




















Biz Alemdar İnşaat olarak kazandığımız her şeyi
insana yatırma taraftarıyız. İnsan odaklı bir firmayız. Kesinlikle insana
verilen değerin eninde sonunda bir şekilde ama bize ama topluma ama diğer
insanlara mutlaka döneceğine inanıyoruz. Olaya böyle baktığımız zamanda biz
bütün olabileceğimiz, ulaşabileceğimiz bütün sosyal projelerde görev almaya
çalışıyoruz. Sporun, özellikle amatör sporların hemen hemen tamamına doğrudan
yâda dolaylı olarak bilinir bilinmez şekilde mutlaka destek vermeye çalışıyoruz.
Bunun yanında hastalara özellikle kanserli hastalara ve engellilere destek
olmaya çalışıyoruz. Desteklerimizle, Türkiye’de bir ilk olan Mudurnu’da ‘Anaya
Saygı Evi’ tüm kadınlara hizmet ediyor. Lösemili Melekler Derneği’nin Kansersiz
Yaşam Merkezi projesini destekledik. Birde burs verdiğimiz takip ettiğimiz
öğrencilerimiz var. Bunları da yakinen takip ediyoruz. Bunlarla ilgili her yıl
belli bütçeler oluşturup gücümüze göre bu bütçeleri mümkün olduğu kadar dengeli
bir şekilde dağıtmaya çalışıyoruz. 

Aile Fotoğrafları

BOLUSPOR
YÜZÜNDEN ÇOK SOPA YEDİ

Boluspor’a çok büyük bir hayranlığım var.
Boluspor yüzünden çok sopa yemişliğim var. Onların hepsini de annemden yedim. Bizim hayvanlarımız vardı ve tek geçim
kaynağımız hayvanlardı. Babamın belli bir geliri yoktu. Dolayısıyla ya
inşaatlarda çalışacak ya da hayvanlardan satacağımız süt ve yağ vs. ile
hayatımızı devam ettirecektik.
Abimin kızı küçük bir yeğenim vardı.
Hayvanları otlatırken, küçük yeğenime bırakıp Boluspor maçlarına kaçtığım çok
olmuştur. Maça kaçıyorsunuz ama maça gitmek için araba yok, cepte para yok. Yarım
saatte 5 km koştuğumu hatırlıyorum, maça yetişebilmek için. Maça geliyordum bu
kez içeri girmek için birilerini bekliyordum. Birilerinden destek istiyordum,
araya almıyorlardı. Abimi yakalarsam abim ile giriyordum. Ama abimi
yakalayamazsam giremiyordum. O zaman dışarılarda kalıyordum. Hadi bakalım
kapılar açılsın diye dua ediyordum. Hatta birçok kez duvardan tırmandığımız
oldu. Bir kez duvardan düşme tehlikesi yaşadım. O günü hiç unutmuyorum.  Ne ileri gidebiliyorum ne geri gidebiliyorum,
aşağı bakamıyorum. Bir anda yükseklik korkusu tuttu. Orada dakikalarca kaldım
hatta birçok kişi tahrik ediyor beni “Hadi kardeşim yürüsene bizde geleceğiz,
niye bekliyorsun, orayı neden kapattın?” diye. Bunları yaşadık geçmişte.
Ama çok güzel günlerdi. Keyif alıyordum. Yani ben Boluspor’un en başarılı
olduğu dönemleri yaşamış biri olarak çok mutluyum. Bundan sonra da bütün
Boluluların, özellikle gençlerin bunu bir daha yaşamasını istiyorum. Bunun
içinde işte Boluspor’a elimizden geldiği kadar destek olmaya çalıştık.

 

Bu sene Bolu Belediyespor Voleybol takımının ana
sponsoruyuz. Yaz aylarında güreşler ile ilgili organizasyonlarımız oldu. Bunun
dışında amatör spor kulüplerinden talepler oluyor, onlara hasbel kader yardımcı
olmaya çalışıyoruz.

 

“SİYASET
TARZIM DEĞİL AMA…”












Son dönemde MHP’ye üyeliğimiz oldu. Şu anda
MHP’nin İl Yönetim Kurulu’nda da bir görevim var. Ama orada işlerimin yoğunluğu
ile aktif olarak görev alamıyorum fakat her türlü maddi manevi yanlarındayım. Normal
şartlarda ben siyaseti seven biri değilim. Siyaset tarzım da değil. Ama son
yaşadığımız 15 Temmuz sürecinden sonra hakikaten siyasetin de ne kadar önemli
olduğunu anlamış oldum. Bu da şunu gösterdi ki; kritik noktalarda gerçekten
vatanını, milletini seven ve hedefleri olan birikimleri olan insanların görev
alması, eğer bunlar olmasaydı birçok ilimizde belki bunları önleme şansımız
olmazdı. O anlamda karınca kararınca herkesin hiç fark etmez sağcısı, solcusu
görüşü ne olursa olsun mutlaka düzgün insanların, siyaseti düzgün yapacak,
kaliteli, insanların mutlaka siyasete girmesi gerektiğine inanmaya başladım. Avrupa
da olduğu gibi siyasetçi yetiştirmek lazım ya da yetişmiş insanları hakikaten
siyasetten hiçbir beklentisi olmayan insanları oraya yerleştirmek lazım.
Siyasetten bir beklenti içine girmeden, sürekli verici olarak bunu yapmaya
çalışırsak ve bunu başarabilirsek inan bundan en çok ülke kazançlı çıkacak diye
düşünüyorum. O zamanda temiz siyasete gerçekten insanlar yapabilir duruma
gelecek diye düşünüyorum. 

Siyasi ve Sivil Toplum Kuruluşlarındaki Fotoğrafları

KİTAP
OKUMAYI ÇOK SEVİYOR

Ben spor yapmayı, yürümeyi çok seviyorum. Ama
buna genelde zaman bulamadığım için genelde sporumu evde yapmak zorunda
kalıyorum. Futbol oynamayı çok seviyordum. Amatör olmadım hiçbir zaman ama topa
dokunmak topun peşinden koşmak bana büyük keyif veriyor. Ben sinemaya gitmeyi
seviyorum, film izlemeyi seviyorum. Kitap okumayı çok seviyorum. Kitap ile
ilgili ciddi anlamda bir takıntım var. Mümkün olan bütün boş zamanlarımda her
türlü kitabı okumak isterim.  Çünkü kitap
okudukça insan farklı noktalara ulaşabiliyor. Bunun dışında sosyal
platformlardaki katılabildiğim bütün etkinliklere katılmak istiyorum. En büyük
güzellik ailemizle geçirdiğimiz vakitler. Ama arkadaşlarımız ile de yaptığımız
organizasyonlar var onları da es geçemem.

 

DÜNYAYI
GEZMEK İSTİYOR

Seyahat etmeyi çok seviyorum. İki ayda bir yurt
dışına çıkmak gibi bir hedef koydum kendime. İnsanın yurt dışına gidip
geldikten sonra kendi ülkesine olan sevgisi artıyor. İnsanlarımız sadece
televizyonda gördüklerine göre hareket ediyor. Yani bize ne gösterilirse bize
ne dikta ettirilirse, bizi hangi yöne çekmek isterlerse biz tamamen o yöne
doğru kendimizi odaklıyoruz. Ve o gördüğümüz şeylerin, her gün bize
anlatılanların doğru olduğuna inanıyoruz ve inandırılıyoruz. Bu inancımızı
kırabilmek için bazı şeyleri gözümüzle görüp, yerinde yaşamamızda fayda var
diye düşünüyorum. Gelecekteki hedefimle ilgili 15 yıldır birikim yapıyorum.
Allah nasip ederse 2023 yılında bu birikimim tamamlanacak ve dünyadaki ülkeleri
sırasıyla hepsini teker teker gezmek istiyorum. Hangi ülkede hangi etkinlik
varsa, popülaritesi yüksek olduğu dönemleri tercih etmek şartıyla bu ülkeleri
gezmek istiyorum.

 

KİTAP
YAZMAK İSTİYOR

Bir de kitap yazmak istiyorum. Çünkü bizim nesil
geçiş dönemine denk geldi. Mesela; ilk elektriğin geldiğini gördüm. Köye ilk
traktörün geldiğini gördüm. Öküzle çift sürdüm. At arabasını, eşeği gördüm.
Geçmişi de gördüm geleceği de gördüm. Sabahın beşinde kalkıp annemle birlikte
ormanın içerisinde davar salmaya gittiğimiz de oldu. Şimdi bu yaşımda da
dünyadaki en lüks otelde de kalabildim. En iyi arabaya da bindim, yürüyerek çok
zor şartlarda gittiğim yerlerde oldu. Okula giderken yeğenimin odununu,
sefertasını taşıyarak gittim. Bunların hepsini yaşadığım için yaşadıklarımızı
gelecek nesillere aktarmak lazım. Bir de ben bunları homojen bir yapı
içerisinde çözümleyip anlatabilmeyi de seviyorum. Dolayısıyla bunların da
mutlaka gelecek nesillere aktarılması gerekiyor.

 

300 YILDIR
BOLULUYUZ




















Kökümüzü araştırdım. Yaklaşık 300 sene geriye
gidebildim. 300 senedir biz Boluluyuz. Onun öncesinde Osmanlı döneminde
savaşlarda sancak taşıyan sülaleye Alemdar denilirmiş. Sancak taşımak çok
önemli bir görevmiş ve bu görev belli bir sülaleye verilirmiş. O da bizim
sülaleye verilmiş. Bizim bununla ilgili bir de derneğimiz var Sakarya’da Alemdarlar
Derneği. Her yıl yaklaşık 5 bin kişi toplanıyor burada. Dernek 5 bin kişiyi
topluyor. Türkiye’nin her yerindeki bütün Alemdarlar, Bayraktarlar burada
toplanıyor, zaman zaman bende katılıyorum. Kime sorsanız soyadı Alemdar, Bayraktar. 

Hobi Fotoğrafları
Boludabolu Avatar
BoludaBolu
27 Kasım 2017
Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir