Bolu Haber, Gazete ve Firma Rehberi

Bolu ile ilgili internette aradığınız tüm soruların cevabını bulabileceğiniz internet sitesi.

Elfaz TEMİZ

546 görüntüleme

Elfaz TEMİZ (Sünnet Kliniği İşletmecisi)

Doğum: 21 Eylül 1950 Artvin/Şavşat

Okul: İlk ve Ortaokul Şavşat, Van Sağlık Koleji, Anadolu Üniversitesi…

Meslek: Sünnetçi – Sağlık Memuru

Bulunduğu Görevler: Cumhuriyet Halk Partisi Üyesi, Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi (8 yıl Başkanlık yaptı)


Bir sürgün hikayesi…

Bolu’nun tanınmış simalarından birisi…

Aslen Artvinli fakat memuriyet yaşamında bir tayin vasıtasıyla gelip yerleşiyor Bolu’ya…

O zamanlarda Bolu’da kalmayı istemese de vazgeçemediği bir şehir oluyor Bolu O’nun için…

Hatta ‘Kökez suyu içince Bolu’dan gidemedim” diyerek, bu sözün haklılığını da ispatlıyor…

Kimseye tokat bile atmaz ama 12 Eylül döneminde 26 ay boyunca cezaevinde yattı…

Memuriyet hayatı boyunca da haksızlıklara karşı çıkarak hep sürgün yaşadı…

Bir dönem CHP Bolu Milletvekili Adayı da olan, uzun yıllar ADD Bolu Şube Başkanlığı yapan, Bolu siyasetinin tanınmış isimlerinden, çocukların sünnetçi amcası Elfaz Temiz’in dolu dolu geçen hayat hikayesi…

Bolu’nun tanınmış simalarından Elfaz Temiz, dolu dolu geçen hayat hikayesini kendi ağzından şöyle anlatıyor;

ASLEN ARTVİNLİ

Ben aslen Artvin’in Şavşat İlçesine bağlı Saylıca köyünde dünyaya gelmişim. 21 Eylül 1950’de doğmuşum. Anam hep koç katım ayında doğduğumu söylerdi. Koyun ve koçların birleştiği Kasım ayında doğmuşum ama Babam Murgul’da çalışıyormuş, bakır işletmelerinde, 10 ay sonra beni 21 Eylül’de yazdırmış. Gerçek doğum tarihimi Allah’la anam biliyor ben bilmiyorum.

YOKSULLUKLA GEÇEN ÇOCUKLUK HAYATI

Bizim çocukluğumuzun geçtiği yıllarda Türkiye’de gerçekten çok büyük fakirlik vardı. Yoksulluk vardı, bir kere her ilin, her ilçenin, köyün yolu yoktu, araç yoktu. Biz köyümüzde doğduk, babam çiftçi bir aileden geliyordu. Annem babam hep eker biçer her bir şeyi kendileri yapardı. Elektrik yoktu, gaz yağı alırdık, gaz yağı ile çalışan idare lambaları vardı. Misafir geldiğinde lüks lambası yakarlardı, o çok lükstü. Gazyağı, tuz, şeker, bir de pazen bez vardı. Anam bizim elbiselerimizi, pantolonumuzu, ceketimizi dahi kendisi yapardı. Babam terziye götürür, elbise diktirirdi o kumaştan. Anamın yaptığı yünden yapılan kumaştan elbise diktirirdi, onları dahi giymişim. Kara lastik vardı, bizim yörede Trabzon lastiği derlerdi. Bir de cızlavat denilen bir lastik vardı, o biraz daha parlaktı. Kundura falan değil, ayakkabı değil o kara lastiklerden cızlavat giydiğimiz zaman bayram ederdik, Şavşat Ortaokulunu öyle okudum ben. Ayakkabım yoktu, elbise de yeni yeni terziler başladı dikmeye. Ama yatılı okulu kazanıp gittiğimiz de de çok lüks bir öğrencilik hayatımız vardı. Devlet bizi Altın yıldız kumaşlardan en az iki takım elbise, hastanede giydiğimiz pratik elbiselerimiz ayrı. En az iki üç çift ayakkabı. Bir pardösü bir palto böyle donatırdı. Van’ın içinde gezdiğimiz zaman bütün kızlar bizim peşimize düşerdi. Liselilere, sanat okullulara kimse bakmazdı. Biz popüler öğrencilerdik, güzel giyinirdik, pırıl pırıldık. (bu da işin esprisi tabi ki) öğrencilik hayatımız öyle geçti. Ama yazın da gittiğimde bir ay da olsa babamın işinde tarlasında, çayırında çalışmak zorunda kalırdık. Çünkü hayvancılıkla, ziraatla geçimini sağlıyordu aileler o yıllarda. Şimdi o köy tamamen bomboş duruyor. Kışın orada oturan bir aile dahi yok. 80 haneli bir köy şu an boş durumda. Tümümüz okumamış olsaydık, oradan çıkmamış olsaydık, belki orası 300 – 400 hane olacaktı. Şimdi orası bomboş duruyor arazilerimiz, alan da yok satan da yok. Yine Şavşat’ta o yıllarda okumayana kız vermezlerdi. Okumamışsan eğer bir fabrikada kadrolu işçi olacaksın ki senin evlenme şansın olsun. Öyle de bir geleneğimiz vardı orada.

ELFAZ NE DEMEK?

Annemin adı Senem, babamın adı Ceyran nasıl bir adsa, işte benim adım da zaten ilginçtir. Elfaz’ın anlamı çok güzeldir. Kuran’da da vardır bir cümlenin sonunda geçer. Sözden, lafızdan gelir. Güzel sözler hoş sohbet anlamına gelen bir kelime. Manası çok güzel ama telaffuzu zor. Batıda hiç yok, benim ilçemde en az 50 – 60 tane Elfaz var ama burada yok. İki kardeşiz biz, diğer kardeşim benden 4 yaş küçük. O da emekli öğretmendir. O halen Şavşat’ta yaşıyor, ufak bir çiğköfte dükkanı var onla idare ediyor fakat kardeşim bu Artvin 08 gazetesinin köşe yazarıydı aynı zamanda. Mevcut hükümete çok ağır eleştirileri olan birisi. İçilmemiş çayın hesabı diye de bir kitabı çıktı, İstanbul’da, Bursa’da fuarlarda o kitabı satışa sundu. İyi de ilgi çekmiş, 12 Eylül’ü kapsayan bir öyküydü. Ben daha okumadım ama içeriğini az çok biliyorum. Onlar da Şavşat’ta yaşıyor. Benim eşim yine aynı zamanda meslektaşımdır. Ebe hemşire idi uzun yıllar çalıştı, emekli oldu.

ŞAVŞAT’TAN VAN’A

İlkokul ve ortaokulu Şavşat’ta kendi ilçemde okudum. O günkü yatılı okulları kazanmak bugünkü üniversiteyi kazanmak gibi bir şeydi. Van’daki sağlık kolejini kazandım. Bir de Trabzon Öğretmen Okulunu kazanmıştım, fakat beni o zamanki öğretmenlerim, okul müdürümüz beni Van’daki sağlık kolejine gönderdiler. 3 günde açık kamyonlarla Van’a gidiliyordu Artvin’den Van’a. Orada devlet bizi yedirdi, içirdi… Oradaki kolejdi, şimdiki sağlık liselerinden değildi. Bize o yıllarda Latince ve İngilizce eğitim verilmişti.  Senede bir ay tatilimiz olurdu, 11 ay eğitimimiz olurdu. Yaklaşık bugünkü tıp fakültelerine yakın ayarda bir eğitim alınırdı. O okul mezunları da 4 tane erkek, 8 tane kız koleji, 1 çevre sağlığı ve 1 röntgen laboratuvarı olmak üzere toplam 15 taneydi 1961’de kurulmuştu, ihtilalden sonra okullar. Sosyaslizasyon dediğimiz, sağlık hizmetlerinin sosyalleştirme adı altında sağlık ocaklarının kurulduğu sistemle, o kanunla beraber bu okullar da kurulmuştu. Sonra bilahare sağlık bakanlığına biz hep çıbanbaşı olmaya başladık Kenan Evren 12 Eylül’de bizim okulları kapattı. Döndüler arkasından, her ile her ilçeye birer sağlık meslek lisesi kurdular. O lise eğitimi ile bizimki bir değildi. Orayı ayırmak için söylüyorum.  Orayı bitirdik. Sonra bilahare meslek içerisinde çalışırken, üniversiteyi bitirdik. Derken, 12 Eylüller falan… O şekilde devam etti gitti.

BÜYÜK ACILAR YAŞADI

Biz biraz da akraba olmamıza rağmen eşimle uzun yıllar kayınpeder Türkan Hanım’ı bana vermemek istedi. Ben de alacağım dedim. Semtlerimizden dahi, köylerimizden dahi gidip gelemez geçemezdik. Ama bir bakanlık müfettişi gelmişti bir gün beni teftişe, Artvin’in bir sağlık ocağında çalışıyordum. ‘Elfaz bey, hayırdır niye evlenmemişsin’ dedi. Dedim ki istiyorum da vermiyorlar sayın müfettişim dedim. ‘Ne iş yapıyor?’ diye sordu. O da falan yerde ebe hemşire dedim. Gidiyor orada bir toplantı yapıyor, onu da çağırıyor. Kayınvalideye diyor ki, bu kızı verin oğlana yoksa kaçırtacağım diyor. 7 – 8 sene biz hanımla birbirimize aşıktık en son da evlendik, iki çocuğumuz oldu. Büyük kızım Arzu Devrim Temiz’dir adı şimdi Temiz Doğan oldu. Küçüğü Artvin’de doğdu ve öldü onu yaşatamadık o yıllarda beni buraya sürmüşlerdi. Hanımı hastaneden alıp, Yusufeli’nin bir kötü kasabasına sürmüşlerdi. 8 aylık hamile kadın her gün gidiş gelişle erken doğum yaptı ve çocuğumuz öldü. Şimdiki gibi kuvözler yoktu yaşatma şansımız yoktu. Çocuk erken doğumdan dolayı öldü. O da 12 Eylül’ün bir izi, hatırası olarak kaldı bizde. Tek kızla kaldık biz de ikimiz çalıştık, acılar yaşadık, büyük sorunlar yaşadık. 

12 EYLÜL VE SÜRGÜNLER

Bilhassa 12 Eylül’den önce 6 ayda bir sürgün. Bir yerde beni 6 aydan fazla tutmazlardı, sırf siyasi yapımızdan dolayı. En son işte, 80’in başındaydı, Bolu’ya tayinim çıktı. Geldim baktım, Bolu gayet güzel, bizim Artvin’den de güzel. Artvin’de her gün 5 – 6 adam öldürüyorlar, sağ sol hikayesi. Burada ne sağ var ne sol var, herkes topçu, Bolusporlu. Biz burada kalalım burada rahat ederiz dedik. Bir de bana dediler ki, Kökez suyunu içersen buradan gidemezsin, Kökezi de içince burada kaldık biz. Ben buradan giderim dedim, Danıştay’a dava açtım. İptal kararı da çıktı ama dönmedim bir daha. Bu arada 12 Eylül oldu. Beni buradan aldılar götürdüler. TÜSDER denilen bizim bir sağlık personeli derneğimiz vardı. Bu derneğin üç aylık başkanıydım ben. 79’da da genel merkez kapatıldı orada da şube kapatıldı. Ona sebep buradan beni götürdüler. Hayatımda kimseye tokat dahi atmamışım, 26 ay içerde yattım, 12 Eylül’de o kötü günlerde. Çıktık geldik, 5 – 6 sene hukuk mücadelesi sürdü. Hepsinden beraat ettim, dediler yazık etmişiz, sen devletin en iyi memurusun. Burada 10 yıl şube müdürlüğü yaptım o da ayrı.

SAĞLIKTA BAŞARILI ÇALIŞMALARA İMZA ATTI

Sağlıkta uzun zaman sağlık ocaklarından başlayıp hastaneler derken, uzun zaman il sağlık müdürlüğünde değişik bölümlerde de çalıştım. Emekliliğim geldikten sonra bağışıklama ve bulaşıcı hastalıklar şubesinin 8 – 10 sene müdürlüğünü yaptım. Başarılı bir çalışmamız, iyi bir ekibimiz vardı o yıllarda. Türkiye’de bağışıklama konusunda Bolu’yu hep ilk üç il içinde tuttuk. Büyük başarılarımız vardı. Bunlar hep ekip işi. Müdürü, müdür yardımcısı, şube müdürü ve personeli ile beraber yürütülen işlerdi ama genelde başarılı işlerdi. O görevimiz bittikten sonra Bolu’da 2008 ile 2014 yılları arasında da sivil toplum örgütlerinde yer almaya zorladılar. Atatürkçü Düşünce Derneğinin 8 yıl Bolu şube başkanlığını yaptım.

SİYASET…

Uzun bir siyasi geçmiş var ama devlet memuru olduğumuz için hep içimizde saklı kaldı. Dairelerde bu sezildiği bozduğun zaman anında sürüyorlar, hala aynı şeyler devam ediyor. Memur bu ülkede hiçbir zaman özgür olamadı. Uzun hayat öyküsü ve arkasından da emekli olunca. Zorlamalar da oldu, niye siyasete girmiyorsun? Diye. 2004 seçimlerinde Yüksel Ceylan Belediye Başkanıydı burada. O ısrar etti belediye meclisine alalım seni dedi. İlk orada siyaset başladı 2004’te belediye meclis üyeliğine adaylıkla. Partiye 12. Maddeden üye yaptılar, girer girmez aday olduk, çalışmaya başladık. Yüksel Bey kaybetti. Bilahare ADD başkanı oldum. 2015 seçiminde ufak görevleri bıraktık direkt yukarı atladık. Milletvekili adayı oldum. Kazanılabilirdi ama Bolu’da CHP’nin 3-0 yapması mümkün değil. Ama birinci aday nasıl çalışmışsa, onun yanında çalıştım. İyi ki çalışmışız, yoksa Tanju Bey’in de gitme şansı yoktu. O görev bitti. Şimdilik beklemedeyiz, bakalım ilerisi ne gösterir, ilerdeki seçimlerde görev alır mıyız? Almaz mıyız? Onu bilemiyorum. Bir partinin üyesiyiz, bir üye olarak elimizden gelen desteği yardımı yapıyoruz. Ama partililerimiz, yöneticilerimiz ne düşünür onu bilemiyorum.

HEP HAKSIZLIKLARLA MÜCADELE ETTİ

Biraz daha genç olsam, belki ölümden korkardım ama belli yaştan sonra ondan da korkmuyoruz. Yaşadığımız kadar yaşadık, Cenabı Allah’a bir can borcumuz var. İstediği yerde alır. Hayatta iftiralardan korkarım onun dışında hiçbir şeyden korkmadım. Ne siyasi baskıdan korktum, ne devlet teröründen korktum… eğer ki ben haklıysam, sonuna kadar gitmişimdir giderim. Bir Cenabı Allah’tan korkarım, ona da bir can borcum var. Başka korkacak herhangi bir şey yok. Hep de öyle yaşadım. Haksızlıklarla hep mücadele ettim. Sürülmelerimin sebebi de oydu zaten. Devlet memurluğunda yer değiştirmelerin hepsinin sebebi haksızlığa karşı çıkmaktır. 

SAZ ÇALIYOR, BOL BOL OKUYOR

Ben boş kaldıkça, saz çalarım. Müzik dinlemeyi çok severim ama şimdiki müziklerin de çoğunu sevmiyorum. Sanat müziği ve Türk Halk Müziğini çok severim ve hep de dinlerim. Konserler olduğu zaman hepsine giderim, kültür merkezi yakın olduğu için hepsine katılırım mümkün olduğu kadar. Gençliğimde çok kitap okudum. Şu an televizyonlarda Hürrem Sultan, Kösem Sultan, Valide Sultan var, bunların hepsinin ben romanlarını okudum. Ortaokul talebesi iken hepsini okudum. Siyasi içerikli kitaplar çıkar okurum. Okuyabildiğim kadar okurum. Evde kütüphaneler, burada dolaplar dolu.

TORUNLARI O’NUN HERŞEYİ

Hayat böyle, şimdi Arzu Devrim kızım İngilizce öğretmeni Kültür Ortaokulunda. Damat yeni doktorası bitti. Burada öğretim görevlisi idi. Doktor öğretim görevlisi oldu yakında da doçent olacak her halde. Onlardan iki torunum var, Görkem İlke ilkokul 4’e gidiyor. Senem de anasınıfında 6 yaşında. Benim bütün dünyam onlar. 

“BİRBİRİMİZE KENETLENMEMİZ LAZIM”

1975’te evlendik eşimle. 43 yıldır evliyiz, mutlu bir yuvamız var. Bir kızım iki de torunum var, damadımız var. Onları gördüğüm için dünyada artık gözüm, ahım arzum kalmadı. En azıdan çocuklarım var diyorum. Kara lastiği de giydik, uçağa binip 12 saat yol aldık. Türkiye’de gezmediğim il sayısı azdır. Mardin’i görmemiştim, orayı gördüm 4 – 5 sene evvel. Trakya, Doğu Karadeniz’i gezdim. 50 sene sonra okuduğumuz okulu görmek için Van’a gittik. Okulumuz son depremde yıkılmış, yerine bir diş hastanesi yapmışlar. Orada arkadaşlarımızla ağladık. Tekrar oraları gezdim. 27 bin nüfusla bıraktığımız var 1 milyon 300 bin olmuş. Doğu’da her şey kötü zannediyorsun ama sokaklar cıvıl cıvıl. Sokaklar gece saatlerine kadar kaynıyor. Çok güzel bir yer. Aslına bakarsanız, ülkemizin her yeri güzel ama biz bu ülkenin fertleri olarak pek de kıymetini bilemedik. 27 Mayıs’ta başbakan astı bu ülke. 72’lerde Deniz Gezmiş’leri astık. O gençleri öldürdü devlet. Sonra onlara ağlamaya başladık. Darağacında 3 fidan dedik ağıtlar yaktık. Başbakana anıt mezarlar yapıldı, 12 Eylül’de binlerce genç öldürüldü, işkencelerle sakat kaldı. Aileler yıkıldı ocaklar söndü. Yüzbinlerce insan işkencelerden geçti. Kenan Evren’i kahraman ettik, miting alanlarında göklere çıkardık, sonradan da öldüğünde neredeyse cenazesini bile defnetmeyecektik. Biz böyle bir ülkeyiz. Şimdi de bir FETÖ davası çıktı, yarın da başka bir dava çıkacak. Hep geri kalmış bir ülke olmanın bedelini ödüyoruz. Eğer biz aklımızı kullanmazsak, millet olarak geçmişimize, birbirimize sahip çıkmazsak, düşman gözüyle değil, dost, kardeş gözüyle bakmadığımız sürece daha çok işler başımıza gelir. Onun için herkesin aklını başına toplaması lazım. Siyasi iktidarlar gelir geçer ama, bıraktıkları kötü şeyler bu ülkeye zarar vermiştir. Bu ülkenin ilerlemesini engellemiştir. Gördüğüm ülkeler içinde bizimki gibi emsali olan bir ülke yok. Dört mevsim yaşanıyor, bu ne güzellik. Böyle bir ülke var mı? Yok. Buna sahip çıkmamız lazım ve yüceltmemiz lazım. Birbirimize kenetlenmemiz lazım. Bunu yapmazsak emperyalist güçler her türlü oyunu oynarlar. Saygı ve sevgilerimle bana yer verdiğiniz için teşekkürler.