Bolu Haber, Gazete ve Firma Rehberi

Bolu ile ilgili internette aradığınız tüm soruların cevabını bulabileceğiniz internet sitesi.

Yaşar YÜCEER

1370 görüntüleme

Yaşar YÜCEER (Emekli Öğretmen - İl Genel Meclis Başkanı)

 

Doğum: 10 Ekim 1959 Bolu / Kırha Köyü

Okul: Kırha Köyü İlkokulu, Gerede İmam Hatip Ortaokulu (1’inci sınıf), Bolu Atatürk Ortaokulu (2 ve 3’üncü sınıf), Bolu Endüstri Meslek Lisesi Metal Bölümü, 1979 yılı Bolu Eğitim Enstitüsü mezunu… 

Meslek: Emekli Öğretmen

Bulunduğu görevler: Bir dönem AK Parti İl Yönetim Kurulu üyeliği, 1 yıl AK Parti İl Sekreterliği, 2 yıl AK Parti İl Mali İşler Başkanlığı, 4 yıl AK Parti İl Teşkilat Başkanlığı, 2007 yılından 30 Mart 2014 yerel seçimlerine kadar bütün seçimlerde AK Parti İl SKM (Seçim Koordinasyon Merkezi) Başkanlığı, 2008 yılında AK Parti Siyaset Akademisi İl Koordinatörlüğü, 2014 Yerel Seçimlerinin ardından Bolu Merkez İl Genel Meclis Üyeliği, halen Bolu İl Genel Meclis Başkanı olarak görev yapmaktadır….

 

O, BOLU’NUN ‘YAŞAR HOCA’SI

 

Dört çocuklu inşaat işçisi bir baba ile ev hanımı bir annenin ilk çocuğu olarak 1959 yılında Bolu’nun Kırha Köyü’nde dünyaya geldi…

Hani televizyonun ve telefonun olmadığı, öküz arabası ile tarlaların sürüldüğü, ağaç kabuklarından oyuncak yapılan dönemler var ya; işte o dönemleri yaşadı doya doya…

Zorlu çocukluk yıllarında her çocuğun olduğu gibi onun tutkusu da futboldu. Lise yıllarında futbol takımı bile kurdu; ‘Kırha Gençlik’ adı altında…

Futbol dışında atletizme merak saldı, okulun boks takımında da mücadele etti…

Eğitim hayatını 1979 yılında Bolu Eğitim Enstitüsünde tamamladıktan sonra Adana’nın Pozantı ilçesine bağlı bir köyde başladı öğretmenlik mesleğine…

Bolu Gerede, Konya Kulu, Bolu Çaydurt derken sınıf öğretmeni olarak Fransa’da bile görev yaptı. Beş yıl sonra tekrar memleketine geri döndü, Canip Baysal İlkokulundan emekli oldu…

2005 yılında emekli olduktan sonra bir arkadaşı vasıtasıyla AK Parti’de siyasi hayatı başladı. 2014 yılına kadar AK Parti teşkilatlarının çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra 2014 yılında İl Genel Meclis Üyesi olarak seçildi ve halen Meclis Başkanı olarak görevine devam ediyor…

Bolu’da AK Parti siyasetinin önde gelen isimlerinden, teşkilatların ‘Yaşar Hoca’sı olarak gece gündüz Bolu için çalışıyor…

Boş vakitlerinde en çok torunlarıyla vakit geçirmeyi ve evinin kütüphanesindeki kitapları okumayı seviyor…

Özel İdarenin bir personeli gibi her gününü Özel İdarede muhtarları, vatandaşları dinleyerek, kurum müdürleri ile istişare ederek geçiriyor…

‘Haddimi ve hakkımı iyi bilirim’ diyerek kimseye söz vermeyi sevmeyen, başarılı siyasetçi, Bolu’da her kesim tarafından tanınan ve sevilen, Bolu’nun Yaşar Hocası, Yaşar Yüceer’in hayat hikayesi…   

10 Ekim 1959 yılında Bolu Merkeze bağlı Kırha Köyünde doğdu Yaşar Yüceer. 4 çocuklu bir ailenin en büyüğü. İnşaat işçisi bir baba ve ev hanımı annesi ile birlikte yaşamının büyük bölümü köyde geçti. Hayat hikayesini şu şekilde özetledi Yaşar Yüceer;

OKUL HAYATI

İlkokulu köyde okudum. Bizim okula başladığımızda köyde, rahmetli eğitmenimiz vardı. Hasan Palacı, Allah rahmet eylesin. 1’inci sınıftan öğrenciyi alır, hiç ara öğrenci almaz, mezun eder, tekrar geri döner öğrenci alırdı. Böyle okula başladık, 1965 yılında. İlkokula başladığımda 6 yaşındaydım. İlkokuldan mezun olduktan sonra Yeniçağa’ya Kuran Kursuna gittim. 1’inci sınıfı Gerede İmam Hatip Ortaokulunda okuduktan sonra Bolu’ya geldim. Atatürk Ortaokulunda 2 ve 3’üncü sınıfı okudum, sonra Bolu Endüstri Meslek Lisesi metal bölümüne girdim, 1977 mezunuyum. 1979 yılında da Bolu Eğitim Enstitüsünü bitirdim.

SINIF ÖĞRETMENLİĞİ

15 Kasım 1979’da Adana Pozantı İlçesi Yağlıtaş Köyünde öğretmenlik hayatım başladı. Sonra Bolu Gerede’ye geldim. Bir ara Konya Kulu Merkez’deki 60. Yıl İlkokulunda görev sınıf öğretmeni olarak görev yaptım. 1993’te Çaydurt’a geldim. 1996 yılında Fransa’ya öğretmen olarak gittim. Oradaki yurtdışı görev yapan çalışan Türk işçilerin çocukları ile ilgili görev yaptık 5 yıl. 2001 yılında tekrar geri döndüm Bolu’ya ve 2005 yılında emekli oldum. 

SİYASİ HAYATI

Emekli olur olmaz, bir arkadaşım vesilesiyle AK Partide siyaset hayatım başladı. 2005’ten 2014’e kadar aralıksız AK Parti teşkilatlarında görev yaptıktan sonra 2014 yılında partimizin görevlendirmesi ile AK Parti il genel meclisi listesinde yer aldım ve vatandaşın teveccühü ile de Bolu Merkez İl Genel Meclisi üyesi olarak seçildim. Meclisteki arkadaşlarımızın oluruyla da başkanlık görevimiz başladı ve 5 yıldır da buradayız. Zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Yaş ilerledikçe daha da hızlı geçiyor. 

ÇOCUKLUK HAYATI

Dünya kurulduktan bizim doğumumuza kadar dünyadaki gelişim, değişim, yenilikler, genel bir gelişime bizim 50 yılımız denk olarak görüyorum ben. Çünkü, bizim çocukluğumuz, köyde elektriksiz geçti. Telefon zaten yoktu. Araç çok az, birkaç kişinin aracı var, traktör hiç yoktu zaten. Böyle bir yaşam tarzından geldik. Karasabanla çift sürdük, rahmetlik dedemle. Ben öküzlerin önünde yürürdüm, karasabanla çift sürüyoruz, gaz lambası ile duruyoruz, televizyon yok, böyle bir ortamda biz yaşadık, büyüdük. Harman zamanı, tırpanla ekinle biçilir, toplanır, öküz arabası ile harman yapılır. Bu söylediklerim binlerce yıl geçmişten bu güne kadar gelen bir sistem. Biz bu sistemlerle yaşadık, köylerde böyle büyüdük. Oyuncak zaten yoktu, alma imkanı yoktu. Ağaç kabuklarından oyuncak yapardık. Kışın kayık yapardık tahtadan. Erik, ahlat, alıç, dallarından altları yapılır, onlarla kızağa binerdik. En büyük, en fazla sevindiğimiz konulardan biri de el arabası dediğimiz küçük arabalar yapar, bunlarla vakit geçirirdik. Bu kadar doğal, yalın bir şekilde. Gaz lambasının ışığında ders yaparak, televizyonsuz, radyosuz, telefonsuz bir ortamda köyde okuduk. Bunu ben yaşadım, belki masal gibi gelebilir ama böyle yaşadık. Ortaokul yıllarımda, köyden ayrıldık ama köy ile bağlantımız hiçbir zaman kopmadı. Düşünün 12 – 13 yaşlarında bir çocukken ailemiz bir ev tuttu bize orada kalıyoruz, kendi yemeğimizi pişiriyoruz, bulaşığımızı yıkıyoruz, o evde kalıyoruz. Bu şartlarda okuduk.

SPOR MERAKI

1970’li yıllarda ülkenin tamamında bir futbol furyası vardı. Bizim yaşıtlarımız futbol hastalığı ile o oyun ile büyüdük. Hemen hemen hepimiz oyun oynardık. Köyde yazın, bayramlarda, ne zaman olursa olsun, çayırımız vardı toplanırdık, orada top oynardık. Hayatımız hep böyle geçerdi. Lise yıllarımda da bunun sonucunda kırk haneli köyde, liderliğini ben yapmıştım, amatör bir takım kurmuştuk. Bolu Amatörde oynuyorduk, Kırha Gençlik adı altında. Bizim bir yaş grubumuz vardı, Çaydurt bölgesindeki bütün köylerde bizim köyle hiçbir köy maç alamazdı. Üst düzeydik, bizle maç oynamaya cesaret edemezlerdi. Bolu’da Karacaağaç vardı onlarla maç yapardık. Böyle dönemlerimiz geçti. Lise yıllarında spora meraklıydım, okulun atletizm ve boks takımındaydım. Allah rahmet eylesin o zamanlar Çolak Nedim vardı hocamız bizi o çalıştırırdı. 

“YOKSULDUK AMA MUTLUYDUK”

Düşündüğümüz zaman, dolu dolu geçti yıllarımız. Maddi olarak, imkansızlıklar içindeydik. Rahmetli annemiz babamız bize, bir iki somun ekmek, tereyağı belki biraz yumurta gönderirdi. O günkü şartlarda sinemaya gidecek paramız olmadı. Ama her şey çok güzeldi. Doğal, sıradan bir yaşamdı. Annemizden babamızdan Allah razı olsun, ellerindeki tüm imkanları seferber ediyorlardı ama onlarda da yoktu. Hakikaten yoksulduk. Ben bunu Fransa’ya gittiğim zaman gördüm. Bazı imkanları elde ettikçe ne kadar yoksul olduğumuzun farkına vardım o zaman. Fakirliğimizin, yoksulluğumuzun farkında bile olmadan yaşadık. Bir şeylere sahip oldukça ne kadar fakir olduğumuzun farkına vardık. Böyle bir yaşam tarzımız vardı ama mutluyduk, bizim için dünya küçüktü ama huzurluyduk. Ankara’nın ötesini bilmezdik. Dünyada olup bitenlerin farkında değildik. Zenginlik, fakirlik, varlık, yokluk, mal mülk, makam müdürlük, bizim böyle bir dünyamız, düşüncemiz de yoktu zaten. Kendi, küçük, mutlu ve huzurlu dünyamızda yaşamımız böyle geçti.

AİLE HAYATI

Ben ailenin en büyüğüyüm. Benden sonra üç erkek kardeşim var. Ben 1978’de daha öğrenci iken evlendim. 1979’da da öğretmenlik görevime başladım. İki çocuğum var biri oğlan biri kız. 1981’de oğlum, 1982’de kızım doğdu. Elhamdülillah ikisi de evliler. Oğlumdan iki tane torunum var, biri kız, kız 4. Sınıfa gidiyor. Oğlan da 15 aylık. Evli kızdan bir oğlan torun var o da 4. Sınıfa gidiyor. Onlarda da bir sorun problem yok, normal süreç devam ediyor. Huzurlu bir aile yapımız var. Bunda en büyük etken de hanımım Allah razı olsun. Sürekli onların peşinde durur, onlarla birlikte hayatını yaşar. Evde torun bakıyor. En küçük torun evde, diğerleri okula gidiyor. Yemek yedirir, okula gönderir. Ailenin birlik ve beraberliği için bir direk vazifesi görüyor. Herkes çalışıyor. Oğlan çalışıyor, gelin çalışıyor, kız çalışıyor, damat çalışıyor. Herkes sabah işe gidiyor. Torunlara evde hanım bakıyor. Bizim böyle bir aile yapımız var. 

YURTDIŞINA GİTME MACERASI

Ben 1988 yılında Gerede Havullu’dan, Samat’a geldim. Oraya gelinceye kadar, çok şeyin farkında bile değildim. Kendi dünyam içinde yaşayan bir yapım vardı. Geldikten sonra bir şeylerin farkına varmaya başladım. Orası büyük köydü, beş tane öğretmen vardı. Merkezdeki bir okula gelen bir yazı, bilgi, belge oraya da geliyordu. Yurtdışında öğretmen görevlendirilecek diye bir yazı geldi. Sınava girmek isteyenler, şartları taşıyanlar sınava girsin denildi. Ben de girebilir miyim dedim, girebilirsin tabi ki, şartları taşıyorsun dediler. Sonra ben yurtdışı sınavına müracaat ettim, ama çok çalıştım. Sınava girdik, sınavdan ilk 100 içinde puan almışım. Milli Eğitim Bakanlığı önünde sıradayız. Herkes birbirine soruyor. Biri diyor ben okul müdürüyüm, biri diyor halk eğitim müdürüyüm, biri diyor müfettişim. Bana sordular sen nereden geldin? Bolu’nun Gerede İlçesinin Samat Köyünden geldim. Nasıl kazandın? diyorlar bana. Mülakatta kaybettim ben onu. Kaybetme sebebim şuydu, ben bunu daha sonra öğrendim. Komisyondaki insanlar, mülakata aldıkları insanın oturması, kalkması, özgüvenine bakarlar. Genel yapı ile değerlendirirler. Biri bana dedi ki, çalabildiğin herhangi bir enstrüman var mı dediler. Herkes ben çalıyorum demiş. Ben de dedim ben çalamıyorum. Aslında öyle demekle kaybetmişim. Ben o yüzden gidemedim.

EN BÜYÜK KEŞKESİ

Sonrasında ben ertesi sene üniversite sınavına girdim. Eğitim yönetim ve denetim bölümü vardı o zamanlar. Hacettepe vardı Ankara’da. Gazi vardı, İzmir ve Malatya’da vardı, dört okulda vardı. Toplamında bunlar 100 öğrenci alırlardı. Bu sınava girdim ve ilk 20 – 25’in içine girdim ve Hacettepe yazdım kazandım. Hayattaki en çok pişman olduğum, keşke dediğim bir konu var, odur. Oraya gittim, kaydımı yaptırdım ve dondurdum, devam etmedim. Oraya gitmem lazımmış aslında. Orayı bitirenler direk bakanlıkta görev yapar. Ben bunları sonradan öğrendim. Orayı bitirenlere üst düzey görev veriliyordu. En büyük keşkem odur. Kazandım, kaydımı yaptırdım, bir yıl da dondurdum. Müracaat yapıldığında zaten bakanlık da Ankara’ya tayinini yapıyordu. 

SONUNDA FRANSA’YA GİDİŞ

1996’da bir daha yurtdışı sınavı açıldı bir daha girdim, yine kazandım ve gittim. O zaman hatta ulusal basın manşet atmıştı, öğretmenler sınıfta kaldı diye. 700 – 800 öğretmen görevlendirilecek. Bunların 1500 – 2000 tanesi kazanacak aralarından eleme yapacaklardı ancak, arzu edilen puanı 600 öğretmen geçebildi zaten. Çok elemeden ilk grupta hemen beni gönderdiler o sene zaten. Hiçbir yabancı dil kursuna tabi tutmadan gönderdiler. Fransızca bilmeden Fransa’ya gittim. Hiçbir şey bilmiyordum. Orada kendimizi tanıdık, orada dünyayı gördük, oradan ülkemizi gördük, tanıdık. Orada bizim Türklerin olduğu Cannes diye bir şehirdi, Manş denizi kenarında. Orada kulakları çınlasın, bizim bir başkanımız vardı, Adil Çağlayan, okul aile birliği başkanı, onlarla tanıştık. Onların futbol takımı vardı. Gittiğimden itibaren onların futbol takımı ile ilgilendim. Onlarla beraber çalıştık, hatta lisans çıkardım, onlarla birlikte futbol oynadım. 5 yıl içinde iki defa Paris Başkonsolosluk kupasını kazandık. Dernekle birebir ilgilendik. Seçim yaptık, güçlü bir birliktelik sağladık. İşimiz gereği okul aile birliği ile iç içeydik. Bunu gösteren en önemli şey, 23 Nisan kutlamasıdır. Devasa organizasyonlar yaptık. Ataşelik, konsolosluk, bizi onore ederlerdi. Paris’in en güzel bayramını siz kutluyorsunuz diye.

TÜRKİYE’YE DÖNÜŞ

2001 yılında Türkiye’ye geldim. Ondan sonra Bolu’da kendi köyümüz için Kırha Köyü Güzelleştirme ve Yaşatma Derneğini kurduk. İl Genel Meclis Üyesi oluncaya kadar ora ile ilgilendik, güzel işler yaptık.

EMEKLİ OLUNCA SİYASETE BAŞLADI

Emekli olduktan sonra benim siyasi hayatım başladı. Ondan önce hiçbir siyasi hayatım olmadı. İl başkanı kimdir, belediye meclis üyesi kimdir, ne iş yapar, il genel meclisi başkanı kimdir ne iş yapar? Gerçekten bilmiyordum. Emekli olunca bir arkadaşımla çiftlik kuracaktık, 22 dönüm bir arazi satın aldık ama olmadı. Bir arkadaşım seni gel AK Parti ilçe yönetimine yazayım dedi. Öylelikle tanıştık, 2005 yılındaki AK Parti merkez ilçe kongresinde o günkü şartlarda İsmail Gezgin başkan ve ekibi, diğer tarafta da Taner Laçin ve ekibi, ben onun listesinden girdim. Taner Laçin, ‘hocam şu dosyayı al, sen bu işi iyi yönetirsin, sen bu işi yap’ dedi bana. Merkez ilçedeki tüm delegelerle görüştüm, tüm delegelerle çalışma yaptık. O zamanki şartlarda çok az bir oyla kaybettik. Böylelikle siyaset hayatımız başladı biz o zaman kaybettik, İsmail Gezgin kazandı, Taner kaybetti. Ancak akabindeki il kongresinde Fatih Metin ile Ali Ercoşkun yarıştı. Fatih Metin ‘Hocam seni listeme yazıyorum’ dedi, yaz dedim. Fatih Metin’in seçildiği 2006 kongresinde Bolu’daki siyasi tarihte geçmiş, bugün ve gelecekle ilgili ben onu geçecek, daha fazla mücadeleye sahne olacak bir kongre olmamıştı, olacağını da zannetmiyorum. Üst düzey rekabetli bir kongreydi. Öylelikle AK Parti İl Başkanlığında görev aldık. Ondan sonra da 2014’e kadar aralıksız oradaydım. Bütün il başkanları ile görev yaptım çalıştım. Kendimizi tanımamız, Türkiye’yi tanımamız, sivil toplum örgütleri ile tanışmamız, insanlara bakış açısı, insanlarla iletişim yurtdışında kazanmış olduğumuz bir duyguyla, bir kültürle, dünyaya bakış açımızla o günlerden buralara geldik.

HOBİLERİ

Çocukluk yıllarımızdaki en büyük merakımız heyecanımız, futboldu. İnanılmaz bir futbol hastalığımız vardı. Saatlerce oynardık, enerjimiz bitmezdi. Üst üste iki maç yapardık. Kendi aramızda oynadığımızda saat mefhumu diye bir şey zaten yoktu. Tam bir futbol hastalığımız vardı. Sonrası gençlik yıllarımızda en büyük merakım, av merakım vardı. Ava giderdik, zaar beslerdik, kışın yarım metre kar içinde sabahtan bir çıkar, ikindiye kadar dolaşırdık. Sonra, kahve alışkanlığı oluştu bir ara, kahvede okey oynardık, bir ara bunları yaptık. Sonra, yaş ilerledikçe yavaş yavaş, bazı şeylerden görüp geçirmek adına, kitap okuma merakı oluştu. Evde kendime göre bir kütüphanem var. Onları okurum. Televizyon noktasında birinci tercihim belgeseldir. Haberleri izleriz, haftada bir iki dizimiz var onları izleriz. Çok fazla dışarı çıkıp, gezmek falan bunları fazla yapamıyorum. Yaşın verdiği bir etki galiba diye düşünüyorum. Fırsat buldukça zaman oldukça insanları ziyaret etmeyi, onlarla sohbet etmeyi, onları dinlemeyi severim, iyi bir dinleyiciyimdir. Bir başka şey de, bunu da yurtdışında kazandığımı düşünüyorum, bulunduğum ortamda yaşarım. 2014 Nisan’da İl Genel Meclisine başladık, 5 yıl bitecek, ben buradayım, başka bir dünya yok. Her gün Özel İdareye gelirim. 50 yıllık bir özel idare personeli gibi özel idarenin bütün derdi benim derdimdir, burada yaşıyorum. Bulunduğum ortamda yaşarım, bundan da mutluyum. Teşkilatta da 8 – 9 yıl aralıksız kalmışım son iki seçim hariç bütün seçimlerde il SKM başkanıydım. Benim için AK Parti vardı başka bir şey yoktu. Her gün oradaydım, Cumartesi, Pazar dahil orada yaşıyordum. Son 5 yıldır da tabiri caizse 7/24 Özel İdarede yaşıyorum, mecliste yaşıyorum. Meclisteki 23 arkadaş adına hareket ediyorum. Onlara en ufak bir laf getirmeme, en ufak bir zafiyet oluşturmama, onların güvenini sarsmama adına dikkat ediyorum. Her gün tıraş olurum, kravat elbise, titiz bir şekilde. Ne için? Çünkü bir sorumluluğum var, üstümde bir yük var duygusuyla hareket ederim. Böyle bir tarzımız, böyle bir yaşantımız var. Haddimi ve hakkımı iyi bilirim. Hakkım noktasında kim olursa olsun asla taviz vermem vazgeçmem. Haddim noktasında da asla ahkam kesmem. Söz konusunda cimriyimdir, söz vermem. Sözün çok önemli olduğunu bilirim. Hay hay hallederiz demek işime gelmez. Ama bana ulaşan benim bildiğim her şeyde önemlidir benim için. Böyle bir hayat içinde zaman inanılmaz hızlı geçiyor.