Bolu Haber, Gazete ve Firma Rehberi

Bolu ile ilgili internette aradığınız tüm soruların cevabını bulabileceğiniz internet sitesi.

Abdullah ALEMDAR
1354 görüntüleme

Abdullah Alemdar  (İşadamı)

 

Doğum: 14 Ocak 1968 Bolu/Ketenler Köyü

Okul: Bolu Ketenler Köyü İlkokulu, Bolu Doğancı Köyü İlkokulu, 50. Yıl İzzet Baysal Ortaokulu, Sanat Okulu, Akdeniz Üniversitesi Harita ve Kadastro Bölümü, Anadolu Üniversitesi İktisat mezunu

Meslek: İşadamı

Bulunduğu görevler: Bolu Ticaret ve Sanayi Odası Üyeliği, MHP İl Yönetim Kurulu Üyeliği, Boluspor Üyeliği

 

KÜÇÜKKEN ÇALIŞTIĞI İNŞAATLARDA ŞİMDİ PATRON OLDU

 

İnşaat işçisi bir babanın oğlu olarak, yokluk içinde geçen çocukluk yıllarında yeri geldi tuğla taşıdı, harç kardı, yeri geldi kum eledi. Haliyle inşaat işlerine eli yatkınlaşınca şimdi Bolu’nun aranan müteahhitlerinden biri oldu. Onlarca bina yaptı, birçok insan ev sahibi oldu. Paraya hiçbir zaman değer vermedi. Hatta kazandığı her şeyi insana yatırma taraftarı olduğunu her fırsatta yineledi. Spora, hastalara, engellilere ve öğrencilere her zaman destek olan, şimdilerde siyasi arenada da yer alan, en büyük hayali dünyayı gezmek ve kitap yazmak olan başarılı işadamı Abdullah Alemdar’ın hikayesi… 

 

14 Ocak 1968 yılında Bolu’nun Ketenler Köyü’nde, Huriye ve Hüseyin çiftinin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi Abdullah Alemdar. Zor geçen çocukluk yıllarında hayvan otlatan, inşaatlarda çalışan Abdullah Alemdar, ‘Kalite, Güven, Para’ sıralamasıyla Bolululara hizmet veriyor Alemdar İnşaat olarak. 2006 yılında Bolu’da iş hayatına başlayan Alemdar İnşaat’ın Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Alemdar, şöyle anlatıyor bu zamana kadar geçen süreci:

5-6 KİŞİYLE AYNI KİTABA ÇALIŞARAK ÜNİVERSİTEYİ KAZANDI

İlkokulun ilk 3 sınıfını Ketenler köyünde tamamladım. Daha sonra babamın işi dolayısıyla Doğancı köyüne yerleştik. 50. Yıl İzzet Baysal İlköğretim Okulu'nda ortaokulu bitirdikten sonra o zamanki adıyla Sanat Okulu'na şimdiki adıyla Endüstri Meslek Lisesine gittim.

Sanat Okulu, o dönem sınavla öğrenci alıyordu, benim motor bölümüne ilgim vardı. Elektrik bölümünün puanı yüksekti, benim puanım elektrik bölümüne yetmesine rağmen ben motor bölümünü tercih ettim. Motor bölümünü okurken, üniversite ile ilgili bir hayalim yoktu. Lise son sınıfta bir hocamız sağ olsun üniversite sınavına girecek olan var mı dediğinde üniversite aklıma düştü. O zamanlar özel ders, dershane de yok. Üniversite sınavına ne ile çalışacağımızı da bilmiyoruz. Hocamız bize geçmiş dönemdeki bütün soru kitapçıklarını getirdi. 5-6 arkadaş bu kitapları sırayla kullanarak soruları çözmeye çalıştık. 1982 yılında Sanat Okulundan mezun oldum ve sınava girdim. Akdeniz Üniversitesi Harita Kadastro Bölümünü kazandım.

 

BÖLÜMDE TEK SANAT OKULU MEZUNU

Okula başladığımda acı bir gerçekle karşılaştım. Bölümdeki diğer öğrenciler düz lise sayısal çıkışlıydı. Sınıfta tek sanat okulundan gelen ben vardım ve derslerimizin tamamı matematik üzerineydi. Duymadığım tabirleri, dersleri gördüm. Önceleri baya bir zorlandım sonra işin içinden çıkabileceğimi düşündüm ve çok çalıştım. Okulda karalama not tutuyordum eve gelince notları temize çekiyordum. Bu şekilde bir çalışma sistemi ile 70'in üzerinde bir notla okulu süresinde bitirdim.

 

HEM OKUDU HEM ÇALIŞTI

1986 yılında Bolu'ya döndüm. Daha sonra İstanbul’dan bir arkadaş vasıtasıyla o dönemin Türkiye'nin en büyük inşaat firmalarından olan STFA da haritacı olarak işe başladım. İstanbul'da çalışırken, Anadolu Üniversitesi yeni faaliyete geçmişti. Hem çalışıp hem okuyarak, dışarıdan iktisat lisans eğitimimi 4 yılda tamamladım.

EN BÜYÜK PROJELERDE YER ALDI

Bizim yaptığımız projeler o dönemin en büyük projeleriydi. Turgut Özal ile ülkede bir yatırım hamlesi başlamıştı. Bu yatırım hamlesine istinaden otoyollar, köprüler, tüneller yapılıyordu. Örneğin ben ikinci boğaz köprüsünde görev yaptım. Galata köprüsü yenileniyordu orada görev yaptım. Kınalı - Sakarya otoyolunda görev yaptım. Türkiye'nin ilk doğal gaz termik çevrim santrali yapıldı orada görev yaptım. Bunların dışında Türkiye genelinde o dönemin en büyük projesi olan 2 bin 400 km doğalgaz boru döşeme işinde görev yaptım. Çok yoğun bir çalışma trafiği oldu o dönemde. Benim için de bir eğitim süreci oldu ve tecrübe kazandım.

 

1991 yılında Bolu’dan bir evlilik gerçekleştirdim. Evlilikten sonra gurbetteki yoğun iş temposu aynı şekilde devam edemedi. Şantiye hayatıyla evliliği beraber yürütmek zor oldu. O dönemde Gümüşova Gerede otoyolunun yapımı başlamıştı. Bolu’da yaşayabilmek için işimi bırakıp, Yüksel Proje’ye transfer oldum. Yüksel Proje’deki işim 1994 yılında kısa dönemlik askerlik nedeniyle kesildi. 239. kısa dönem olarak acemiliği Ankara Mamak, usta birliği Tekirdağ Çorlu’da yaparak askerliğimi tamamladım. Askerlik sonrası Yüksel Proje’deki işime devam ettim. 2006 yılına kadar 11 yıl süreyle Yüksel Proje’de çalıştım.

 

TUĞLA TAŞIDI, HARÇ KARDI, KUM ELEDİ

Babam üç kardeşti ve hepsi de inşaatçıydı. Çocukluğumuz varlık içinde geçmedi. Ortaokul döneminde okuldan geriye kalan zamanlar hayvan otlatıyordum, lise zamanında ise babamın yanında inşaatlarda çalışıyordum. Tuğla taşıyordum, harç karıyordum, kum eliyordum. Zamanım böyle geçti. Tabi zamanla inşaat işlerine elim yatkınlaştı ve belli işleri kendim yapar hale geldim. Bir gün rahmetli babam, "Oğlum sen her işi yapıyorsun, her işi de biliyoruz ancak bilmediğimiz bir iş var: o da soğuk demircilik. Soğuk demirciliği de senin öğrenmen lazım" dedi. Bunun üzerine Seyit köyünde demircilik yapan 'Deli İmam' lakaplı bir imamın yanında çalışmaya başladım. 2 yaz tatilinde onun yanında çıraklık yaptım. Hatta 15 tatil döneminde bile çalışmıştım. Çok iyi hatırlıyorum, Mudurnu'nun Feriz köyünde bir inşaat yaptık, demirler elimize yapışıyordu. o zamanlar tabi ekipman yok, eldiven yok, bu şartlarda çalıştık. Böylelikle demirciliği de öğrenme fırsatı bulmuştum. Temelden de inşaatçılık olunca ne kadar da haritacı olsanız inşaata olan ilginiz çok fazla oluyor. Tabi böyle olunca biz de bu işin hem alt yapısını harita kısmını okuduk, hem de inşaat kısmının her aşamasını gördük.

 

2006 yılında kendi firmam olan Alemdar İnşaat'ı kurdum. O dönemde köy kadastrolarının yapım işi özelleştirilmişti ve bende bu ihalelerle iş hayatına başladım. Eski çevremizin, arkadaşlarımızın yardımıyla çok hızlı işler bulduk. Kaliteli firmalarla çalışma şansımız oldu. Önceden eleman olarak çalıştığım haritacılık sektöründe bu kez firmamla çalıştım.

 

BABA MESLEĞİ İNŞAATÇILIK

İnşaatçılık damarımız sürekli var ve sürekli tetikliyor. Alemdar İnşaat olarak 2009 yılında Bolu’da ilk arsamı aldım ve proje çalışmalarına başladım. 2010 yılında ilk kazmamızı vurduk ve ilk inşaatımızı da 2011 yılı sonunda bitirdik. Şu anda geldiğimiz nokta itibariyle de Bolu’da 75 proje, 100 blok, 1300 daireye ulaşmış bulunmaktayız. Bunun yanında harita işlerimiz de Bolu dışında devam ediyor. Biz Bolu merkezde haritacılık sektöründe çok fazla iş yapmadık. Bir Karayollarından aldığımız bu Abant yolunun haritasını yaptık, teleferik projesinin haritasını yaptık. Buna benzer büyük işlerde çalıştık. Küçük çaplı işlerde, vatandaş işlerine Bolu'da hiç girmedik. Bu işin temelinde tabii ki haritacılık var. Ama en altında da baba mesleği inşaatçılık var.

 

“ÇOCUKLARIMI YÖNLENDİRMEM”

Eşim Emine Alemdar, ev hanımı. İki çocuğumuz var. 25 yaşında olan bir oğlum ve 18 yaşında bir kızım var. Oğlum Enes Emre Alemdar iki yıl önce mimarlık fakültesini bitirdi. Şu anda Eskişehir Üniversitesi'nde yüksek lisans yapıyor. Kızım Beyza Senem Alemdar, şu anda üniversite sınavına hazırlanıyor. İnşallah o da önümüzdeki sene iyi bir bölüm kazanaraktan hayatına devam edecektir diye düşünüyorum. Ben çocuklarımı yönlendirmiyorum. Bu sene girdiği sınavda inşaat mühendisliği, mimarlık bölümlerini kazanabiliyordu ama kızım sağlıkçı olmak istiyor. O anlamda bir hedef koymuş kendine. Eğer başaramaz ise mecbur, inşaatçı olacak. Baba mesleğine gelecek yapacak bir şey yok. Netice de abisi ile birlikte bir inşaat mühendisi bir mimar olsa fena olmaz diye düşünüyorum açıkçası.

“PARASAL BİR HEDEFİM OLMADI”

Babam 1996 yılında 65 yaşında kalp krizinden vefat etti. Babam ile arkadaş gibiydik. Bir de çok mütevazı bir insandı. Durumu bilen, halden anlayan bir insandı. Aşırı çalışkandı. Ben onun bir dakika bile boş durduğunu görmedim. Bende de aynı şey var. Bende çok çalışmayı seviyorum. Çünkü çalıştıkça mutlu oluyorum. Hatta bazen takılıyorlar bana; "Ne yapacaksın bu kadar parayı?" diye. Benim parayla ilgili bir hedefim yok, parayla ilgili hiçbir işim yok. Yani benim hiçbir zaman parasal bir hedefim olmadı. Başarmak ile ilgili bir hedefim oldu. Bunu yaptığım sürece çok mutlu hissediyorum kendimi. Bu ülkeye faydalı olmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nin gerçekten dünyada söz sahibi olması için bizim üzerimize düşen görevleri layıkıyla yapmamız gerekiyor. Bizim başarılarımız birey olarak, toplumun başarısına dönüşüyor. Toplumun başarısı da ülkenin başarısına dönüşüyor. Ben yaptığım işi gerçekten büyük bir keyifle yapıyorum, zevk aldığım, mutlu olduğum işi yapıyorum. Üretmek, başarmak ortaya bir eser çıkarmak, parayla ölçülemeyecek bir değerdir bence.

 

GÜVEN-KALİTE-PARA

Bir sıralamamız var bizim; güven, kalite, para. Önce güven, sonra kalite derseniz parayı da üçüncü sıraya koyarsanız, güven ve kalite size o parayı getirecektir. Biz hep böyle düşündük. Parayı hiçbir zaman birinci sıraya koymamak lazım bu hayatta. İki tane düsturumuz var, bir tanesi 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz' diyoruz, sadece işe bakıyoruz. Onun dışında bizim sektörle alakalı olduğu için 'Bitmeyen işin karı olmaz.' Bizim sektörde şöyle bir yanılgı var. İnsanlar dışarıdan hesap yapıyorlar. Belki başka sektörlerde de vardır bilmiyorum. İşte şurada şu kadar daire bu kadar kar bana uyar. Hesap yapılıp bunun üzerinden gidildiği zaman çok yanılırsınız. Çünkü o kadar işin içine girdiğiniz zaman o kadar farklı şeylerle o kadar farklı enstrümanlarla farklı gelirler ve giderlerle karşılaşırsınız ki; işin matematiğini gördükten sonra bitmeyen işin karının olmayacağını anlarsınız. Bizde o yüzden diyoruz bitmeyen işin karı olmaz. İşi bitireceksin ondan sonra karına zararına bakacaksın.

 

MARKA TESCİLLENDİ

Bolu'da Alemdar İnşaat olarak marka tescillendi. Her yerde herkes bizi Alemdar İnşaat olarak biliyor. Çünkü Bolu'da bir marka oluşturduğumuza inanıyorum. Ve bu markanın da sürekli yükselerek devam etmesi için elimizden gelen tüm gayreti göstermeye çalışıyoruz.

 

İNSAN ODAKLI BİR FİRMA

Biz Alemdar İnşaat olarak kazandığımız her şeyi insana yatırma taraftarıyız. İnsan odaklı bir firmayız. Kesinlikle insana verilen değerin eninde sonunda bir şekilde ama bize ama topluma ama diğer insanlara mutlaka döneceğine inanıyoruz. Olaya böyle baktığımız zamanda biz bütün olabileceğimiz, ulaşabileceğimiz bütün sosyal projelerde görev almaya çalışıyoruz. Sporun, özellikle amatör sporların hemen hemen tamamına doğrudan yâda dolaylı olarak bilinir bilinmez şekilde mutlaka destek vermeye çalışıyoruz. Bunun yanında hastalara özellikle kanserli hastalara ve engellilere destek olmaya çalışıyoruz. Desteklerimizle, Türkiye'de bir ilk olan Mudurnu'da 'Anaya Saygı Evi' tüm kadınlara hizmet ediyor. Lösemili Melekler Derneği'nin Kansersiz Yaşam Merkezi projesini destekledik. Birde burs verdiğimiz takip ettiğimiz öğrencilerimiz var. Bunları da yakinen takip ediyoruz. Bunlarla ilgili her yıl belli bütçeler oluşturup gücümüze göre bu bütçeleri mümkün olduğu kadar dengeli bir şekilde dağıtmaya çalışıyoruz. 

BOLUSPOR YÜZÜNDEN ÇOK SOPA YEDİ

Boluspor'a çok büyük bir hayranlığım var. Boluspor yüzünden çok sopa yemişliğim var. Onların hepsini de annemden yedim. Bizim hayvanlarımız vardı ve tek geçim kaynağımız hayvanlardı. Babamın belli bir geliri yoktu. Dolayısıyla ya inşaatlarda çalışacak ya da hayvanlardan satacağımız süt ve yağ vs. ile hayatımızı devam ettirecektik. Abimin kızı küçük bir yeğenim vardı. Hayvanları otlatırken, küçük yeğenime bırakıp Boluspor maçlarına kaçtığım çok olmuştur. Maça kaçıyorsunuz ama maça gitmek için araba yok, cepte para yok. Yarım saatte 5 km koştuğumu hatırlıyorum, maça yetişebilmek için. Maça geliyordum bu kez içeri girmek için birilerini bekliyordum. Birilerinden destek istiyordum, araya almıyorlardı. Abimi yakalarsam abim ile giriyordum. Ama abimi yakalayamazsam giremiyordum. O zaman dışarılarda kalıyordum. Hadi bakalım kapılar açılsın diye dua ediyordum. Hatta birçok kez duvardan tırmandığımız oldu. Bir kez duvardan düşme tehlikesi yaşadım. O günü hiç unutmuyorum.  Ne ileri gidebiliyorum ne geri gidebiliyorum, aşağı bakamıyorum. Bir anda yükseklik korkusu tuttu. Orada dakikalarca kaldım hatta birçok kişi tahrik ediyor beni "Hadi kardeşim yürüsene bizde geleceğiz, niye bekliyorsun, orayı neden kapattın?" diye. Bunları yaşadık geçmişte. Ama çok güzel günlerdi. Keyif alıyordum. Yani ben Boluspor’un en başarılı olduğu dönemleri yaşamış biri olarak çok mutluyum. Bundan sonra da bütün Boluluların, özellikle gençlerin bunu bir daha yaşamasını istiyorum. Bunun içinde işte Boluspor'a elimizden geldiği kadar destek olmaya çalıştık.

 

Bu sene Bolu Belediyespor Voleybol takımının ana sponsoruyuz. Yaz aylarında güreşler ile ilgili organizasyonlarımız oldu. Bunun dışında amatör spor kulüplerinden talepler oluyor, onlara hasbel kader yardımcı olmaya çalışıyoruz.

 

“SİYASET TARZIM DEĞİL AMA…”

Son dönemde MHP’ye üyeliğimiz oldu. Şu anda MHP’nin İl Yönetim Kurulu'nda da bir görevim var. Ama orada işlerimin yoğunluğu ile aktif olarak görev alamıyorum fakat her türlü maddi manevi yanlarındayım. Normal şartlarda ben siyaseti seven biri değilim. Siyaset tarzım da değil. Ama son yaşadığımız 15 Temmuz sürecinden sonra hakikaten siyasetin de ne kadar önemli olduğunu anlamış oldum. Bu da şunu gösterdi ki; kritik noktalarda gerçekten vatanını, milletini seven ve hedefleri olan birikimleri olan insanların görev alması, eğer bunlar olmasaydı birçok ilimizde belki bunları önleme şansımız olmazdı. O anlamda karınca kararınca herkesin hiç fark etmez sağcısı, solcusu görüşü ne olursa olsun mutlaka düzgün insanların, siyaseti düzgün yapacak, kaliteli, insanların mutlaka siyasete girmesi gerektiğine inanmaya başladım. Avrupa da olduğu gibi siyasetçi yetiştirmek lazım ya da yetişmiş insanları hakikaten siyasetten hiçbir beklentisi olmayan insanları oraya yerleştirmek lazım. Siyasetten bir beklenti içine girmeden, sürekli verici olarak bunu yapmaya çalışırsak ve bunu başarabilirsek inan bundan en çok ülke kazançlı çıkacak diye düşünüyorum. O zamanda temiz siyasete gerçekten insanlar yapabilir duruma gelecek diye düşünüyorum. 

KİTAP OKUMAYI ÇOK SEVİYOR

Ben spor yapmayı, yürümeyi çok seviyorum. Ama buna genelde zaman bulamadığım için genelde sporumu evde yapmak zorunda kalıyorum. Futbol oynamayı çok seviyordum. Amatör olmadım hiçbir zaman ama topa dokunmak topun peşinden koşmak bana büyük keyif veriyor. Ben sinemaya gitmeyi seviyorum, film izlemeyi seviyorum. Kitap okumayı çok seviyorum. Kitap ile ilgili ciddi anlamda bir takıntım var. Mümkün olan bütün boş zamanlarımda her türlü kitabı okumak isterim.  Çünkü kitap okudukça insan farklı noktalara ulaşabiliyor. Bunun dışında sosyal platformlardaki katılabildiğim bütün etkinliklere katılmak istiyorum. En büyük güzellik ailemizle geçirdiğimiz vakitler. Ama arkadaşlarımız ile de yaptığımız organizasyonlar var onları da es geçemem.

 

DÜNYAYI GEZMEK İSTİYOR

Seyahat etmeyi çok seviyorum. İki ayda bir yurt dışına çıkmak gibi bir hedef koydum kendime. İnsanın yurt dışına gidip geldikten sonra kendi ülkesine olan sevgisi artıyor. İnsanlarımız sadece televizyonda gördüklerine göre hareket ediyor. Yani bize ne gösterilirse bize ne dikta ettirilirse, bizi hangi yöne çekmek isterlerse biz tamamen o yöne doğru kendimizi odaklıyoruz. Ve o gördüğümüz şeylerin, her gün bize anlatılanların doğru olduğuna inanıyoruz ve inandırılıyoruz. Bu inancımızı kırabilmek için bazı şeyleri gözümüzle görüp, yerinde yaşamamızda fayda var diye düşünüyorum. Gelecekteki hedefimle ilgili 15 yıldır birikim yapıyorum. Allah nasip ederse 2023 yılında bu birikimim tamamlanacak ve dünyadaki ülkeleri sırasıyla hepsini teker teker gezmek istiyorum. Hangi ülkede hangi etkinlik varsa, popülaritesi yüksek olduğu dönemleri tercih etmek şartıyla bu ülkeleri gezmek istiyorum.

 

KİTAP YAZMAK İSTİYOR

Bir de kitap yazmak istiyorum. Çünkü bizim nesil geçiş dönemine denk geldi. Mesela; ilk elektriğin geldiğini gördüm. Köye ilk traktörün geldiğini gördüm. Öküzle çift sürdüm. At arabasını, eşeği gördüm. Geçmişi de gördüm geleceği de gördüm. Sabahın beşinde kalkıp annemle birlikte ormanın içerisinde davar salmaya gittiğimiz de oldu. Şimdi bu yaşımda da dünyadaki en lüks otelde de kalabildim. En iyi arabaya da bindim, yürüyerek çok zor şartlarda gittiğim yerlerde oldu. Okula giderken yeğenimin odununu, sefertasını taşıyarak gittim. Bunların hepsini yaşadığım için yaşadıklarımızı gelecek nesillere aktarmak lazım. Bir de ben bunları homojen bir yapı içerisinde çözümleyip anlatabilmeyi de seviyorum. Dolayısıyla bunların da mutlaka gelecek nesillere aktarılması gerekiyor.

 

300 YILDIR BOLULUYUZ

Kökümüzü araştırdım. Yaklaşık 300 sene geriye gidebildim. 300 senedir biz Boluluyuz. Onun öncesinde Osmanlı döneminde savaşlarda sancak taşıyan sülaleye Alemdar denilirmiş. Sancak taşımak çok önemli bir görevmiş ve bu görev belli bir sülaleye verilirmiş. O da bizim sülaleye verilmiş. Bizim bununla ilgili bir de derneğimiz var Sakarya'da Alemdarlar Derneği. Her yıl yaklaşık 5 bin kişi toplanıyor burada. Dernek 5 bin kişiyi topluyor. Türkiye’nin her yerindeki bütün Alemdarlar, Bayraktarlar burada toplanıyor, zaman zaman bende katılıyorum. Kime sorsanız soyadı Alemdar, Bayraktar.