Dolar
ABD Doları 1.000
Euro
Euro 1.000
Sterling
Sterling 1.000
Altın
Altın 1.000
BOLU ÇOK BULUTLU
13,1
ÇOK BULUTLU

Güldeniz ZEYREK

Güldeniz ZEYREK (İç Mimar – GLZ Design İşletmecisi)

 

Doğum:24
Temmuz 1993 Bolu

Okul: Özel
Gürtan Anaokulu, Kültür İlköğretim Okulu (1. Sınıf), Paşaköy İlköğretim Okulu
(2. Ve 3. Sınıf), 50. Yıl İlköğretim Okulu (5-6-7-8. Sınıf), Bolu Anadolu Güzel
Sanatlar Lisesi Resim Bölümü, İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İç
Mimarlık mezunu…

Meslek: İç
Mimar

Bulunduğu Görevler: BOGİAD Kadın Kolları Başkanı, TMMOB İç Mimarlar Odası Bolu İl Temsilcisi, BESOB üyesi, Bolu Elektrikçiler ve İnşaat Sanatkarları Odası üyesi


GENÇ BİR İÇ MİMAR; GÜLDENİZ ZEYREK

 

Resim yapmayı çok seviyordu,bu nedenle de Güzel
Sanatlar Lisesinde okumak istedi…

Okulda neredeyse herkes Resim Öğretmeni olmak istediği
için mimar olmaya karar verdi…

Böylece meslek hayatının ilk adımlarını atmaya başlamıştı
bile…

Lise eğitiminin ardından başarılı bir sınav sonucu
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesini kazandı…

Yoğun bir üniversite hayatı oldu…

Çocukluğunda kramponları olan, futbol oynamayı çok
seven bir kız çocuğuydu, o yüzden spora ilgili büyüdü…

Şimdi en büyük hayali olan kendi firması GLZ Design
ile Bolu’ya iç mimarlığı tanıtmaya çalışıyor…

Hatta kamu yararına yeni adliye binamızda yaptığı
tasarımlarla dikkatleri şimdiden üzerine çekmeyi başardı bile…

Fırsat buldukça fotoğraf çekmeyi seven, iç mimar
olarak bir blog sayfası açıp, insanları bilgilendirmek isteyen genç bir iç mimar…

İşte Güldeniz Zeyrek’in hayat hikayesi…

 






































Bolu’nun
başarılı ve genç iç mimarlarından Güldeniz Zeyrek, 24 Temmuz 1993 yılında
Bolu’da dünyaya geldi. Başarılı bir eğitim hayatının ardından İç Mimar olarak
Bolu’ya ve Bolululara kendi firmasıyla hizmet veriyor. Başarılı ve genç iç mimar
Güldeniz Zeyrek hayat hikayesini şöyle özetledi;   

Çocukluk Fotoğrafları

EĞİTİM HAYATI

24
Temmuz 1993 yılında Bolu’da doğdum. Kreşe Özel Gürtan’da başladım. Anaokuluna
orada devam ettim, daha sonrasında Kültür’de birinci sınıfı okudum. Deprem
zamanı olduğu için ikinci ve üçüncü sınıfı Paşaköy İlköğretim Okulu, dörtten
sekize kadar 50. Yıl’da okudum. Liseye güzel sanatlarda başladım. Ben hep resim
çizmeyi severdim. Monami’yi herkes bilir onun yarışmalarına katılırdım,
ödüllerim de var. Sonrasında öğretmenimin yönlendirmesi ile güzel sanatlara
girdim. Yine derece ile kazandıktan sonra orada dört yıllık bir lise hayatım
oldu. Sonrasında lise 3 civarlarında iken ben resim öğretmeni olmamalıyım
dedim. Çünkü biz 24 kişilik bir sınıftık herkes resim öğretmeni olmak
istiyordu. Tek cümle buydu. Ben mimar olacağım dedim, ama mimar ne iş yapar?
Bilgim yok. Biz o sene Hasan Kanca’dan ev aldık. Aldığımız evi ben gördüm, bunu
kim çiziyor, mimar çiziyor oradan yola çıkarak ben mimar olacağım dedim. İlk
mesleki hayatımın adımları orada başladı benim için.  Sonrasında dershane hayatı falan derken, ben
bir alan dışı seçim yaptım. Mimarlık bizim alanımız değil. İlk sınavda benim
puanım düşük kaldığı için gidemedim. Sonraki senemde 7 farklı üniversiteyi
kazandım. İçlerinden en iyisi Mimar Sinan’dı. Normalde yedekteydim, 11.yedek. imkansızdı,
ilk tanıştığım hoca bile imkansızdı sen nasıl kazandın burayı dedi. Kahve
falına inanmam ama o akşam fal kapatmıştım, sınav açıklandı benim yedeklerde
ismim konmuş beni aradılar. İstanbul’dan döndüğümde baktım fotoğrafa tabakta
bir baykuş belirmiş, artık kader mi? Bilemiyorum. Orayı kazandım ve okudum.

YOĞUN BİR
ÜNİVERSİTE HAYATI








Üniversite
hayatım çok yoğun geçti, ben dört yılda bitirdim üniversiteyi. 3.53 ortalama
ile bitirdim. Hep çalışarak geçti, üstten ders aldım, ben aslında üniversiteyi
bitirdim, diploma projesi bizde zorunluydu onu üstten alamadığımız için
dördüncü döneme bıraktım. Bir taraftan çalıştım,bir taraftan okudum.  Pilates eğitim sertifikam da var. Fuarlarda
görev aldım hep aktiftim. Sadece okumak için gitmedim, hem maddi kaynaklar
bulmaya çalıştım, hem de özel üniversitelerde okuyan öğrencilere projelerinde
yardımcı oldum. Kulüplere üyeydim ama ufak çaplı şeylerdi. Mimar Sinan’da daha
aktif gruplar var ama onlar daha çok siyasi olarak ilerledikleri için onlara
çok fazla katılmadım. 

ÇOCUKLUK HAYATI

Depremden
sonra Paşaköy hayatım oldu. Benim annem oralı orada büyümüş, orada müstakil bir
evimiz vardı, birkaç sene orada yaşadıktan sonra Borazanlar Mahallesine geçtik.
Orada büyüdüm diyebilirim. Kramponları olan ve futbol oynayan bir kızdım.
Maçlara gidiyordum, benim manevi amcam Cüneyt Karakuş. Onun zamanında
Boluspor’un aktif olmaya başladığı zamanlardı. Onla beraber maçlara gittiğimi
de bilirim. Hayatımda hep erkeklerin oynadıkları sporlar vardı. Araba oyunları
oynardım, bebeklerle çok oynamazdım. Resim çizdiğim zamanlar da oldu. Ama
çoğunlukla sokaklardaydım.

AİLE HAYATI








Çekirdek
aileyiz, bir erkek kardeşim var. Annem ve babam Beypiliç’de tanışıp
evlenmişler. 26 yıldır evliler, onların büyük çocuğuyum ben kardeşim de 18
yaşında üniversiteye hazırlanıyor. Ve oda benim yolumdan ilerleyerek mimar
olmayı hedefliyor. 7 – 8 yaşına kadar anneannemle büyüdüm ben. O zamanın
şartlarında herkeste araba olmaması, ufak tefek, ulaşım sıkıntıları, cumartesi
günleri çalışmaları nedeniyle sadece benimle Pazar günü ilgilenebiliyorlardı.
Küçüklüğümde ilgilenilmediği zaman trip attığım zamanlar da olmuştu. Mesela,
toplantılarıma benim velim gelmiyordu, ananem geliyordu. Yılda üç toplantı
oluyorsa birine anca katılıyorlardı. O anlamda hep lafını söylerim, 7-8 yaşıma
kadar ailemden ayrı büyümüşüm. Pazardan pazara görerek. Onlar bana iyi bir aile
olmayı öğrettiler. Onlarsız olduğum zamanların ne kadar zor olduğunu da gördüm.
En çok ailenin önemini üniversitede anladım. İl dışına giderim okurum, kendi
ayaklarımın üstüne basarım, ailemden uzak kalırım derler hep. Hiç öyle olmuyor.
İstanbul’a gittikten iki hafta sonra niye Bolu’da okumadım dedim. O kadar zor
ki, otobüsü kaçırsam kendi imkanlarımla gitmem gerekiyor. İstanbul’da bir
yerden bir yere ulaşmak en azından bir saat. Ben yakın bir yerdeydim ama burada
baba beni al desem hemen alabiliyor. Ama İstanbul’da öyle bir şansım yoktu.
Kendi kanatlarımla uçmam gerekiyordu onu iyice öğrendiğim yer aslında orasıydı. 

İş Fotoğrafları

KENDİ İŞ YERİNİ
KURDU

GLZ
Dizayn altı aylık bir şey aslında. İlk olarak benim kafamda GDZ, Güldeniz
Zeyrek’ti. Bu fikir de Aytaç Abi’den, AYÇ mimarlıktan. Orada yetiştim, iki yıl
civarı yanına gittim. Yüksek Lisans konusunda bana yardımcı oldu. Patentle
ilgili kısımda sıkıntı yaşadığım için bu sefer Gül Zeyrek’e dönmek zorunda
kaldım. Logomu kendim tasarladım. Ortasındaki çiçek Fransız kraliyet ailesinin kullandığı
‘Fleur-de-lis’ sembolü.
Onlarda şaşayı, lüksü gösteren bir detay. Benim mesleğim maddi durumu iyi
olanlara hitap ediyor açıkçası. O logoyu da bozmak istemediğim için tek harf
değiştirerek, işin içinden çıktım.

BOLU’YA DÖNÜŞ












2016’da
mezun olduktan sonra Bolu iline döndüm. Staj yaptığım firma olan TORUNLAR
GYO’da iç mimar olarak çalışma fırsatım olmasına rağmen hiç düşünmedim. Çünkü;
orada çalışsam ara eleman olacaktım. Kendileri yüksek mimarlar, iç mimarlarla
çalışıyorlardı. Şantiye kısmında, denetleme, kontrol kısımlarında bulunacağım
için körelmekten korktum açıkçası. Hocalarımla da görüştüm onlar da
yapabilirsin dediler ve ben büyük denizde küçük balık olmaktansa, küçük denizde
büyük balık olmak daha güzel olacak dedim ve 2016’da Bolu’ya döndüm. Sonrasında
Ankara’da birkaç firma ile görüştüm, Göynük’te Çaykal Mobilya’da çalışmaya
başladım. Orada da 3 aya yakın bir iş yaşantım oldu. 3 ay sonra ayrıldım buraya
dönüş yaptım. Freelance işler aldım derken, sonrasında yine Ankara’ya
gidecekken, ücretli öğretmenlik yapmayı önerdiler. Ben anlatmayı çok severim,
öğretmenlik de yapmak istiyordum. Başvuru yapmıştım. Formasyonum da olmamasına
rağmen şans eseri denk geldi ve Mimar İzzet Baysal Anadolu Lisesinde İnşaat
Teknolojileri bölümü  10. ve 11.
Sınıflara dersler verdim. Bunlar teknik resim ve autocad gibi mesleki
derslerdi. Haftanın üç günü oradaydım. Diğer günlerde iç mimar olarak KAR YAPI
MİMARLIK’ta çalıştım. Haziran ayında da kendi işimi kuracağım için ayrılmak
zorunda kaldım. Sağ olsun onlarda bu girişimimi manevi olarak çok
desteklediler.

Aile Fotoğrafları

HOBİLERİ

Sporla
uzun zamandır ilgileniyorum. İstanbul’da eğitimler de aldım sporla ilgili. Uzun
zamandır fitness ve pilates sporlarını da yapıyorum. 50. Yılda 1.5 yıl civarı
basketbol takımındaydım. Spor aslında hep benim hayatımdaydı. İş yoğunluğundan
dolayı şuan erteliyorum ona çok vaktim olmuyor. Sanat da hep hayatımın
içindeydi. O zamanlarda piyano ve gitar çaldığım dönemler da vardı. Ufak tefek
şeyler de öğrendim. Ama alanım olmadığı için müzikte kendimi çok geliştirdiğimi
söyleyemem. Hobi olarak çok ilerletemedim. Resim ve fotoğraf anlamında kendimi
geliştirmeye çalışıyorum. Halk eğitimdeki kurslara gidiyorum. Profesyonel
lensler araştırıyorum. Kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Hatta şu anki ileri
dönük hedefimse, iç mimar olarak bir blog sayfası açıp insanlara bilgi vermek. Ufak
tefek değişikliklerle neler yapılabilir bunu anlatmak istiyorum. Bu tarz
videolar çekmek şu anki hedefim. Müziğe tasarım yaparken, çok fazla ihtiyaç
duymuyorum ama arkada bir ses olması gerekiyor. Bazen televizyonu açıyorum
orada ne çıktığını bilmem ama orada bir ses var izlemiyorum. Müzikten çok, bir
yabancı dizi açıp oradaki cümleleri dinlemeyi daha çok seviyorum. Oradan bir
kelime duyup kelime hazneme atıyorum. Fotoğraflarla çok ilgilenirim. Ayda bir
kez yakın yerlere; Mudurnu gibi il dışına gidip fotoğraf çekmeyi seviyorum.
Hatta, model çekimi yapmayı daha çok seviyorum. Onları portfolyoma ekliyorum.

HEDEFLERİ

Ben
her yıl kendime bir hedef koyarım. 2018 için kendi firmamı açmak gibi hedefim
vardı. Şu anda bunu gerçekleştirdim. Önümüzdeki 5 yıl hedeflerime bakacak
olursak; Bolu’ya bu iç mimarlık sektörünü tanıtmak istiyorum. Ankara ve
İstanbul gibi büyük şehirlerde mesleğime ilgi çok yüksek ama küçük illerde
fazla bilinmemesi en büyük dezavantajım. En azından bir adım attım, olmayan bir
sektörü Bolu’ya getirdim. İlk iç mimarlık firması olarak hizmet vermeye
başladım. Açtım ve tanıtmak istiyorum. İç mimar neler yapar, bir
dekorasyoncudan, bir mobilyacıdan benim farkım nedir? Neden tasarım yapılmalı
bu kısmı insanlara anlatmak istiyorum. 2018 yılı için ben iki tane anahtar
teslim proje hesaplamıştım, o üç oldu. 2019 için hedeflerim en az 10 proje ve 5
anahtar teslim, 5 tane çizim şeklinde. Böyle hedeflerim var. İyi bir iç mimar
olmak en büyük hedefim. Şu an en büyük sıkıntımız şu; herkes ev alıyor, ama
hiçbiri kendilerine özel değil. Tamamı müteahhitlerin kendi zevklerine göre
yapılmış oluyor. Mesela; ofisim ben ilk tuttuğumda bomboş bir dükkandı. Hatta
daha çok market görüntüsüne sahipti. Kişiye özel tasarımda bir alan değildi.
Ben burada mutlu olmak istiyorsam, burayı kendim tasarlamalıyım dedim. Ve sonuç
ortada…

En
büyük sıkıntıyı ben evimizde yaşıyorum. Biz de müteahhitten ev almıştık.
Mutfağı kullanamıyoruz. Niye? Bana göre tasarlanmadı o mutfak. Müteahhit
çizdirdi, kabaca çizildi ve yapıldı. İhtiyaca hizmet vermiyor o anlamda.
İhtiyaca hizmet veren ve estetik tasarımlar yapmak en büyük hedeflerim.

DÖNÜM NOKTASI

Benim
en büyük referansım Aytaç Abi’dir. Hamdi Amca sayesinde tanışmıştım kendisiyle.
Ofisine gittiğimde şunu gördüm, güzel bir meslek ve yapan insan saygı görüyor. İnsanların
hayatına dokunan bir şeyler yapıyor. O benim hoşuma gitti. Evimizi ilk
aldığımızda da dedim ki, ben mimar olacağım. Ortaya çıkabilen üç boyutlu bir
şeyler yapmak istedim. Öğretmenlik de yaptım ama en büyük sıkıntım şuydu;
kişiye ulaşamadım ben. Öğrencilerde bir hayal, hedef yok, karavana yaşıyorlar
gerçekten. Benim zamanımda hedefler vardı. Şunu olacağım diyordum ve hırslarım
sayesinde oldum. En büyük dönüm noktam, evimizin alınmasıyla başladı. Lise üç zamanı Bolu’da Pİ Analitik Dershanesi vardı. Cem Gülkanat adında bir hocam
vardı ve kendisi coğrafya derslerime giriyordu. Dedi ki; biz seni coğrafya
öğretmeni veya edebiyat öğretmeni yapalım. Bende meslek lisesi çıkışlıyım ve
öğretmenliğin benim için alan dışı olduğunu söyledim. Sonrasında sınava
hazırlandım. Ve o zamanlar puan kesintileri de olduğu için işletme, ufak tefek
iki yıllık programlar, ikinci öğretim programlar tuttu. Ben de tekrar alanımdan
gitmeye karar verdim ve iç mimar olacağım dedim. Olamazsın dediler, ben de dedim
ki olurum. Ve bunun için atölye araştırmalarına başladım. Ve herkes tarafından
tanınan Mehmet Kahraman’la tanıştım. Sağ olsun her şey onun sayesinde oldu.Bana
verdiği eğitimler sayesinde yetenek sınavına girdiğim bütün üniversiteleri
derece ile kazandım.. Kazandığım üniversiteler; Mimar Sinan’da iç mimarlık ve
endüstriyel tasarım. Konya’da iç mimarlık ve geleneksel Türk el sanatları,
Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde resim öğretmenliği, Eskişehir iç mimarlık,
Kütahya seramik ve grafik tasarım, İstanbul’da Yeditepe’de iç mimarlık,
Marmara’da resim öğretmenliği, grafik tasarım ve iç mimarlık. Sınavına girdiğim
bütün üniversiteleri kazandım neredeyse. Biz yetenek sınavı ile giriyoruz ve 10
– 15 bin kişi arasından puan hariç sıyrılmamız gerekiyor. Kendimizi,
tasarımlarımızla, çizimlerimizle göstermemiz gerekiyor. O şekilde ilk
adımlarımı attım. Daha sonrasında Mimar Sinan’a kayıt olduktan sonra kimlik
makinesi arızalı olduğu için öğrenci kimlik belgesine yerine geçen geçici kart
verdiler. Ve ben Bolu’ya döndüğüm gibi dershaneye gittim, Cem Hoca’yı sordum,
kendisi yoktu. O öğrenci kimliğinin fotokopisini çektim ve masasına koydum.
Üzerine de şunu notu yazdım; hocam kazanamazsın demiştiniz, kazandım dedim. Ofis
açılışımda kendisi de buradaydı.  Ben
sendeki hırsı ortaya çıkarmak istedim demişti. Hırs anlamında bana güzel şeyler
kattığını düşünüyorum. Yapamazsın denilen şeyleri yapmayı seviyorum. Bolu’da iç
mimarlık ofisi açamazsın, yapamazsın, Bolu küçük şehir zor demişlerdi, açtım.
Öğretmenlik yapamazsın dediler yaptım. Hep yapamazsın denilen şeyleri yaparak
ilerliyorum. Ve şimdi mesleki hayatımda yeni olmama rağmen farklı ve özel
tasarımlarla adımı duyurmaya başladım. Örnek vermek gerekirse Kamu yararına
Yeni Adliye binasında Cumhuriyet Başsavcı’sı Önder Bey olmak üzere üç makam
odasına tasarımlarımla hayat verdim. Ayrıca kütüphane ve kafeterya gibi alanlar
da tarafımca tasarlanmıştır.

HAYVANLARI SEVİYOR
























Bir
kedim var 8 yıldır bizimle. Üniversiteye hazırlandığım dönemde benimle birlikte
kendisi de büyüdü. Evdeki arkadaşım odur. Bizimle yatar kalkar, sabah ezanı ile
birlikte suratımızı yalar uyanın diye. Ağladığımda yüzümü yalar, benim için bir
kardeş, bir arkadaş büyük bir destektir. Ben ona derdimi anlatırım ve
dinlediğini hissederim. Köpeğimiz de var, Paşaköy’deki müstakil evimizde orada
koruyucu bekçi gibi bir şey. Hayvanlara karşı hep bir ilgim vardır. Sadece
böceklere karşı biraz korkum vardır. Hala korkarım. 

Siyasi ve Sivil Toplum Kuruluşlarındaki Fotoğrafları

Boludabolu Avatar
BoludaBolu
13 Ekim 2021
Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir