Bolu Haber, Gazete ve Firma Rehberi

Bolu ile ilgili internette aradığınız tüm soruların cevabını bulabileceğiniz internet sitesi.

Hüseyin Cahit ÇINGI

2380 görüntüleme

Hüseyin Cahit ÇINGI (İnşaat Mühendisi)

Doğum: 12 Temmuz 1955 Pazarcık / Kahramanmaraş

Okul: Kahramanmaraş Atatürk İlkokulu, Kahramanmaraş Merkez Ortaokulu, Kahramanmaraş Lisesi, Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi Gece İnşaat Bölümü mezunu…

Meslek: İnşaat Mühendisi

Bulunduğu görevler: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi, bir dönem İnşaat Mühendisleri Odası Bolu Temsilciliği yaptı, Atatürkçü Düşünce Derneği Bolu Şubesi Kurucu Başkanlık görevini yaptı, CHP İl Başkan Yardımcılığı ve İl Başkanlığı yaptı…


Bolu sevdalısı bir Mühendis…


1955 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde başladı yaşamı…

Taşrada ilk, orta ve lise eğitim hayatını tamamlayıp, Ankara gibi büyük bir şehre Mühendislik okumaya gitti…

Gece bölümünü kazandı üniversitede, yani geceleri okudu, gündüzleri çalıştı…

Üniversiteyi okurken, çocukluk aşkım dediği eşiyle nişanlandı, son sınıfta da evlendi…

Sonra iş hayatı başladı. Doğuda birçok ilde çalıştı…

1985 yılında gelen bir teklifle Bolu’da işe başladı. Böylece Bolu macerası da başladı Çıngı ailesinin…

Kökeni Cumhuriyet Halk Partili. Hatta dededen CHP’li…

Siyasete 1973 yılında CHP Maraş Gençlik Kolları üyesi olarak başladı, Bolu’da siyasi hayatını devam ettiriyor…

Yıllarca Bolu’ya faydalı işler yapmak için uğraştı ve başardı da. Hem görev aldığı STK’larda hem de sivil hayatında başarılı işlere imza attı…

İnsanların mutlu ve huzurlu olduğu bir Türkiye özlemiyle hayatını idame ettirirken, Bolu Belediye Başkanlığına da talip olan, Bolu’nun başarılı inşaat mühendislerinden ve tanınmış isimlerinden Hüseyin Cahit Çıngı’nın hayat hikayesi…   


12 Temmuz 1955 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde dünyaya geldi Hüseyin Cahit Çıngı. İlkokulu Maraş Atatürk İlkokulunda, Ortaokulu Maraş Merkez Ortaokulunda, Liseyi Maraş Lisesinde okuduktan sonra Üniversiteyi, Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi Gece İnşaat Bölümünde tamamladı. Başarılı bir inşaat mühendisi olarak çalışmaya devam eden Hüseyin Cahit Çıngı hayat hikayesini şu şekilde özetledi;  

OKUL HAYATI

Beş çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm. Babamı, bir yaşında Van’da benim de olduğum bir trafik kazasında kaybetmişiz. Beni tesadüfen, 4 yaşındaki abim kurtarmış. Yaşamımda böyle özel anılar var. Daha sonra Pazarcık’ta yaşamışız, 6 yaşına kadar. Sonrasında Maraş’a taşındık. Maraş’ı Bolu’ya kıyasladığınızda, Sakarya gibi, Atatürk İlkokulu Maraş’ın en gözde olan okulu. Beş sene aynı öğretmende okudum. Bizlerde emeği çok fazladır, rahmetle anıyorum. İlkokulda iyi bir öğrendiydim. Sınıftaki 4 – 5 öğrenciden biriydim. Ortaokulda da aynı şekildeydi. Lisede, gençlikle beraber biraz derslerin düştüğü dönemler ama yine de vasatın üstünde sayılırdım. Liseden doğrudan mezun oldum. O dönem için iyi bir eğitim aldığımızı düşünüyorum. Taşradan gelip, Ankara’da iyi bir üniversiteyi kazanmak bizim için başarıydı. Biz o yıllar ilk defa testle tanışmıştık. Gece bölümünü kazandım. Gündüzden başka bölümlere geçme şansım belki vardı ama ailemin bulunduğu ortam nedeniyle çalışma ihtiyacı da vardı. O yüzden gece bölümünde kaldım. Okuduğum yıllarda gündüzleri de önceleri bir kamu kuruluşunda sonra özel sektörde çalıştım. Okulumuz öğrenci olaylarının yoğun olduğu bir bölgedeydi. O yüzden okulumuz uzunca bir süre kapalı kaldı. Beş yıllık okulu altı yılda bitirdim. Okul bir yıl kapalı kaldığı için. 1977 mezunu olmam gerekirken 1978 mezunuyum. Bu sene meslekte 40. Yılım. Odamızdan 40. Yıl plaketi alacağım.

ÇOCUKLUK ARKADAŞLARIYLA HALEN GÖRÜŞÜYOR

Öğrencilikten arkadaşlıklarım hala devam ediyor. Geçen yıl bir grup arkadaşımız geldi misafir ettik. Arkadaşlarımızla sürekli irtibat halindeyiz. İlkokul öğretmenimiz o dönem için Maraş’ın en gözde öğretmenlerindendi. Onun bize verdiği çok artılar var. Şimdi hepimizin farklı siyasi görüşleri olsa da büyüdükten sonraki yıllarda, birçok arkadaşımızla bir araya gelip konuşup sohbet ediyoruz, telefonla görüşüyoruz. İhtiyacımız olduğunda yıllardır görüşmediğim arkadaşımı telefonla arayıp, bir takım taleplerde bulunabiliyoruz. Onlar da gelip geçerken uğruyorlar. Bunlar küçüklükten büyüklüğe taşınan güzel ilişkiler ve dostluklar o yüzden önemsiyorum. 

EVLİLİK VE DOĞU HAYATI

Ben üniversiteyi okurken nişanlandım 1975’te. Eşim, ilkokuldan komşu sınıfımızdaydı. Ortaokul ve lisede sınıf arkadaşımdı. O yüzden çocukluk aşkı diye ifade ederim. 1975’te o Ankara Eczacılık Fakültesinde okuyordu. Onun okulu dört yıl olduğu için 1976’da bitirdi. Biz 1977 yılında ben son sınıftayken evlendik. İstanbul’a yerleştik, abimin yanında çalışmaya başladım. Bir yıl mühendis olmamış teknik eğitim almış biri olarak orada çalıştım. 1987’de okulu bitirdim. İstanbul’da yaklaşık 1,5 yıl kaldım. Sonrasında ben üniversite yıllarından gelen, siyasi bakış açımızdan gelen özlemle Doğu’da çalışmak istedim. Van YSE’de inşaat mühendisi olarak 1979 Mayıs ayında göreve başladım. Doğu’ya gittik. Yaklaşık 3,5 yıl Van’da görev yaptım. Van’da görev yaparken, o dönem için kısa dönem askerlik çıktı. Askerliğimi de Van’da iken yaptım. Sonrasında da Bitlis’e tayinimizi istedik. Bitlis’te teşkilatta mühendis açığı vardı. Eşimin de eczacı olması nedeniyle orada bir eczane açma imkanı doğdu. O günkü koşullarda ekonomimiz iyi olmadığı için hesaplı davranmak zorundaydık. Bitlis’te çalıştım. Çocuklarım Van’da iken doğdular. Bir oğlum Van doğumlu. Diğer oğlum Ankara doğumlu.

BOLU YOLCULUĞU BAŞLADI

Memuriyette tecrübe kazandıkça yükseliyorsunuz. Bitlis’te şube müdürü iken, Anavatan döneminde siyasi olduğunu düşündüğüm nedenle Tunceli’ye tayinim çıktı. 1985 yılı idi, büyük oğlumun tam okulu başlamıştı. Bolu’dan gelen bir teklifle, Filiz Gıda Sanayi’den gelen bir teklifle teknik müşavir olarak Bolu’ya geldim. Bolu’ya geliş sebebim o. 3,5 yıl Filiz Makarnada teknik müşavir görevi yaptım oranın lojman inşaatında. Sonrasında da fabrikanın tevsii inşaatları vardı, daha sonra yatırımları söz konusu olmadığı için ayrıldım. 1989 Şubat ayında serbest çalışmaya başladım. Sonrasında çocuklarımız okullarını bitirdiler, üniversiteye gittiler. Benim mesleğime yakın meslekler seçtiler. Biri inşaat mühendisi biri mimar oldu. O günden bugüne de önce yalnız sonrasında da aile şirketi olarak devam ediyoruz. Ağırlıklı olarak Bolu’da çalıştık. 4 – 5 yıl Ankara’da inşaatlarım oldu. Ankara’daki inşaatlar bitti orada yeni bir projemiz yok. Bolu’da inşaatlarımıza devam ediyoruz. 

KÖKENİ CUMHURİYET HALK PARTİLİ

Ailem Cumhuriyet Halk Partili kökenim Cumhuriyet Halk Partili. Dedem 15 yıl kadar Pazarcık ilçe başkanlığı yapmış. Babam kısa bir dönem de olsa, Maraş İl Başkanlığı yapmış. Pazarcık’ın CHP’li ailelerinden geliyoruz. Ben de ilk üniversite yıllarımda o günkü bir abimizin teşviki ile 1973 Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesiyim, Maraş Gençlik Kolları Yönetim Kurulu üyesiyim. Üniversitede okuduğum için o yıllarda Ankara’da yapılacak kurultayda gençlik kolları kurultay delegesi olarak görev yaptım. Siyasi hayatımız 18 yaşı ile resmi olarak başladı. Daha sonraki yıllarda memuriyetin getirdiği şeylerle resmi bir siyasi ilişkimiz olmadı. Üniversite yıllarında hep sol, sosyal demokrat kadroların içinde yer aldım. Öğrenci olaylarının içinde kısmen bulundum. Gitgide siyasi bilincimiz biraz daha gelişti. Memuriyetin bitip, Bolu’ya geldiğimiz yıllarda, birkaç yıl geçmişti ki, Bolu bizim için yeni ve tamamen yabancısı olduğumuz bir yerdi. Filiz Gıda’dan ayrıldığımız yıllarda, komşumuz, aynı zamanda eşlerimiz iş komşusu olan Nihat Başer arkadaşımızın teşviki ile parti üyesi oldum. Kaydolduğumuz an itibari ile de partide aktif görevlerde bulunduk. 1991’de Ahmet Özcan’ın aday olduğu dönemde, 1994’te, 1995’te, 1999’da, 2002’de partinin seçim dönemlerinde aktif olan 8 – 10 üyelerinden biriydik, eşim de ben de. Eşim 1994 yıllarında SHP İl Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. Birleşmeden sonra da yine il yönetim kurulu üyeliği ve il sekreterliği yaptı. O dönemlerde ben sade bir üye oldum. Bir yandan da iş hayatının çok yoğun olduğu dönemlerdi. Ankara’da iş yapmaya başlamıştım, Ankara’ya gidip geliyordum. 1999 yılında partimiz parlamento dışında kaldığında çok zor günlerimiz oldu. Deprem sonrasıydı, partimiz de zor günler geçiriyordu parlamento dışı kaldığı için. O dönem il başkanı olan Nihat Bey’in talebi ile Ferit Atalay başkanlığındaki ilçe yönetim kurulunda görev aldım. İlçe başkan yardımcılığı yaptım. Daha sonraki süreçte de 2003 il kongresinde il başkanlığına tek aday olarak girdim. İl başkanlığını üstlendim. 2005’e kadar bu görevi sürdürdüm. Ancak bizim olduğumuz dönem parti içi sorunların çok daha yoğun yaşandığı dönemdi. Bugünkü tüzük kurultaylarının çıkış noktası olan tüzük değişikliği söz konusu oldu. Biz ona 30 il örgütü olarak muhalefet ettik. İtirazlarımız vardı, karşı çıktık. O yüzden de genel merkez yöneticilerimizle karşı karşıya geldik. Bu uzunca bir süreçti. Sarıgül’ün aday olduğu, Ankara dışında jandarmalı kurultay diye geçer, oralarda yapılan gergin geçen kurultay süreçleri idi. O süreçlerin sonunda görev süremiz dolmadan 6 ay kala genel merkez tarafından görevden alındık. Ben il başkanıydım, Raşit Aydın merkez ilçe başkanıydı. Benim yerime Yüksel Bey geldi. Yüksel Bey’in gelişinden bir süre sonra da Raşit Aydın görevden alınarak yerine Tanju Özcan ilçe başkanı oldu. Tanju Bey’in siyasi hayatı da böyle başlamış oldu. O süreç içinde parti içinde mücadele etmeye çalıştık. Fakat, hak etmediğimizi düşündüğümüz bazı olaylarla karşılaştık. Yaşandı geçti, oralara da çok takılmamamız gerekiyor. 2006 yılından 2010 yılına kadar biz partimizden ayrıldık. O süreç içinde de Bolu’daki değişik sol partilerden teklifler geldi. Yöneticilik yapmamız ve aday olmamız yönünde bana ve Nihat Bey’e ve diğer arkadaşlarımıza. Biz bunların partimize zarar vereceği düşüncesi ile hiçbir şekilde kabul etmedik o dönemde. Dışarda, parti üyesi olmayan ama oy veren bir tavırda bulundu. 2010 yılındaki parti değişikliği sonrasında genel merkezden de o dönem için Genel Başkan Yardımcımız Sayın Gülsün Bilgehan ve Gökhan Günaydın’ın talepleri ile biz partiye dönüşümüzü yaptık. O günden beri de yine parti içinde hiçbir zaman geride durmadan çalışma içinde oldum. 2014 seçimlerinde belediye başkanlığına aday adayı olarak katıldım. Orada da bir takım arzu etmediğimiz süreçler yaşandı ama Mehtap arkadaşımız aday oldu. Bildiğimiz sonuçlarla karşılaştık. Bizlere ihtiyaç duydukları zaman parti çalışmalarının hepsine katıldık. Parti içinde birlik bütünlüğün bozulmamasına özen gösterdik. Erken seçim gündeme geldiğinde milletvekili aday adayı olduk. Orada da üçüncü sırada yer aldım. Seçilme şansımın olmadığı bir yerdi Bolu’nun gerçekleri ile. İkinci sıra bile bir mucize iken üçüncü sıradaydım. Partimin verdiği program doğrultusunda yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalıştım. Ki yaptığımı da düşünüyorum. Bu çalışma parti örgütünden ve Bolululardan olumlu geri dönüş yaptı. Takdir gördü çalışmalarımız. Yerel seçim gündeme geldiğinde çevremden özellikle teşvik mesajları oldu. Bir süre değerlendirdim. Bu tek taraflı olacak bir şey değil, benim de isteğim var ki, aday adaylığımızı açıkladık. Parti içindeki süreç nasıl yönetilecekse arkadaşlarımızla yarışacağız ama tek adayımız çıkacak. Bizim hedefimiz 15 yıllık Bolu’daki AKP iktidarına son vermek. Bolu’yu huzurlu, kendisi ile barışık, insanları horlamayan, daha fazla yeşil alanı olan, üniversite öğrencilerine daha fazla sosyal imkan sağlayan, gençlerimizi çocuklarımızı düşünen, kadınlarımızın yaşamını kolaylaştıracak projeler üreten bir belediye olmak istiyoruz. Altyapı işleri, çöp toplama, yolları kanalizasyonu yapmak belediyelerin asli görevleridir. Bunları yapan bir belediyenin bunları yaptım diye övünmesine gerek yok. Bir belediye zaten bu hizmetleri sunmak durumundadır. Türkiye’ye baktığınızda da, dünyaya baktığınızda da birçok örnekte yerel yönetimlerde göreceksiniz ki sosyal demokrat belediyeler çok daha başarılı. Şu anda birkaç belediye başkanı varsa, CHP’li veya sol görüşlü belediyelerdir. Sosyal demokrat belediyecilik insan yaşamına kolaylık sağlayan, hizmeti tabana yaymaya çalışan bir hizmet anlayışıdır. O yüzden de genellikle İzmir gibi, Eskişehir gibi yerlerde insanların daha mutlu olduklarını görürsünüz. Eskişehir dünyada yaşanabilecek 25 kentten 10. Sıradadır. Bizim çocukluk, ilkokul, ortaokul yıllarımızda Eskişehir Anadolu’nun kırsalında verimli olmayan bir yerde 67 vilayet içinde sanki 50 – 55. Sıralarda olan bir ilimizde. Ama şu an Türkiye’nin gözdesi. Orayı bu hale getiren oranın belediye başkanı Sayın Yılmaz Büyükerşen. Önce rektörlük, daha sonra belediye başkanlığı. Hiçbir siyasi görüş gözetmeksizin vatandaşlar ona destek oldular. Eskişehir’de CHP güçlü değilken bile daha önceki yıllarda DSP ile sadece Yılmaz Büyükerşen ismi ile oy alındı. Şimdi biliyoruz ki, Eskişehir bir turizm merkezi oldu, öğrenci merkezi oldu. 6 – 7 yıl önce gittiğimizde her hafta 80 – 100 otobüsün geldiğini söylemişti yetkili arkadaşlar. Eskişehir’e turlar düzenleniyor, yaşam standardı çok yüksek. Biz de bir seçim döneminde ziyarete gitmiştik. 50 metre ara ile partilerin gençleri çok rahatlıkla, aşırı soldan da, sağdan da gençler, partileri ile ilgili tanıtımlar, broşürler dağıtabiliyorlardı. Özgürlüklerin fazla olduğu bir yer. Gençlerimizin de ihtiyacı olan daha fazla özgürlük, daha fazla kendilerini ifade edebilme şansları olan yerleri tercih ediyorlar. Biz Bolu’nun böyle bir yer olmasını arzu ediyoruz. Üniversite kenti, spor kenti, spor turizmi kenti, sağlık turizmi kenti. Belki bunu mevcut belediye başkanımız da, yöneticilerimiz de ifade ediyorlar ama kağıt üzerinde ifade edilen şeyle gerçekler birbiri ile uyumlu değil. Sözle yerine gelmiyor, icraatla olması gereken şeyler. Şehrin yukarıdan bir fotoğrafını çekseniz hiçbir yeşil alan yok. Eski yapı kredinin olduğu Cumhuriyet Parkı vardı yeşil alan. Mahkeme ile yeşil alan olmuştu. Orası da büyük bir kafeye dönüştü. Şehir merkezinde bir park ne yazık ki yok. 

DOSTLUKLARA ÇOK ÖNEM VERİYOR

Dışarıdan görüntü olarak farklı görünebilirim ama insani ilişkilerim gelişmiştir. Özellikle dostluklara çok önem veririm. Geçmişten gelen çok önemli dostluklarım vardır. 25 – 30 yıl birbirimizi görmediğimiz ama bir telefon açtığımızda ulaşabileceğimiz dostluklarımız vardır, çok sağlam dostluklarım vardır. Aday olursam o dostlarımı zaman zaman Bolu kamuoyu da burada göreceklerdir, tanıyacaklar. Geçmişimle ilgili daha fazla detaylı bilgiler edinecekler. Öğrenci yıllarımdan beri çok sosyal aktivitede bulundum. İlkokul yıllarımda o zaman monologlar olurdu. Sanıyorum bir Kurtuluş Savaşı ile ilgili bir de yerli ürün haftasında iki tane öğretmenimiz bana monolog vermişti. Bütün sınıflara tek tek gidip onları yaptığımı hatırlıyorum.

İYİ BİR ORGANİZATÖR

Üniversite yıllarımda birleştirici bir yönüm vardı. Turneye gelen tiyatro oyunlarına biletleri ben alırdım. İstanbul’dan dostlar tiyatrosu geldiğinde, mutlaka o biletleri ben alırdım organize ederdim. Üniversite yıllarında iyi bir sinema seyircisi idim. Gece bölümünde okuduğum için gündüz saatlerinde fırsat yaratabiliyordum. Şimdi de evde film seyircisi diyebilirim. Amatör olarak spor yaptım ama çok ilerde olmadım. Ama iyi bir spor seyircisiyimdir. Beşiktaşlıyımdır. Zaman zaman arkadaşlarımla beraber Beşiktaş maçlarına gideriz. Basketbolu severim, Türkiye’de yapılan Avrupa Şampiyonasına kombine alıp bütün maçları seyretmiştim. Üniversite yıllarında basketbol maçlarına gittim. Lise yıllarımda güreş seyircisiydim. Hiç güreş yapmadığım halde ama Maraş da güreşte ileri bir yerdi. O zamanki takımları, güreşçileri bilirdim. Bunları yaparken hep, üniversite yıllarımdan itibaren siyaseti takip ettim. Gençlik yıllarımda Bülent Ecevit’in son Ankara mitingine katılmıştım. Siyaseti takip ederdim o yıllardaki CHP’nin önde gelen isimlerini bilirdim. Siyasete ilgim sonradan değil. İyi bir organizatör olduğumu söyleyebilirim. Profesyonel değil, amatörce. Genellikle arkadaş grubumuzla, ya da siyasi çevremizle yapılacak organizasyon işlerinin büyük bir yükü benim üzerimde olur. Geziler olsun, başka aktiviteler olsun. O yönümün gelişmiş olduğunu söyleyebilirim.

ADD’NİN KURUCU ÜYELERİ ARASINDA YER ALDI

1994 yılında Refahyol Hükümeti döneminde Türkiye sıkıntılı bir süreçten geçiyordu. Yine özgürlükler kısıtlandı, o günün şartlarında Atatürk ilke ve devrimlerine daha fazla saldırı söz konusuydu. Atatürkçü Düşünce Derneğini kurmak için arkadaşlarımız buraya geldiklerinde ilk kayıt olanlardan birisi bendim. 15 – 20 arkadaş form doldurmuştuk. Kurucu üyeler arasında yer aldık. İlk yönetim kurulu üyeliğini yaptık, iki üç ay sonra da genel kurula gittik ve oradan Atatürkçü Düşünce Derneğinin seçimle gelen ilk başkanı oldum. Arkadaşlarımızla beraber iki yıl görev yaptık benim için çok güzel anıların çok güzel tecrübeler kazandığım yıllardı. Diğer abilerimizin hepsi benden büyük abilerimizdi. Ben o zaman 40 yaşındaydım, onlar 55 – 60 yaşındalardı. Bana abilik yaptılar, yol gösterdiler, Mustafa Hitit, Mümtaz Erdoğan, rahmetle anıyorum her ikisini de, İsmail Engin, şimdiki il başkanımız Sayın Kazım Karsu. Bunlar yönetimlerde beraber çalıştığımız büyüklerimizdi. Onlar bana hep yardımcı oldular. Biz başarı ile bu süreci geçirdik. Sonrasında ben görevimi Nihat Başer arkadaşımıza seçimle devrettim. Onun başkan olduğu dönemde yine çok başarılı etkinliklere imza attık. Ki o dönem gerçekten çok zor bir dönemdi. Yine rahmetle anıyorum Toktamış Ateş kurşunlandı. Onu Bolu’ya konuşmacı olarak getirmiştik. Türkan Saylan gelmişti Ali Sirmen gelmişti. Çok sayıda etkinliğimiz olmuştu ve Bolu’da çok ses getirmişti. Rahmetle anıyorum Sayın Ahmet Taner Kışlalı gelmişlerdi, Neşet Çağatay, Neda Armaner Hoca, Arif Çavdar… O dönem için yapılması çok zor etkinliklerdi, iddialı etkinliklerdi. Bir sivil toplum örgütü olarak önemli görevler üstlenmiştik.

İMO TEMSİLCİLİĞİ

Gazi konutlarını yaparken o zaman meslek odamızın bir takım sorunları vardı. Ankara’ya bağlı bir temsilcik konumundayız. Ankara ile Bolu örgütümüz arasında sorunlarımız vardı. Bolu’dan bir grup meslektaşım beni ziyarete geldiler bina inşaat halindeydi. Benden bu görevi üstlenmemi talep ettiler. O dönem için ben Ankara ve Bolu’ya gidip geldiğim için çok sıcak baktığım bir görev değildi. Israrcı oldular, genel merkezle görüştüğümüzde onların da aynı yönde teşvikini gördüm. Belediye başkanımız Aladdin Yılmaz da dahil bir çok arkadaşımızın imzası ile beni istediklerini Ankara’ya talep ettiler. Bu benim isteğimdi, desteği görmek istediğimi belirtmiştim. Onların da isteği ile ben Bolu temsilcisi oldum. 3 dönem altı yıl görev yaptım. 2013 yılında yerel yönetimlerde aday adayı olduğum süreçte bu görevden ayrıldım. Odada görev yaparken de etkinliklerimiz oldu. Sağ olsun arkadaşlarımız bizleri yalnız bırakmadılar. Ankara, İstanbul’da fuarlara katıldık, burada bir takım etkinlikler düzenledik. Sempozyumlarımız oldu, çalıştaylarımız oldu. Bu süreçte odamıza bir bina kazandırdık şu anki kullandığımız bina odamızın mülkiyetinde. Odadaki bütün meslektaşlarımızın da desteği oldu. Onlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Siyasi kimliklerimiz olmasına rağmen odamızı siyasileştirmedik. Benden bu görevi talep eden arkadaşlarımızın hepsi değişik siyasi kimliklere mensup arkadaşlarımızdı. Biz de herhangi bir şekilde siyaseti bulaştırmadık. Gönül rahatlığı ile bıraktım. Bolu için doğru şeyler yaptığımızı düşünüyorum. Belediyenin kadrosu o yıllarda gelişmemişti. Proje denetimlerini bizden talep etti belediye. Statik projeleri biz denetledik. Herhangi bir ücret ödemeden. Böyle bir işbirliğini de yaşadık Alaaddin Bey’le. Daha sonra hükümetin aldığı kararla odalar biraz daha işlevsiz hale getirildi. 

BEKLENTİLERİ

Ben, hayata birazcık siyasi mi demek gerekir ama insanların mutlu olduğu huzurlu olduğu bir Türkiye özlemim var. Bunu gerçekten samimi olarak söylüyorum. Biz çocukluk yıllarımızda her türlü olanaksızlığa rağmen ekonomik sıkıntılara rağmen ki ne koşullarda büyüdüğümü az çok biliyorum. Büyük ekonomik sıkıntılara rağmen daha mutlu olduğumuzu düşünüyorum. O zaman daha özgürdük, daha dış dünya ile temas halindeydik, çocuklar olarak mahalle aralarında sokaklardaydık. Oralar bizim oyun alanlarımızdı. Şimdiki kuşakta, yeni Türkiye’de özgürlüklerin git gide kısıtlandığını düşünüyorum. Bizim o yıllarda varlıklı veya daha az gelirli insanlarımız yine vardı. Üniversite yıllarımda daha varlıklı arkadaşlarımız vardı. Ama onların da bizim aramızda yaşamsal boyutta büyük bir uçurum yoktu. Aynı evlerde kalırlardı arkadaşlarımız. Belki biraz daha giyim kuşamı daha iyiydi. İkinci Dünya Savaşından sonraki süreçte aileler daha tutumluydu, daha sade mütevazı bir yaşam seçilmişti. Şimdi büyük bir tüketim toplumu olduk. 1950’lerden sonra aşama aşama bize enjekte edilen bir etki ile tüketim toplumu olduk. Ekonomik olarak çok güçlü olmadığını tahmin ettiğimiz arkadaşlarımızın gençlerimizin ellerinde bizlerin kullanmadığı çok pahalı telefonlar var. Sadece ve sadece tüketiyoruz ki bu yaşadığımız artık üç beş aydır kimse inkar etmiyor, ekonomik krizin asıl nedenlerinden birisi üretmemek ve sadece tüketmek. Tüketirken de böyle acımasızca vahşet halinde tüketmek. Yani, ihtiyacı gören boyutta değil daha fazlasıyla tüketmek, gelirimizin üzerinde tüketmek. Bir de gençlerimizin uzunca süredir mutsuz olduklarını görüyoruz. Biz ne kadar kendi çocuklarımıza da baksak, yaşama bakarak. Biz yaşama atıldığımızda çok daha istekliydik, heyecanlıydık. Şimdiki gençlerimizde o heyecan ne yazık ki kalmadı. Bir mutsuzluk, umutsuzluk hakim. Gazetede okuduğum veriler yanlış değilse, geçen yıl sadece 10 – 12 bin civarında gencimiz yurtdışına gitmiş. 200 – 250 bin gencimizin yurtdışında olduğu söyleniyor. Bu resmen bir beyin göçüdür. Onların gitme sebeplerinin tek nedeni özgürlükleridir. Burada aldıkları eğitime paralel topluma faydalı olamamalarıdır. Bu gençler Türkiye’mizin iyi okullarında yetişmiş, iyi eğitim almış, dünyanın aldığı, Amerika’da, Hollanda’da, İngiltere’de olan gençlerimiz var. Türkiye’ye çok faydalı olabilecek bir kuşak Türkiye’den ayrılıyor. Bunun sadece ve sadece sebebi yaşadıkları ortamdan mutsuz olmaları. Bizim yaş itibari ile geldiğim noktada benim bütün hedefim, amacım, kendi adıma bir yaş geçirdim iyi veya kötü. Türkiye’nin özgür bir ülke olmasını istiyorum. Biz bu özgürlüğü, eğitimi sağladığımız zaman, ülkemiz çok güzel bir ülke. Çok da gezdim, görev yaptığım yerler oldu. Hiçbir zaman başka bir ülkede yaşamayı aklımdan geçirmedim. Böyle güzel bir ülke nadirdir. Bulunduğumuz coğrafya nedeniyle. Medeniyetlerin doğduğu bir bölgede yaşıyoruz. Ortadoğu, Anadolu… her zaman dış güçler denen şeylerle biz yan yanayız. Savaşlar burada çıkıyor, petrol krizleri burada çıkıyor, dünyanın gözü burada. Biz bunlarla birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Dış politika olarak öğrenmeliyiz. Dış politikamız olmalı, günübirlik olmamalı. Bunların hepsi bizim yaşadığımız bir risk. Ülkeyi yönetenler, kendilerini değil Türkiye’yi düşünürlerse, mutlu bir ülke oluruz. Eğitim çok önemli bir şey, onu yurtdışına gittiğimizde görüyoruz. Yaya geçidinden geçerken kendimizi sorguladığımızda, bir bisiklet yolundan geçerkenki davranışlarımızda görüyoruz. Eğitim çocuk doğar doğmaz başlıyor. Dışardan sonradan verilen eğitim de ne yazık ki gerekli şeyi sağlayamıyor. Bütün yaşadıklarımızın ana sebebi bana göre eğitimle başlayan bir süreç. İyi bir eğitim alırsak, iyi bir insan olmayı becerebilirsek, biz bu ülkede Alevisi ile sünnisi ile kürdü ile ermenisiyle, çerkezi, abazasıyla mutlu bir şekilde yaşarız. Anadolu göçler üzerinde olan bir coğrafya. Birçok kavim gelip geçmiş, biz bu topraklarda barış içinde yaşamayı becerebilmeliyiz. Sadece Türklerindir diye bakmıyorum ben. Burada yaşamış bütün kavimlerindir. Ortak değerleridir. Ortak gelenek görenekleridir. Birçok yemeğimizi araştırdığımızda başka bir kavime ulaşıyoruz. Ritüellerimize baktığımızda başka bir gelenekte de bunlar var. Biz bunu özümseyebilirsek Anadolu çok güzel bir yer. Anadolu’da yaşayan birçok kavimin gelenek ve göreneklerinin yemeklerinin, müziklerinin ve hatta müzik aletlerinin birbiriyle örtüştüğünü görüyoruz.