Dolar
ABD Doları 32.2242
Euro
Euro 35.0190
Sterling
Sterling 40.9458
Altın
Altın 2494.9103
BOLU ÇOK BULUTLU
11,5
ÇOK BULUTLU

Yaşar YÜCEER

Yaşar YÜCEER (Emekli Öğretmen – İl Genel Meclis
Başkanı)

 

Doğum: 10
Ekim 1959 Bolu / Kırha Köyü

Okul: Kırha
Köyü İlkokulu, Gerede İmam Hatip Ortaokulu (1’inci sınıf), Bolu Atatürk
Ortaokulu (2 ve 3’üncü sınıf), Bolu Endüstri Meslek Lisesi Metal Bölümü, 1979
yılı Bolu Eğitim Enstitüsü mezunu… 

Meslek: Emekli
Öğretmen

Bulunduğu görevler: Bir dönem AK Parti İl Yönetim Kurulu üyeliği, 1 yıl AK
Parti İl Sekreterliği, 2 yıl AK Parti İl Mali İşler Başkanlığı, 4 yıl AK Parti İl
Teşkilat Başkanlığı, 2007 yılından 30 Mart 2014 yerel seçimlerine kadar bütün
seçimlerde AK Parti İl SKM (Seçim Koordinasyon Merkezi) Başkanlığı, 2008
yılında AK Parti Siyaset Akademisi İl Koordinatörlüğü, 2014 Yerel Seçimlerinin
ardından Bolu Merkez İl Genel Meclis Üyeliği, halen Bolu İl Genel Meclis
Başkanı olarak görev yapmaktadır….

 

O, BOLU’NUN ‘YAŞAR HOCA’SI

 

Dört çocuklu inşaat işçisi bir baba ile ev hanımı bir
annenin ilk çocuğu olarak 1959 yılında Bolu’nun Kırha Köyü’nde dünyaya geldi…

Hani televizyonun ve telefonun olmadığı, öküz arabası
ile tarlaların sürüldüğü, ağaç kabuklarından oyuncak yapılan dönemler var ya;
işte o dönemleri yaşadı doya doya…

Zorlu çocukluk yıllarında her çocuğun olduğu gibi onun
tutkusu da futboldu. Lise yıllarında futbol takımı bile kurdu; ‘Kırha Gençlik’ adı
altında…

Futbol dışında atletizme merak saldı, okulun boks
takımında da mücadele etti…

Eğitim hayatını 1979 yılında Bolu Eğitim Enstitüsünde
tamamladıktan sonra Adana’nın Pozantı ilçesine bağlı bir köyde başladı
öğretmenlik mesleğine…

Bolu Gerede, Konya Kulu, Bolu Çaydurt derken sınıf
öğretmeni olarak Fransa’da bile görev yaptı. Beş yıl sonra tekrar memleketine
geri döndü, Canip Baysal İlkokulundan emekli oldu…

2005 yılında emekli olduktan sonra bir arkadaşı
vasıtasıyla AK Parti’de siyasi hayatı başladı. 2014 yılına kadar AK Parti
teşkilatlarının çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra 2014 yılında İl
Genel Meclis Üyesi olarak seçildi ve halen Meclis Başkanı olarak görevine devam
ediyor…

Bolu’da AK Parti siyasetinin önde gelen isimlerinden,
teşkilatların ‘Yaşar Hoca’sı olarak gece gündüz Bolu için çalışıyor…

Boş vakitlerinde en çok torunlarıyla vakit geçirmeyi ve
evinin kütüphanesindeki kitapları okumayı seviyor…

Özel İdarenin bir personeli gibi her gününü Özel
İdarede muhtarları, vatandaşları dinleyerek, kurum müdürleri ile istişare
ederek geçiriyor…






































‘Haddimi ve hakkımı iyi bilirim’ diyerek kimseye söz
vermeyi sevmeyen, başarılı siyasetçi, Bolu’da her kesim tarafından tanınan ve
sevilen, Bolu’nun Yaşar Hocası, Yaşar Yüceer’in hayat hikayesi…   

Çocukluk Fotoğrafları

10
Ekim 1959 yılında Bolu Merkeze bağlı Kırha Köyünde doğdu Yaşar Yüceer. 4
çocuklu bir ailenin en büyüğü. İnşaat işçisi bir baba ve ev hanımı annesi ile
birlikte yaşamının büyük bölümü köyde geçti. Hayat hikayesini şu şekilde
özetledi Yaşar Yüceer;

OKUL HAYATI

İlkokulu
köyde okudum. Bizim okula başladığımızda köyde, rahmetli eğitmenimiz vardı.
Hasan Palacı, Allah rahmet eylesin. 1’inci sınıftan öğrenciyi alır, hiç ara
öğrenci almaz, mezun eder, tekrar geri döner öğrenci alırdı. Böyle okula başladık,
1965 yılında. İlkokula başladığımda 6 yaşındaydım. İlkokuldan mezun olduktan
sonra Yeniçağa’ya Kuran Kursuna gittim. 1’inci sınıfı Gerede İmam Hatip
Ortaokulunda okuduktan sonra Bolu’ya geldim. Atatürk Ortaokulunda 2 ve 3’üncü
sınıfı okudum, sonra Bolu Endüstri Meslek Lisesi metal bölümüne girdim, 1977
mezunuyum. 1979 yılında da Bolu Eğitim Enstitüsünü bitirdim.

SINIF ÖĞRETMENLİĞİ












15
Kasım 1979’da Adana Pozantı İlçesi Yağlıtaş Köyünde öğretmenlik hayatım
başladı. Sonra Bolu Gerede’ye geldim. Bir ara Konya Kulu Merkez’deki 60. Yıl
İlkokulunda görev sınıf öğretmeni olarak görev yaptım. 1993’te Çaydurt’a
geldim. 1996 yılında Fransa’ya öğretmen olarak gittim. Oradaki yurtdışı görev
yapan çalışan Türk işçilerin çocukları ile ilgili görev yaptık 5 yıl. 2001
yılında tekrar geri döndüm Bolu’ya ve 2005 yılında emekli oldum. 

Okul Fotoğrafları

SİYASİ HAYATI


Emekli
olur olmaz, bir arkadaşım vesilesiyle AK Partide siyaset hayatım başladı.
2005’ten 2014’e kadar aralıksız AK Parti teşkilatlarında görev yaptıktan sonra
2014 yılında partimizin görevlendirmesi ile AK Parti il genel meclisi
listesinde yer aldım ve vatandaşın teveccühü ile de Bolu Merkez İl Genel
Meclisi üyesi olarak seçildim. Meclisteki arkadaşlarımızın oluruyla da
başkanlık görevimiz başladı ve 5 yıldır da buradayız. Zaman göz açıp
kapayıncaya kadar geçiyor. Yaş ilerledikçe daha da hızlı geçiyor. 

İş Fotoğrafları

ÇOCUKLUK HAYATI

Dünya
kurulduktan bizim doğumumuza kadar dünyadaki gelişim, değişim, yenilikler,
genel bir gelişime bizim 50 yılımız denk olarak görüyorum ben. Çünkü, bizim
çocukluğumuz, köyde elektriksiz geçti. Telefon zaten yoktu. Araç çok az, birkaç
kişinin aracı var, traktör hiç yoktu zaten. Böyle bir yaşam tarzından geldik.
Karasabanla çift sürdük, rahmetlik dedemle. Ben öküzlerin önünde yürürdüm,
karasabanla çift sürüyoruz, gaz lambası ile duruyoruz, televizyon yok, böyle
bir ortamda biz yaşadık, büyüdük. Harman zamanı, tırpanla ekinle biçilir,
toplanır, öküz arabası ile harman yapılır. Bu söylediklerim binlerce yıl
geçmişten bu güne kadar gelen bir sistem. Biz bu sistemlerle yaşadık, köylerde
böyle büyüdük. Oyuncak zaten yoktu, alma imkanı yoktu. Ağaç kabuklarından
oyuncak yapardık. Kışın kayık yapardık tahtadan. Erik, ahlat, alıç, dallarından
altları yapılır, onlarla kızağa binerdik. En büyük, en fazla sevindiğimiz
konulardan biri de el arabası dediğimiz küçük arabalar yapar, bunlarla vakit
geçirirdik. Bu kadar doğal, yalın bir şekilde. Gaz lambasının ışığında ders
yaparak, televizyonsuz, radyosuz, telefonsuz bir ortamda köyde okuduk. Bunu ben
yaşadım, belki masal gibi gelebilir ama böyle yaşadık. Ortaokul yıllarımda,
köyden ayrıldık ama köy ile bağlantımız hiçbir zaman kopmadı. Düşünün 12 – 13
yaşlarında bir çocukken ailemiz bir ev tuttu bize orada kalıyoruz, kendi yemeğimizi
pişiriyoruz, bulaşığımızı yıkıyoruz, o evde kalıyoruz. Bu şartlarda okuduk.

SPOR MERAKI








1970’li
yıllarda ülkenin tamamında bir futbol furyası vardı. Bizim yaşıtlarımız futbol
hastalığı ile o oyun ile büyüdük. Hemen hemen hepimiz oyun oynardık. Köyde
yazın, bayramlarda, ne zaman olursa olsun, çayırımız vardı toplanırdık, orada
top oynardık. Hayatımız hep böyle geçerdi. Lise yıllarımda da bunun sonucunda
kırk haneli köyde, liderliğini ben yapmıştım, amatör bir takım kurmuştuk. Bolu
Amatörde oynuyorduk, Kırha Gençlik adı altında. Bizim bir yaş grubumuz vardı,
Çaydurt bölgesindeki bütün köylerde bizim köyle hiçbir köy maç alamazdı. Üst
düzeydik, bizle maç oynamaya cesaret edemezlerdi. Bolu’da Karacaağaç vardı onlarla
maç yapardık. Böyle dönemlerimiz geçti. Lise yıllarında spora meraklıydım,
okulun atletizm ve boks takımındaydım. Allah rahmet eylesin o zamanlar Çolak
Nedim vardı hocamız bizi o çalıştırırdı. 

Aile Fotoğrafları

“YOKSULDUK AMA
MUTLUYDUK”

Düşündüğümüz
zaman, dolu dolu geçti yıllarımız. Maddi olarak, imkansızlıklar içindeydik.
Rahmetli annemiz babamız bize, bir iki somun ekmek, tereyağı belki biraz
yumurta gönderirdi. O günkü şartlarda sinemaya gidecek paramız olmadı. Ama her şey
çok güzeldi. Doğal, sıradan bir yaşamdı. Annemizden babamızdan Allah razı olsun,
ellerindeki tüm imkanları seferber ediyorlardı ama onlarda da yoktu. Hakikaten
yoksulduk. Ben bunu Fransa’ya gittiğim zaman gördüm. Bazı imkanları elde
ettikçe ne kadar yoksul olduğumuzun farkına vardım o zaman. Fakirliğimizin,
yoksulluğumuzun farkında bile olmadan yaşadık. Bir şeylere sahip oldukça ne
kadar fakir olduğumuzun farkına vardık. Böyle bir yaşam tarzımız vardı ama
mutluyduk, bizim için dünya küçüktü ama huzurluyduk. Ankara’nın ötesini
bilmezdik. Dünyada olup bitenlerin farkında değildik. Zenginlik, fakirlik,
varlık, yokluk, mal mülk, makam müdürlük, bizim böyle bir dünyamız, düşüncemiz
de yoktu zaten. Kendi, küçük, mutlu ve huzurlu dünyamızda yaşamımız böyle
geçti.

AİLE HAYATI








Ben
ailenin en büyüğüyüm. Benden sonra üç erkek kardeşim var. Ben 1978’de daha
öğrenci iken evlendim. 1979’da da öğretmenlik görevime başladım. İki çocuğum
var biri oğlan biri kız. 1981’de oğlum, 1982’de kızım doğdu. Elhamdülillah
ikisi de evliler. Oğlumdan iki tane torunum var, biri kız, kız 4. Sınıfa
gidiyor. Oğlan da 15 aylık. Evli kızdan bir oğlan torun var o da 4. Sınıfa
gidiyor. Onlarda da bir sorun problem yok, normal süreç devam ediyor. Huzurlu
bir aile yapımız var. Bunda en büyük etken de hanımım Allah razı olsun. Sürekli
onların peşinde durur, onlarla birlikte hayatını yaşar. Evde torun bakıyor. En
küçük torun evde, diğerleri okula gidiyor. Yemek yedirir, okula gönderir.
Ailenin birlik ve beraberliği için bir direk vazifesi görüyor. Herkes çalışıyor.
Oğlan çalışıyor, gelin çalışıyor, kız çalışıyor, damat çalışıyor. Herkes sabah
işe gidiyor. Torunlara evde hanım bakıyor. Bizim böyle bir aile yapımız var. 

Siyasi ve Sivil Toplum Kuruluşlarındaki Fotoğrafları

YURTDIŞINA GİTME
MACERASI

Ben
1988 yılında Gerede Havullu’dan, Samat’a geldim. Oraya gelinceye kadar, çok
şeyin farkında bile değildim. Kendi dünyam içinde yaşayan bir yapım vardı. Geldikten
sonra bir şeylerin farkına varmaya başladım. Orası büyük köydü, beş tane
öğretmen vardı. Merkezdeki bir okula gelen bir yazı, bilgi, belge oraya da geliyordu.
Yurtdışında öğretmen görevlendirilecek diye bir yazı geldi. Sınava girmek
isteyenler, şartları taşıyanlar sınava girsin denildi. Ben de girebilir miyim
dedim, girebilirsin tabi ki, şartları taşıyorsun dediler. Sonra ben yurtdışı
sınavına müracaat ettim, ama çok çalıştım. Sınava girdik, sınavdan ilk 100
içinde puan almışım. Milli Eğitim Bakanlığı önünde sıradayız. Herkes birbirine
soruyor. Biri diyor ben okul müdürüyüm, biri diyor halk eğitim müdürüyüm, biri
diyor müfettişim. Bana sordular sen nereden geldin? Bolu’nun Gerede İlçesinin
Samat Köyünden geldim. Nasıl kazandın? diyorlar bana. Mülakatta kaybettim ben
onu. Kaybetme sebebim şuydu, ben bunu daha sonra öğrendim. Komisyondaki
insanlar, mülakata aldıkları insanın oturması, kalkması, özgüvenine bakarlar.
Genel yapı ile değerlendirirler. Biri bana dedi ki, çalabildiğin herhangi bir
enstrüman var mı dediler. Herkes ben çalıyorum demiş. Ben de dedim ben
çalamıyorum. Aslında öyle demekle kaybetmişim. Ben o yüzden gidemedim.

EN BÜYÜK KEŞKESİ








Sonrasında
ben ertesi sene üniversite sınavına girdim. Eğitim yönetim ve denetim bölümü
vardı o zamanlar. Hacettepe vardı Ankara’da. Gazi vardı, İzmir ve Malatya’da
vardı, dört okulda vardı. Toplamında bunlar 100 öğrenci alırlardı. Bu sınava
girdim ve ilk 20 – 25’in içine girdim ve Hacettepe yazdım kazandım. Hayattaki
en çok pişman olduğum, keşke dediğim bir konu var, odur. Oraya gittim, kaydımı
yaptırdım ve dondurdum, devam etmedim. Oraya gitmem lazımmış aslında. Orayı
bitirenler direk bakanlıkta görev yapar. Ben bunları sonradan öğrendim. Orayı
bitirenlere üst düzey görev veriliyordu. En büyük keşkem odur. Kazandım,
kaydımı yaptırdım, bir yıl da dondurdum. Müracaat yapıldığında zaten bakanlık
da Ankara’ya tayinini yapıyordu. 

SONUNDA FRANSA’YA
GİDİŞ


1996’da
bir daha yurtdışı sınavı açıldı bir daha girdim, yine kazandım ve gittim. O
zaman hatta ulusal basın manşet atmıştı, öğretmenler sınıfta kaldı diye. 700 –
800 öğretmen görevlendirilecek. Bunların 1500 – 2000 tanesi kazanacak
aralarından eleme yapacaklardı ancak, arzu edilen puanı 600 öğretmen geçebildi
zaten. Çok elemeden ilk grupta hemen beni gönderdiler o sene zaten. Hiçbir
yabancı dil kursuna tabi tutmadan gönderdiler. Fransızca bilmeden Fransa’ya
gittim. Hiçbir şey bilmiyordum. Orada kendimizi tanıdık, orada dünyayı gördük,
oradan ülkemizi gördük, tanıdık. Orada bizim Türklerin olduğu Cannes diye bir
şehirdi, Manş denizi kenarında. Orada kulakları çınlasın, bizim bir başkanımız
vardı, Adil Çağlayan, okul aile birliği başkanı, onlarla tanıştık. Onların
futbol takımı vardı. Gittiğimden itibaren onların futbol takımı ile ilgilendim.
Onlarla beraber çalıştık, hatta lisans çıkardım, onlarla birlikte futbol
oynadım. 5 yıl içinde iki defa Paris Başkonsolosluk kupasını kazandık. Dernekle
birebir ilgilendik. Seçim yaptık, güçlü bir birliktelik sağladık. İşimiz gereği
okul aile birliği ile iç içeydik. Bunu gösteren en önemli şey, 23 Nisan
kutlamasıdır. Devasa organizasyonlar yaptık. Ataşelik, konsolosluk, bizi onore
ederlerdi. Paris’in en güzel bayramını siz kutluyorsunuz diye.


TÜRKİYE’YE DÖNÜŞ


2001
yılında Türkiye’ye geldim. Ondan sonra Bolu’da kendi köyümüz için Kırha Köyü
Güzelleştirme ve Yaşatma Derneğini kurduk. İl Genel Meclis Üyesi oluncaya kadar
ora ile ilgilendik, güzel işler yaptık.


EMEKLİ OLUNCA
SİYASETE BAŞLADI


Emekli
olduktan sonra benim siyasi hayatım başladı. Ondan önce hiçbir siyasi hayatım
olmadı. İl başkanı kimdir, belediye meclis üyesi kimdir, ne iş yapar, il genel
meclisi başkanı kimdir ne iş yapar? Gerçekten bilmiyordum. Emekli olunca bir
arkadaşımla çiftlik kuracaktık, 22 dönüm bir arazi satın aldık ama olmadı. Bir
arkadaşım seni gel AK Parti ilçe yönetimine yazayım dedi. Öylelikle tanıştık,
2005 yılındaki AK Parti merkez ilçe kongresinde o günkü şartlarda İsmail Gezgin
başkan ve ekibi, diğer tarafta da Taner Laçin ve ekibi, ben onun listesinden
girdim. Taner Laçin, ‘hocam şu dosyayı al, sen bu işi iyi yönetirsin, sen bu
işi yap’ dedi bana. Merkez ilçedeki tüm delegelerle görüştüm, tüm delegelerle
çalışma yaptık. O zamanki şartlarda çok az bir oyla kaybettik. Böylelikle
siyaset hayatımız başladı biz o zaman kaybettik, İsmail Gezgin kazandı, Taner
kaybetti. Ancak akabindeki il kongresinde Fatih Metin ile Ali Ercoşkun yarıştı.
Fatih Metin ‘Hocam seni listeme yazıyorum’ dedi, yaz dedim. Fatih Metin’in
seçildiği 2006 kongresinde Bolu’daki siyasi tarihte geçmiş, bugün ve gelecekle
ilgili ben onu geçecek, daha fazla mücadeleye sahne olacak bir kongre
olmamıştı, olacağını da zannetmiyorum. Üst düzey rekabetli bir kongreydi.
Öylelikle AK Parti İl Başkanlığında görev aldık. Ondan sonra da 2014’e kadar
aralıksız oradaydım. Bütün il başkanları ile görev yaptım çalıştım. Kendimizi
tanımamız, Türkiye’yi tanımamız, sivil toplum örgütleri ile tanışmamız,
insanlara bakış açısı, insanlarla iletişim yurtdışında kazanmış olduğumuz bir
duyguyla, bir kültürle, dünyaya bakış açımızla o günlerden buralara geldik.


HOBİLERİ


Çocukluk
yıllarımızdaki en büyük merakımız heyecanımız, futboldu. İnanılmaz bir futbol
hastalığımız vardı. Saatlerce oynardık, enerjimiz bitmezdi. Üst üste iki maç
yapardık. Kendi aramızda oynadığımızda saat mefhumu diye bir şey zaten yoktu.
Tam bir futbol hastalığımız vardı. Sonrası gençlik yıllarımızda en büyük
merakım, av merakım vardı. Ava giderdik, zaar beslerdik, kışın yarım metre kar
içinde sabahtan bir çıkar, ikindiye kadar dolaşırdık. Sonra, kahve alışkanlığı
oluştu bir ara, kahvede okey oynardık, bir ara bunları yaptık. Sonra, yaş
ilerledikçe yavaş yavaş, bazı şeylerden görüp geçirmek adına, kitap okuma
merakı oluştu. Evde kendime göre bir kütüphanem var. Onları okurum. Televizyon
noktasında birinci tercihim belgeseldir. Haberleri izleriz, haftada bir iki
dizimiz var onları izleriz. Çok fazla dışarı çıkıp, gezmek falan bunları fazla
yapamıyorum. Yaşın verdiği bir etki galiba diye düşünüyorum. Fırsat buldukça
zaman oldukça insanları ziyaret etmeyi, onlarla sohbet etmeyi, onları dinlemeyi
severim, iyi bir dinleyiciyimdir. Bir başka şey de, bunu da yurtdışında
kazandığımı düşünüyorum, bulunduğum ortamda yaşarım. 2014 Nisan’da İl Genel
Meclisine başladık, 5 yıl bitecek, ben buradayım, başka bir dünya yok. Her gün Özel
İdareye gelirim. 50 yıllık bir özel idare personeli gibi özel idarenin bütün
derdi benim derdimdir, burada yaşıyorum. Bulunduğum ortamda yaşarım, bundan da
mutluyum. Teşkilatta da 8 – 9 yıl aralıksız kalmışım son iki seçim hariç bütün
seçimlerde il SKM başkanıydım. Benim için AK Parti vardı başka bir şey yoktu.
Her gün oradaydım, Cumartesi, Pazar dahil orada yaşıyordum. Son 5 yıldır da
tabiri caizse 7/24 Özel İdarede yaşıyorum, mecliste yaşıyorum. Meclisteki 23
arkadaş adına hareket ediyorum. Onlara en ufak bir laf getirmeme, en ufak bir
zafiyet oluşturmama, onların güvenini sarsmama adına dikkat ediyorum. Her gün
tıraş olurum, kravat elbise, titiz bir şekilde. Ne için? Çünkü bir sorumluluğum
var, üstümde bir yük var duygusuyla hareket ederim. Böyle bir tarzımız, böyle
bir yaşantımız var. Haddimi ve hakkımı iyi bilirim. Hakkım noktasında kim
olursa olsun asla taviz vermem vazgeçmem. Haddim noktasında da asla ahkam
kesmem. Söz konusunda cimriyimdir, söz vermem. Sözün çok önemli olduğunu
bilirim. Hay hay hallederiz demek işime gelmez. Ama bana ulaşan benim bildiğim
her şeyde önemlidir benim için. Böyle bir hayat içinde zaman inanılmaz hızlı
geçiyor. 

Hobi Fotoğrafları
Boludabolu Avatar
BoludaBolu
29 Aralık 2018
Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir