Bolu Haber, Gazete ve Firma Rehberi

Bolu ile ilgili internette aradığınız tüm soruların cevabını bulabileceğiniz internet sitesi.

Mustafa Fahrettin AKSOY

932 görüntüleme

Mustafa Fahrettin AKSOY (İnşaat Mühendisi – Akpiliç kurucusu – İşadamı – Belediye Meclis Üyesi)

 

Doğum: 11 Ocak 1961 Trabzon

Okul: İlkokulu Trabzon, Erzurum ve Ankara’da tamamladı, ortaokulu Balıkesir Gönen Ortaokulunda başlayıp, Ankara Bahçelievler Ortaokulunda bitirdi, Ankara Atatürk Lisesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Bölümü mezunu…

Meslek: İnşaat Mühendisi

Bulunduğu görevler: Cumhuriyet Halk Partisi Bolu Belediye Meclis Üyeliği, bir dönem Boluspor As Başkanlığı, bir dönem Bolu Karadenizliler Derneği Başkanlığı ve halen üyeliği…

 

TRABZON’DAN BOLU’YA UZANAN YOLCULUK…

 

Aslen Trabzonlu. Henüz 9 günlükken vefat eden babasını hiç tanımadı, ev hanımı olan annesi büyüttü onu ve kardeşlerini…

Üniversite yıllarında 12 Eylül dönemini yaşadı…

O zorlu dönemde hem okudu, hem çalıştı. Hatta pazarcılık bile yaptı…

Üniversite bitince müteahhit abisinin yanında mühendis olarak çalışmaya başladı…

1994 yılında bambaşka bir sektöre girmek istedi ve tavukçuluk sektörüne girdi, Akpiliç firmasını kurdu…

1997 yılında da aktif siyasete girdi, o günden beri de kopamadı siyasetten…

Önümüzdeki günlerde ‘Adapiliç’ adıyla yeni bir markayla pazara girmeye hazırlanan ve gece gündüz kendini işine adayan bir isim…

En çok küçük bahçesi ile meşgul olmaktan haz duyan, çocuklarıyla vakit geçirmeyi seven, hiç emekli olma hayali kurmayan, kimseye muhtaç olmadan yaşamak isteyen başarılı işadamı ve siyasetçi Mustafa Fahrettin Aksoy’un hayat hikayesi…

 

1961 yılında Trabzon’da dünyaya gelen Mustafa Fahrettin Aksoy, henüz 9 günlükken babasını kaybetti. Zor şartlarda annesi büyüttü onu ve kardeşlerini. Farklı illerde başarılı geçen eğitim hayatı sonunda inşaat mühendisi olarak üniversiteyi bitirdi. Ardından abisinin yanında çalıştı. Sonra sektör değiştirdi ve tavukçuluk sektöründe bir marka yarattı. Yeni markalar yaratmaya devam ederken, bir yandan siyasi arenada da boy gösteriyor. Artık Bolulu olan, 20 yıldır Bolu’da yaşayan başarılı işadamı ve siyasetçi Mustafa Fahrettin Aksoy hayat hikayesini şöyle özetliyor; 

OKUL HAYATI

Mustafa Fahrettin Aksoy, 11 Ocak 1961 yılında Trabzon’da doğdum. İlkokulu Trabzon, Erzurum, Ankara gibi farklı illerde tamamladım. Ortaokulu Balıkesir Gönen Ortaokulunda başlayıp, Ankara Bahçelievler Ortaokulunda bitirdim. Daha sonra Ankara Atatürk Lisesini bitirdim. 1978 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesini kazandım ve zaten Trabzonlu olduğum için kendi memleketimde üniversite hayatıma başladım.

ZORLU ÜNİVERSİTE YILLARI

Üniversite yıllarımda 12 Eylül darbesi ile karşılaştık, zor bir öğrencilik dönemi geçirdik, anarşi ve öğrenci olayları okumamızı zorlaştırmıştı. 12 Eylül’den sonra 1982 yılında üniversiteyi bitirdim ve iş hayatına başladım. Üniversite hayatım boyunca hem çalıştım hem okudum. O yıllarda boykotlar üniversitelerin kapalı olduğu dönemler çok olduğu için pazarcılık yaptım. Üniversite hayatını bitirinceye kadar da pazarcılığa devam ettim. Daha sonra müteahhitlik yapan abimin yanında mühendis olarak çalışmaya başladım. 1982 yılı ile 1984 yılları arasında Bursa Şehir Merkezinde bin konut ikmal inşaatı yaptık. Ben şantiye şefi olarak görev yaptım. 1984’te Trabzon Beşikdüzü Balıkçı Barınağına başladık. 1984 – 1987 yılları arasında Beşikdüzü Balıkçı Barınağının ikmal inşaatını tamamladık. 1987’den sonra Ardeşen Balıkçı Barınağını yaptık. Ardeşen’de meslek hayatıma başladım. 1997 yılına kadar merkezi Ardeşen’de olan şantiyemiz o bölgedeki pek çok yol ve balıkçı barınağını yaptı. Daha sonra ben sektörümü değiştirerek tavukçuluk işine başladık ve ben Bolu’ya geldim. Bolu’da Akpiliç şirketini müteahhitlik yaptığım dönemlerde 1994 yılında kurmuştuk. 1997 yılında aktif üretime başladık. O tarihten bu yana Bolu’dayım. Siyasi hayata o dönemde Boluspor’da yöneticilik yaptığım dönemde tanıştığım Yüksel Ceylan vasıtasıyla girdim. O gün bugün hala politikanın içindeyim.

BABASINI HİÇ TANIMADI

Babam rahmetli ben 9 günlükken ölmüş babamı hiç tanımıyorum. Annem ev hanımı olarak bizleri büyüttü. Biz 4 erkek kardeşiz. Şu an en büyük abimiz yaşamıyor. Diğer abilerimin hepsi tümümüz yüksel tahsil yaptık. Annemiz bize hem annelik hem babalık yaptı. İlkokulu Trabzon’da, ilk üç yılını Trabzon’da okudum. Sonra Ankara’ya geldik. Sonra 5. Sınıfta Gönen’e gittik. Orta biri de Gönen’de okudum. Orta ikide tekrar Ankara’ya döndük. Orta ikiden lise sona kadar 5 sene Ankara’da kaldık. Lise sonda üniversiteyi Trabzon’a döndük. Sonraki üniversite bitene kadar Trabzon’da kaldık. 

AKPİLİÇ KURULDU SIRA ADAPİLİÇ’TE

Benim bir büyük abim burada eczacılık yapıyordu. 1980’li yıllarda tavukçuluk sektörüne olan desteklerden dolayı abim burada üretim yaparak, kümesçilik yaparak tavukçuluğa başlamıştı. Bana burada gel beraber bir kesimhane kuralım teklifinde bulundu. Ben de şantiyecilik hayatının uzun yıllar huzurlu olmayacağını düşünerek, sabit bir işim olsun düşüncesi ile bu teklifi uygun gördüm. 1994 yılında Akpiliç’i kurduk, Akpiliç’in kuruluşunda bizim soyadımız Aksoy olduğu için oranın akını aldı. Daha sonra Ak Parti kurulunca, sanki Ak Parti ile bir ilgisi varmış gibi algılandı bazı kişiler tarafından. Markamızı değiştiremedik, değiştirmeyi düşündüğümüz, beğendiğimiz bütün markalar lisans almışlardı. Dolayısıyla bulamadık. Önümüzdeki günlerde Adapiliç adı altında yeni bir marka ile pazara çıkacağız.

TAVUKÇULUK SEKTÖRÜ…

Biz 1996 yılında üretime başladık. O dönemde deli dana hastalığı vardı. Müthiş bir dönemdi. Ama ondan sonra da kötü bir dönem başladı. Biz şirketi kapatma aşamasına geldik. Bugün kapatalım, yarın kapatalım derken, tavukçuluk inişli çıkışlı bir sektördür. İyi bir dönem başladı. O dönemde postu deldirmeden kurtardık. Biz o zaman çok sermayesi olmadan kurmuş olduğumuz bu şirket, para da kazanmayınca, ekonomik sıkıntılara girdik. Pek çok bankalara faiz ödedik, hala da ödüyoruz ama o dönemki bizi yoruyordu. Sonra toparladık. Ben 2,4 dolara fabrikadan tavuk çıkışını biliyorum. Dolar karşılığı olarak bugünkü kurla hesap etsek 15 TL gibi bir rakam ki fabrika çıkışı şu anda telaffuz bile edemiyoruz. O dönemde öyle bir pazar yakalanmıştı. Geçtiğimiz üç yıl üst üste zarar etti bizim sektörümüz. Bu dönemde de pek çok fabrika işlevini durdurdu. Bolu çevresinde, Mudurnu, Çerkeş’te Aytaç. Aytaç her ne kadar yangın sonrası kapattıysa da, esas gerçek şirketin, zararları kabullenmemesiydi. CP bunların hepsinden önce kapatmıştı Mudurnu yolu üzerindeki fabrikasını. Sektör o dönemlerde oldukça darbe yedi. Bolu’da da üç firma kaldık. O gün bugün devam ediyoruz. Biz ilk fabrikayı kurduğumuzda saatte bin adet kesim yapan küçük ölçekli iş yapan bir işletmeydik. Şimdi saatte 8 bin adet kesim yapabilecek kapasiteye sahibiz. Tek vardiya çalışıyoruz. Dönem dönem mesai yaptığımız oluyor ihtiyaçları karşılayabilmek için. Ben ortağı olmayan bir işletmeyim, tek başıma bu kadar yapabildim. Şu andaki sektör olarak kötü durumda değiliz. 2013 – 2015 yılları arasındaki zor dönemi geçtikten sonra, 2016, 2017, 2018, biraz daha normal seyreden yıllar oldu. Sektör zor bir sektör. Devamlı canlı ile uğraştığınız için 7/24 çalışıyorsunuz. Ben tatil diye bir cümleyi bu sektöre girdikten sonra bilmiyorum. Daha önce müteahhitlik yaptığımız dönemde şantiyelerimizi kapatırdık, hadi 3 gün, 5 gün paydos derdik. Bayrama yada tatile gidiyoruz deyip, kapatabiliyorduk. Ama bu sektörde o şansınız yok.

KURALLARI VAR

İşyerinde kurallarım var ama biz kendimiz yiyemeyeceğimiz ürünü pazara sunmamak asıl kural. Ana temamız budur. Ben çalışanlarıma beni zarar ettirme hakkı vermişimdir. Tüm çalışan personelime derim. Senin bir defa beni zarar ettirme hakkına sahipsin. Beni bilmeyerek, zarar ettirebilirsin. Ama ikinci defa yaparsan aptalsın derim ben. Kurallar katıdır. Üçüncü defa aynı hatayı yapıyorsan, hainsin demek. Hemen ihraç. Bizdeki iş prensibi budur. Ben işimin her kademesi ile ilgilenebildiğim kadar ilgileniyorum. Yetiştirebildiğim kadar. Bir ortağım olmadığı için bütün işlerimi çalışanlar vasıtasıyla oluşturuyorum. Elimizden geldiği kadar da gece gündüz koşturuyoruz. Bürokrasi ile uğraşmak çok zor. Bürokrasi bizim iş gücümüzü iş şevkimizi kırıyor. Ama yapacak bir şey yok. Bu ülkede yaşıyoruz. Bu ülkenin kurallarına uymak zorundayız. Biz de bu zorluklara rağmen işimizi devam ettiriyoruz. 

BOLUSPOR VE SİYASET

Boluspor’un kulüp başkanı o zaman belediye başkanı olarak Yüksel Bey’di. O dönemde ben de as başkandım. Boluspor’un bütün transfer işleri, harcamaları, para girdisi çıktısı, benden geçiyordu o dönemlerde. O vasıta ile tanıştık. Benim oradaki çalışmalarımdan Yüksel Abi memnun olmuş olacak ki, bana bir sonraki seçimde belediye meclis üyeliği teklif etti. Şu andaki belediye başkanının ilk döneminde ben belediye meclis üyesiydim. Ama bizim ilk dönemdeki belediye başkanı ile son dönemki belediye başkanının arasında dağlar kadar fark var. Çok değişti, o dönemler böyle şeylerimiz olmuyordu. Şimdi hepten ipin ucu kaçtı. Şu an belediye meclis üyeliğime devam ediyorum. Arada bir dönem görev almadım. 2004 – 2009 yılları arasında meclis üyesiydim. 2009 – 2014 arasında olmadım. 2014’ten 2019 Mart’ına kadar ilk seçime kadar da belediye meclis üyesiyim. Ben Trabzonlu olduğum için burada bir Karadenizliler Derneğimiz var. Hala devam ediyor. İlk kuruluşundan beri, kuran Sayın Ali Hoca’mızla beraber devam ediyoruz. Yaklaşık bir 10 yıl başkanlığını yaptım. Daha sonra Karadenizli bir arkadaşımıza devretmek zorunda kaldık. Siyasetin gereği. Dernekteki üyelerimizin çoğunluğu Ak Partili olmasına rağmen CHP’li olarak başkanı kabul edemediler. Onun için ihtilal oldu devrildik.

HOBİLERİ

Ben önceleri top oynuyordum. Bir trafik kazası geçirdikten sonra top oynayamaz olduk. Şu an oynayamıyorum. Spor da çok yaptığım söylenemez. Arası sora sağa sola yürüme gitmeyi tercih ederim. Onun haricinde küçük bir bahçem var, orada domates salatalık yetiştiriyorum. Ben acı biberi çok severim bol miktarda acı biber yetiştirerek konu komşunun acı biber ihtiyacını karşılıyoruz. İki tane küçük olmak üzere dört çocuğum var. Onlarla uğraşıyoruz boş kaldığımızda. Yeni hobimiz onlar. Gezmeyi severim, bu aralar son zamanlarda çok fırsat bulamıyorum. Gittiğim yerlerde yöresel yemekleri yemeyi severim. Her nereye gitsem, oranın yemeğini orda yemeyi severim. Deniz kenarına gidersem balık yemek isterim, Anadolu’da gezerken et yemeyi tercih ederim. Deniz kenarında et yemenin doğru olmadığını düşünürüm. Televizyondan, sosyal medyadan, etrafımdan duyduğum ve enteresan gelen her yere gitmişimdir. Ülke içinde, ülke dışında. İşlerin yoğunluğundan bu aralar çok fazla gezemiyorum. Bizim ülkemiz çok güzel bir ülke. Uzakdoğu’da farklı, Avrupa’ya gittiğinde farklı yerler görüyorsun. Ama bizim ülkemizin sıcaklık ve doğallığını hiçbir yerde bulamıyorsun. Biz ülkemizin kıymetini bilmiyoruz. Onu yok etmek için uğraşıyoruz. Hiç saygı duymuyoruz, gelecek nesillere saygı duymuyoruz. Bizim yapmamız gerekenleri yerine getirmiyoruz.

ÇEVRE KİRLİLİĞİ

En büyük sorun çevre kirliliği ve bunla ilgili hiçbir yaptırım yok. İnsanlara eğitimimiz yok. Son zamanlarda bu Irak, Suriye nüfusunun da ülkemiz nüfusuna karışması ile beraber bu çevre kirliliği daha da artıyor. Oradan gelen insanların çevreye saygıları yok. Çevrenizde görebilirsiniz. Bulundukları yerler çok sağlıklı ortamlar değil. Onlar da daha kötü ortamdan geldikleri için o kötülüğü görmüyorlar. Bizimkiler de sanki kötü olmanın daha iyi bir şey olduğu düşüncesi ile yöneticilerimizden de kimse buna itiraz etmiyor. Benim gözlemlediğim bu. Çöp konteynırları var Bolu’nun sorunu. Bunları koyarken ben itiraz etmiştim. Bunları yeraltına koymayalım, yeraltında temizlik yapma şansınız yok. Bunlar zamanla pislik olacak. Şimdi çevrede duyuyoruz. Kokular, şikayetler hemen hemen her çöp bidonuna yakın yerden geliyor. Onlar belki geri dönüşüm konteynırları olarak kokmayan atıkların atıldığı konteynır olarak kullanılabilir ama evsel atıklar için bence kullanılmaması lazım. Yöneticiler aldıkları paraya bakıyor. Bu daire başı 500 TL, bu taksit taksit alındığı için vatandaş da farkında değil. Her daire bu konteynırlar için dolayı olarak bu parayı ödüyor. 

“BOLU’NUN SUYU PAHALI”

Su Bolu’da pahalı, içme suyu. Ama yine de belediye bu kadar borçlanmasına rağmen tüccar zihniyeti ile çalıştığını düşünerek kar ettiğini söylüyor. Orada burada para batırıyorlar. Bu paraları akıllı yönetseler, Bolu halkı belediyeye ödemiş olduğu pek çok ödemeden karlı çıkacak. Daha az ödeyecek. Belki su parasının yarısını ödeyecek. Ama böyle bir düzen gidiyor.

“BAŞKA İLLERİ DE GÖRÜN”

Artık Bolulu olduk. 20 senedir Bolu’dayım. Artık Trabzon’da kendi memleketimdeki insanlardan daha fazla Bolu’da tanıdım. Bolu ilk geldiğimde bana çok küçük gelmişti. Bu kadar mı Bolu demiştim. İsmi hem Boluspor’dan, hem de Bolu Dağı’ndan dolayı Türkiye genelinde bilinen bir isimdi. Bolu küçük bir şehirdi o zaman. Sonra mahallelerin katılımı ile Bolu nüfus olarak da büyüdü. Yine küçük şehir, yine büyükşehirde yaşamış, oraları görmüş insanları mutlu etmeyen bir şehir. Ama Bolulular çok iyi olduğunu söylüyorlar. Ben de onlara diyorum ki gidin şurada en yakın Düzce’yi görün, başka bir yere gitmenize gerek yok. Bolu’nun dışında bir yer görmemiş insanlar için Bolu onların çok hoşuna gidiyor. Yapılanların fazla olduğunu düşünüyorlar. Ama Türkiye ile özellikle Avrupa ile dünya ile mukayese ettiğinizde Bolu’daki şeylerin çok büyük bir anlam ifade etmediğini düşünüyorum. Böyle gidiyor. Şehircilik çok sağlıklı yürümüyor. Adam kayırma, kişiye göre plan muamele yapma, planlama yapma şu anda belediyenin ön planda tuttuğu konular. Pek çok usulsüz kararlar, demokratik çoğunluğun verdiği güçle usulsüz kararlar alınıyor. Bunlarla mücadele etmeye çalışıyoruz. Sesimizi duyurabildiğimiz kadar bağırıyoruz. Ama duyan yok. Basın özellikle bu konuda yalnız kalıyor. Basının gelirinin çoğunluğu belediyeden olduğu için basındaki arkadaşlar yeteri kadar tepki gösteremiyorlar. Dolayısıyla yapılan olumsuzluklar da kamuoyuna çok duyurulmuyor. Kamuoyundaki insanlar da bu olumsuzluklarla çok ilgilenemiyorlar. Herkes halinden memnun.

DÖNÜM NOKTASI

Kendi yemediğini başkasına üretmeme prensibi bizim şirketimizin ana prensibi. Ben üniversite yıllarımda bu ülkeyi ihracat yaparak kalkındırabileceğimizi düşünüyordum. Ne yapsam da bir şey satabilsem yabancı ülkelere diye hep düşünmüşümdür. Kısmet tavukçulukta bana bu işi yapmak nasip oldu. 2009 yılında Irak pazarına ilk malımızı satarak bu hayalimi gerçekleştirmiş oldum. Şu anda da üretimimizin yaklaşık %25’ini ihracata veriyoruz. Dolayısıyla ülkenin kalkınabilmesi için gerekli olan girdilere ben de kendi ölçümde katkıda bulunuyorum. Daha fazla mal üretmek istiyoruz ama sektörümüzün kırılgan olması dolayısıyla benim de yalnız olmam dolayısıyla çok da fazla zıplayarak bu işi yapmanın doğru olmadığını biliyorum. Onun için de sağlıklı büyümeye çalışıyoruz. Büyüme miktarlarımız daha az oluyor ki ayağımızı yere sağlam basalım. Sektör enteresan, ne zaman ne ile karşılaşacağını bilmiyorsun. Canlı ile uğraşıyorsun. Canlı ile uğraştığın için bu konuda çok fazla hareket etme kabiliyetin yok. Kaldı ki ben inşaat mühendisiyim, bu sektör baba mesleği de değil. Ben bunu burada yaşayarak öğrendim. Onun için dönemleri ve piyasayı iyi koklamak lazım. Yoksa Allah göstermesin, şirkette çalışan 300’e yakın insan var, onlardan ben sorumluyum. Onların sorumluluğu ile hareket etmek zorundayım. 

HAYALLERİ

Emekli olma gibi bir hayalim yok. Emekli olmak istemiyorum. Emekli olan insanlara da kızıyorum. Gelen bir arkadaşım emekli olduğunda aman diyorum git bir yerde iş bul adam sana para vermese de sana bir koltuk bir iş versin para istemeden çalış. Bir şey yapmak bir şey üretmek beni daha çok dinlendiriyor. Onun için emekliliği hiç düşünmüyorum. Özel sektördeki insanın emekli olma gibi bir düşüncesi olmaz. Kaldı ki daha 15 günlük bir oğlum var, emekliliği düşünecek yaşta değiliz.

KORKULARI

En büyük korkum birilerine muhtaç olmak. Onun haricinde bir korkum yok, hayattaki tek korkum o. İşim bozulur da şayet, birilerine muhtaç olursam, en büyük korkum o.