Bolu Haber, Gazete ve Firma Rehberi

Bolu ile ilgili internette aradığınız tüm soruların cevabını bulabileceğiniz internet sitesi.

Güldeniz ZEYREK

2918 görüntüleme

Güldeniz ZEYREK (İç Mimar - GLZ Design İşletmecisi)

 

Doğum:24 Temmuz 1993 Bolu

Okul: Özel Gürtan Anaokulu, Kültür İlköğretim Okulu (1. Sınıf), Paşaköy İlköğretim Okulu (2. Ve 3. Sınıf), 50. Yıl İlköğretim Okulu (5-6-7-8. Sınıf), Bolu Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü, İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İç Mimarlık mezunu…

Meslek: İç Mimar

Bulunduğu Görevler: BOGİAD Kadın Kolları Başkanı, TMMOB İç Mimarlar Odası Bolu İl Temsilcisi, BESOB üyesi, Bolu Elektrikçiler ve İnşaat Sanatkarları Odası üyesi


GENÇ BİR İÇ MİMAR; GÜLDENİZ ZEYREK

 

Resim yapmayı çok seviyordu,bu nedenle de Güzel Sanatlar Lisesinde okumak istedi…

Okulda neredeyse herkes Resim Öğretmeni olmak istediği için mimar olmaya karar verdi…

Böylece meslek hayatının ilk adımlarını atmaya başlamıştı bile…

Lise eğitiminin ardından başarılı bir sınav sonucu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesini kazandı…

Yoğun bir üniversite hayatı oldu…

Çocukluğunda kramponları olan, futbol oynamayı çok seven bir kız çocuğuydu, o yüzden spora ilgili büyüdü…

Şimdi en büyük hayali olan kendi firması GLZ Design ile Bolu’ya iç mimarlığı tanıtmaya çalışıyor…

Hatta kamu yararına yeni adliye binamızda yaptığı tasarımlarla dikkatleri şimdiden üzerine çekmeyi başardı bile…

Fırsat buldukça fotoğraf çekmeyi seven, iç mimar olarak bir blog sayfası açıp, insanları bilgilendirmek isteyen genç bir iç mimar…

İşte Güldeniz Zeyrek’in hayat hikayesi…

 

Bolu’nun başarılı ve genç iç mimarlarından Güldeniz Zeyrek, 24 Temmuz 1993 yılında Bolu’da dünyaya geldi. Başarılı bir eğitim hayatının ardından İç Mimar olarak Bolu’ya ve Bolululara kendi firmasıyla hizmet veriyor. Başarılı ve genç iç mimar Güldeniz Zeyrek hayat hikayesini şöyle özetledi;   

EĞİTİM HAYATI

24 Temmuz 1993 yılında Bolu’da doğdum. Kreşe Özel Gürtan’da başladım. Anaokuluna orada devam ettim, daha sonrasında Kültür’de birinci sınıfı okudum. Deprem zamanı olduğu için ikinci ve üçüncü sınıfı Paşaköy İlköğretim Okulu, dörtten sekize kadar 50. Yıl’da okudum. Liseye güzel sanatlarda başladım. Ben hep resim çizmeyi severdim. Monami’yi herkes bilir onun yarışmalarına katılırdım, ödüllerim de var. Sonrasında öğretmenimin yönlendirmesi ile güzel sanatlara girdim. Yine derece ile kazandıktan sonra orada dört yıllık bir lise hayatım oldu. Sonrasında lise 3 civarlarında iken ben resim öğretmeni olmamalıyım dedim. Çünkü biz 24 kişilik bir sınıftık herkes resim öğretmeni olmak istiyordu. Tek cümle buydu. Ben mimar olacağım dedim, ama mimar ne iş yapar? Bilgim yok. Biz o sene Hasan Kanca’dan ev aldık. Aldığımız evi ben gördüm, bunu kim çiziyor, mimar çiziyor oradan yola çıkarak ben mimar olacağım dedim. İlk mesleki hayatımın adımları orada başladı benim için.  Sonrasında dershane hayatı falan derken, ben bir alan dışı seçim yaptım. Mimarlık bizim alanımız değil. İlk sınavda benim puanım düşük kaldığı için gidemedim. Sonraki senemde 7 farklı üniversiteyi kazandım. İçlerinden en iyisi Mimar Sinan’dı. Normalde yedekteydim, 11.yedek. imkansızdı, ilk tanıştığım hoca bile imkansızdı sen nasıl kazandın burayı dedi. Kahve falına inanmam ama o akşam fal kapatmıştım, sınav açıklandı benim yedeklerde ismim konmuş beni aradılar. İstanbul’dan döndüğümde baktım fotoğrafa tabakta bir baykuş belirmiş, artık kader mi? Bilemiyorum. Orayı kazandım ve okudum.

YOĞUN BİR ÜNİVERSİTE HAYATI

Üniversite hayatım çok yoğun geçti, ben dört yılda bitirdim üniversiteyi. 3.53 ortalama ile bitirdim. Hep çalışarak geçti, üstten ders aldım, ben aslında üniversiteyi bitirdim, diploma projesi bizde zorunluydu onu üstten alamadığımız için dördüncü döneme bıraktım. Bir taraftan çalıştım,bir taraftan okudum.  Pilates eğitim sertifikam da var. Fuarlarda görev aldım hep aktiftim. Sadece okumak için gitmedim, hem maddi kaynaklar bulmaya çalıştım, hem de özel üniversitelerde okuyan öğrencilere projelerinde yardımcı oldum. Kulüplere üyeydim ama ufak çaplı şeylerdi. Mimar Sinan’da daha aktif gruplar var ama onlar daha çok siyasi olarak ilerledikleri için onlara çok fazla katılmadım. 

ÇOCUKLUK HAYATI

Depremden sonra Paşaköy hayatım oldu. Benim annem oralı orada büyümüş, orada müstakil bir evimiz vardı, birkaç sene orada yaşadıktan sonra Borazanlar Mahallesine geçtik. Orada büyüdüm diyebilirim. Kramponları olan ve futbol oynayan bir kızdım. Maçlara gidiyordum, benim manevi amcam Cüneyt Karakuş. Onun zamanında Boluspor’un aktif olmaya başladığı zamanlardı. Onla beraber maçlara gittiğimi de bilirim. Hayatımda hep erkeklerin oynadıkları sporlar vardı. Araba oyunları oynardım, bebeklerle çok oynamazdım. Resim çizdiğim zamanlar da oldu. Ama çoğunlukla sokaklardaydım.

AİLE HAYATI

Çekirdek aileyiz, bir erkek kardeşim var. Annem ve babam Beypiliç’de tanışıp evlenmişler. 26 yıldır evliler, onların büyük çocuğuyum ben kardeşim de 18 yaşında üniversiteye hazırlanıyor. Ve oda benim yolumdan ilerleyerek mimar olmayı hedefliyor. 7 – 8 yaşına kadar anneannemle büyüdüm ben. O zamanın şartlarında herkeste araba olmaması, ufak tefek, ulaşım sıkıntıları, cumartesi günleri çalışmaları nedeniyle sadece benimle Pazar günü ilgilenebiliyorlardı. Küçüklüğümde ilgilenilmediği zaman trip attığım zamanlar da olmuştu. Mesela, toplantılarıma benim velim gelmiyordu, ananem geliyordu. Yılda üç toplantı oluyorsa birine anca katılıyorlardı. O anlamda hep lafını söylerim, 7-8 yaşıma kadar ailemden ayrı büyümüşüm. Pazardan pazara görerek. Onlar bana iyi bir aile olmayı öğrettiler. Onlarsız olduğum zamanların ne kadar zor olduğunu da gördüm. En çok ailenin önemini üniversitede anladım. İl dışına giderim okurum, kendi ayaklarımın üstüne basarım, ailemden uzak kalırım derler hep. Hiç öyle olmuyor. İstanbul’a gittikten iki hafta sonra niye Bolu’da okumadım dedim. O kadar zor ki, otobüsü kaçırsam kendi imkanlarımla gitmem gerekiyor. İstanbul’da bir yerden bir yere ulaşmak en azından bir saat. Ben yakın bir yerdeydim ama burada baba beni al desem hemen alabiliyor. Ama İstanbul’da öyle bir şansım yoktu. Kendi kanatlarımla uçmam gerekiyordu onu iyice öğrendiğim yer aslında orasıydı. 

KENDİ İŞ YERİNİ KURDU

GLZ Dizayn altı aylık bir şey aslında. İlk olarak benim kafamda GDZ, Güldeniz Zeyrek’ti. Bu fikir de Aytaç Abi’den, AYÇ mimarlıktan. Orada yetiştim, iki yıl civarı yanına gittim. Yüksek Lisans konusunda bana yardımcı oldu. Patentle ilgili kısımda sıkıntı yaşadığım için bu sefer Gül Zeyrek’e dönmek zorunda kaldım. Logomu kendim tasarladım. Ortasındaki çiçek Fransız kraliyet ailesinin kullandığı ‘Fleur-de-lis’ sembolü. Onlarda şaşayı, lüksü gösteren bir detay. Benim mesleğim maddi durumu iyi olanlara hitap ediyor açıkçası. O logoyu da bozmak istemediğim için tek harf değiştirerek, işin içinden çıktım.

BOLU’YA DÖNÜŞ

2016’da mezun olduktan sonra Bolu iline döndüm. Staj yaptığım firma olan TORUNLAR GYO’da iç mimar olarak çalışma fırsatım olmasına rağmen hiç düşünmedim. Çünkü; orada çalışsam ara eleman olacaktım. Kendileri yüksek mimarlar, iç mimarlarla çalışıyorlardı. Şantiye kısmında, denetleme, kontrol kısımlarında bulunacağım için körelmekten korktum açıkçası. Hocalarımla da görüştüm onlar da yapabilirsin dediler ve ben büyük denizde küçük balık olmaktansa, küçük denizde büyük balık olmak daha güzel olacak dedim ve 2016’da Bolu’ya döndüm. Sonrasında Ankara’da birkaç firma ile görüştüm, Göynük’te Çaykal Mobilya’da çalışmaya başladım. Orada da 3 aya yakın bir iş yaşantım oldu. 3 ay sonra ayrıldım buraya dönüş yaptım. Freelance işler aldım derken, sonrasında yine Ankara’ya gidecekken, ücretli öğretmenlik yapmayı önerdiler. Ben anlatmayı çok severim, öğretmenlik de yapmak istiyordum. Başvuru yapmıştım. Formasyonum da olmamasına rağmen şans eseri denk geldi ve Mimar İzzet Baysal Anadolu Lisesinde İnşaat Teknolojileri bölümü  10. ve 11. Sınıflara dersler verdim. Bunlar teknik resim ve autocad gibi mesleki derslerdi. Haftanın üç günü oradaydım. Diğer günlerde iç mimar olarak KAR YAPI MİMARLIK’ta çalıştım. Haziran ayında da kendi işimi kuracağım için ayrılmak zorunda kaldım. Sağ olsun onlarda bu girişimimi manevi olarak çok desteklediler.

HOBİLERİ

Sporla uzun zamandır ilgileniyorum. İstanbul’da eğitimler de aldım sporla ilgili. Uzun zamandır fitness ve pilates sporlarını da yapıyorum. 50. Yılda 1.5 yıl civarı basketbol takımındaydım. Spor aslında hep benim hayatımdaydı. İş yoğunluğundan dolayı şuan erteliyorum ona çok vaktim olmuyor. Sanat da hep hayatımın içindeydi. O zamanlarda piyano ve gitar çaldığım dönemler da vardı. Ufak tefek şeyler de öğrendim. Ama alanım olmadığı için müzikte kendimi çok geliştirdiğimi söyleyemem. Hobi olarak çok ilerletemedim. Resim ve fotoğraf anlamında kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Halk eğitimdeki kurslara gidiyorum. Profesyonel lensler araştırıyorum. Kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Hatta şu anki ileri dönük hedefimse, iç mimar olarak bir blog sayfası açıp insanlara bilgi vermek. Ufak tefek değişikliklerle neler yapılabilir bunu anlatmak istiyorum. Bu tarz videolar çekmek şu anki hedefim. Müziğe tasarım yaparken, çok fazla ihtiyaç duymuyorum ama arkada bir ses olması gerekiyor. Bazen televizyonu açıyorum orada ne çıktığını bilmem ama orada bir ses var izlemiyorum. Müzikten çok, bir yabancı dizi açıp oradaki cümleleri dinlemeyi daha çok seviyorum. Oradan bir kelime duyup kelime hazneme atıyorum. Fotoğraflarla çok ilgilenirim. Ayda bir kez yakın yerlere; Mudurnu gibi il dışına gidip fotoğraf çekmeyi seviyorum. Hatta, model çekimi yapmayı daha çok seviyorum. Onları portfolyoma ekliyorum.

HEDEFLERİ

Ben her yıl kendime bir hedef koyarım. 2018 için kendi firmamı açmak gibi hedefim vardı. Şu anda bunu gerçekleştirdim. Önümüzdeki 5 yıl hedeflerime bakacak olursak; Bolu’ya bu iç mimarlık sektörünü tanıtmak istiyorum. Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde mesleğime ilgi çok yüksek ama küçük illerde fazla bilinmemesi en büyük dezavantajım. En azından bir adım attım, olmayan bir sektörü Bolu’ya getirdim. İlk iç mimarlık firması olarak hizmet vermeye başladım. Açtım ve tanıtmak istiyorum. İç mimar neler yapar, bir dekorasyoncudan, bir mobilyacıdan benim farkım nedir? Neden tasarım yapılmalı bu kısmı insanlara anlatmak istiyorum. 2018 yılı için ben iki tane anahtar teslim proje hesaplamıştım, o üç oldu. 2019 için hedeflerim en az 10 proje ve 5 anahtar teslim, 5 tane çizim şeklinde. Böyle hedeflerim var. İyi bir iç mimar olmak en büyük hedefim. Şu an en büyük sıkıntımız şu; herkes ev alıyor, ama hiçbiri kendilerine özel değil. Tamamı müteahhitlerin kendi zevklerine göre yapılmış oluyor. Mesela; ofisim ben ilk tuttuğumda bomboş bir dükkandı. Hatta daha çok market görüntüsüne sahipti. Kişiye özel tasarımda bir alan değildi. Ben burada mutlu olmak istiyorsam, burayı kendim tasarlamalıyım dedim. Ve sonuç ortada…

En büyük sıkıntıyı ben evimizde yaşıyorum. Biz de müteahhitten ev almıştık. Mutfağı kullanamıyoruz. Niye? Bana göre tasarlanmadı o mutfak. Müteahhit çizdirdi, kabaca çizildi ve yapıldı. İhtiyaca hizmet vermiyor o anlamda. İhtiyaca hizmet veren ve estetik tasarımlar yapmak en büyük hedeflerim.

DÖNÜM NOKTASI

Benim en büyük referansım Aytaç Abi’dir. Hamdi Amca sayesinde tanışmıştım kendisiyle. Ofisine gittiğimde şunu gördüm, güzel bir meslek ve yapan insan saygı görüyor. İnsanların hayatına dokunan bir şeyler yapıyor. O benim hoşuma gitti. Evimizi ilk aldığımızda da dedim ki, ben mimar olacağım. Ortaya çıkabilen üç boyutlu bir şeyler yapmak istedim. Öğretmenlik de yaptım ama en büyük sıkıntım şuydu; kişiye ulaşamadım ben. Öğrencilerde bir hayal, hedef yok, karavana yaşıyorlar gerçekten. Benim zamanımda hedefler vardı. Şunu olacağım diyordum ve hırslarım sayesinde oldum. En büyük dönüm noktam, evimizin alınmasıyla başladı. Lise üç zamanı Bolu’da Pİ Analitik Dershanesi vardı. Cem Gülkanat adında bir hocam vardı ve kendisi coğrafya derslerime giriyordu. Dedi ki; biz seni coğrafya öğretmeni veya edebiyat öğretmeni yapalım. Bende meslek lisesi çıkışlıyım ve öğretmenliğin benim için alan dışı olduğunu söyledim. Sonrasında sınava hazırlandım. Ve o zamanlar puan kesintileri de olduğu için işletme, ufak tefek iki yıllık programlar, ikinci öğretim programlar tuttu. Ben de tekrar alanımdan gitmeye karar verdim ve iç mimar olacağım dedim. Olamazsın dediler, ben de dedim ki olurum. Ve bunun için atölye araştırmalarına başladım. Ve herkes tarafından tanınan Mehmet Kahraman’la tanıştım. Sağ olsun her şey onun sayesinde oldu.Bana verdiği eğitimler sayesinde yetenek sınavına girdiğim bütün üniversiteleri derece ile kazandım.. Kazandığım üniversiteler; Mimar Sinan’da iç mimarlık ve endüstriyel tasarım. Konya’da iç mimarlık ve geleneksel Türk el sanatları, Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde resim öğretmenliği, Eskişehir iç mimarlık, Kütahya seramik ve grafik tasarım, İstanbul’da Yeditepe’de iç mimarlık, Marmara’da resim öğretmenliği, grafik tasarım ve iç mimarlık. Sınavına girdiğim bütün üniversiteleri kazandım neredeyse. Biz yetenek sınavı ile giriyoruz ve 10 – 15 bin kişi arasından puan hariç sıyrılmamız gerekiyor. Kendimizi, tasarımlarımızla, çizimlerimizle göstermemiz gerekiyor. O şekilde ilk adımlarımı attım. Daha sonrasında Mimar Sinan’a kayıt olduktan sonra kimlik makinesi arızalı olduğu için öğrenci kimlik belgesine yerine geçen geçici kart verdiler. Ve ben Bolu’ya döndüğüm gibi dershaneye gittim, Cem Hoca’yı sordum, kendisi yoktu. O öğrenci kimliğinin fotokopisini çektim ve masasına koydum. Üzerine de şunu notu yazdım; hocam kazanamazsın demiştiniz, kazandım dedim. Ofis açılışımda kendisi de buradaydı.  Ben sendeki hırsı ortaya çıkarmak istedim demişti. Hırs anlamında bana güzel şeyler kattığını düşünüyorum. Yapamazsın denilen şeyleri yapmayı seviyorum. Bolu’da iç mimarlık ofisi açamazsın, yapamazsın, Bolu küçük şehir zor demişlerdi, açtım. Öğretmenlik yapamazsın dediler yaptım. Hep yapamazsın denilen şeyleri yaparak ilerliyorum. Ve şimdi mesleki hayatımda yeni olmama rağmen farklı ve özel tasarımlarla adımı duyurmaya başladım. Örnek vermek gerekirse Kamu yararına Yeni Adliye binasında Cumhuriyet Başsavcı’sı Önder Bey olmak üzere üç makam odasına tasarımlarımla hayat verdim. Ayrıca kütüphane ve kafeterya gibi alanlar da tarafımca tasarlanmıştır.

HAYVANLARI SEVİYOR

Bir kedim var 8 yıldır bizimle. Üniversiteye hazırlandığım dönemde benimle birlikte kendisi de büyüdü. Evdeki arkadaşım odur. Bizimle yatar kalkar, sabah ezanı ile birlikte suratımızı yalar uyanın diye. Ağladığımda yüzümü yalar, benim için bir kardeş, bir arkadaş büyük bir destektir. Ben ona derdimi anlatırım ve dinlediğini hissederim. Köpeğimiz de var, Paşaköy’deki müstakil evimizde orada koruyucu bekçi gibi bir şey. Hayvanlara karşı hep bir ilgim vardır. Sadece böceklere karşı biraz korkum vardır. Hala korkarım.